Posts tagged impressionism
Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
Resmin Adi : Madame Monet and Her Son - Woman with parasol (1875)
Nerede : National Gallery of Art, Washington, ABD
Boyutu : 100 cm x 81 cm
Monet, Manet’in yönlendirmesiyle 1871 sonlarında Argenteuil’de kalacak bir yer keşfetmişti. Buradaki coğrafya, ona uzun zaman resimlerindeki en verimli dönemlerini yaşattı. Resimde Monet’nin büyük aşkı ve ilk eşi Camille, oğullarıyla beraber. Klasik bir portreden çok uzak, onlar Argenteuil’de güneşli bir günde gezintiye çıkmışlar ve Monet’nin objektifine yakalanmış gibiler. Monet bu resmi 1876’da sergilediğinde büyük ses getirmiş ve övgülere boğulmuştu. Monet’nin uzun ve yorucu hayatını 30 Mart‘ta anlatmıştım, The Water Lily Pond isimli muhteşem resmi eşliğinde. 13 Haziran‘da ise The Houses of Parliament resminden bahsetmiştim, hatırlamak isterseniz tarihlere tıklayın.
Ressam : Camille Pissarro (1830-1883)
Resmin Adi : The Boulevard Montmartre at Night (1898)
Nerede : National Museum, Londra, İngiltere
Boyutu : 55 cm x 65 cm
İzlenimcilerinin bu ağırbaşlı abisinden, Montmartre Bulvarı’nı bir kış sabahı nasıl gördüğünü görmüştük. Bu ise aynı bulvarın bir akşam tasviri. Pisarro’yu 22 Mart’ta anlatmıştım, hatırlamak isterseniz linki. Resim, izlenimci tekniğin anlaşılması için adeta bir ders niteliğinde. Resmin sahibi National Gallery, sitesinde resme çok yaklaşıp her bir fırça darbesini incelememize izin verecek bir uygulama yapmış, sağdaki yakınlaşma barını kullanarak resim üzerinde gezebilirsiniz. İki fırça darbesinden nasıl bir araba ve farı ortaya çıkıyor bir bakalım :)
Ressam : Mary Cassatt (1845-1926)
Resmin Adi : Child in a Straw Hat (1886)
Nerede : Museum of Modern Art , Washington, ABD
Boyutu : 65,3 cm x 49,2 cm
Amerikali izlenimci, azicik boyayla fotograf kadar gercek yuzler cizmekte uzmandi. Boyundan buyuk sapka takan cocuklar da bir sure tekrarladigi konulardandi. Cassatt’tan ve israrci hayatindan bahsetmistim, hatirlamak isterseniz linki http://gunde1resim.com/post/4812070797/ressam-mary-cassatt-1844-1926-resmin-adi-at …
Ressam : Gustave Caillebotte (1848-1894)
Resmin Adi : Paris Street; Rainy Day (1877)
Nerede : The Art Institute of Chicago, Chicago, ABD
Boyutu : 212,2 cm x 276,2 cm
Fransız ressam Caillebotte (okunuşu dilimiz döndüğünce cayubot), İzlenimcileri bir arada tutan ve akımın yaşamasına olanak tanıyandır. Caillebotte, Paris’te varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Yaz tatillerinde hobi olarak resim yapıyordu. Hukuk eğitimi aldı ve Prusya Savaşı’na katıldı. Çok şükür Bazille kadar şanssız değildi, savaşta ölmedi. Savaş sonrası Paris’e döndüğünde, resimle daha çok ilgilenmeye başladı. 25 yaşındayken güzel sanatlarda eğitim almaya başladı ama eğitimi yarıda kaldı. 4 yıl içinde önce babasını, sonra annesini kaybetti. Kardeşler mirası bölüştüler. İşte bu miras, Caillebotte’un cömertliği sayesinde, izlenimciliği ayakta tuttu. 26 yaşındayken parke işçilerini konu edindiği resim Salon tarafından kabul edilmemişti. 1 yıl sonra, Caillebotte’un 8 resmi izlenimcilerle birlikte sergileniyordu. Caillebotte, resim tekniğinde kendini özgür bırakmıştı, bazen hepsinden farklı olarak gerçekçiliğe yaklaşıyor, bazen de ünlü izlenimci arkadaşlarından etkileniyordu. Resim yapmak tamamen keyif işiydi onun için. 34 yaşından itibaren resim yapmakla da ilgilenmedi, pul koleksiyonu, bahçe işleri, yat yarışları gibi diğer hobilerine zaman ayırdı. Caillebotte’un övgüye değer pul koleksiyonu da, bugün Londra’daki İngiliz Kütüphanesi’nde sergilenmekte. Caillebotte, hem izlenimci akımı sevdiği, hem de arkadaşlarına destek olmak istediği için, onların resimlerini satın aldı. Sergi düzenlenmesi için salon kiraladı, resimleri çerçeveletti, tanıtımını yaptı. İzlenimcilik akımının cömert patronu olmuştu. Koleksiyonunda, Pissarro, Renoir, Sisley, Monet, Manet, Degas ve Cezanne’a ait 68 resim vardı. Vasiyetinde, bu resimleri Fransız Devleti’ne bıraktığını açıkladı, tek bir şartı vardı, o da resimler önce Lüxemburg Müzesi’nde, sonra da Louvre’da sergilenecekti. Resimlerin tavan arasında veya Paris’ten uzak küçük şehir müzelerinde yer almasını, kaybolup gitmesini istemiyordu. Ancak Caillebotte, sadece 45 yaşındayken akciğerindeki bir rahatsızlık sebebiyle, bahçesinde çalışırken vefat etti. Neyseki Caillebotte, Renoir’ı vasiyetinin takipçisi olarak görevlendirmişti. Renoir, resimlerden 38’inin Lüksemburg Müzesi’nde yayınlanması için devletle anlaştığında, aradan 20 yıl geçmişti. Yani Caillebotte’un vefatından ancak 20 yıl sonra bu değerli resimler, sonunda halkla buluşma imkanı buldu. Diğer 29 resim yine beğenilmemiş, kabul edilmemişti. Paris’in çok beğenmiş sanat akademisyenleri, 1924’te bu izlenimci eserleri kabul ettiğini açıkladığında ise bu defa Caillebotte’un mirasçıları buna izin vermedi. Resimler bugün Barnes Vakfı’na ait ve Philadelphia’daki vakıf galerisinde sergilenmekte. Caillebotte’un kendine ait 40 kadar resmi ise Orsay’da görülebilir. “Yağmurlu bir günde Paris Caddesi” resmi 1964’te Chicago Sanat Enstitüsü tarafından satın alındıktan sonra, ressam Amerika’da popülerlik kazandı. Bu resimde, izlenimciliğin aksine gerçekçilik vurgusu var. Bir fotoğrafta olduğu gibi, yakındaki kişilerde netlik, diğerlerinde fluluk var. Aynı zamanda gerçek olamayacak kadar da garip bir perspektife sahip.
Ressam : Mary Cassatt (1844-1926)
Resmin Adi : At the Theather (1879)
Nerede : The Nelson-Atkins Museum of Art, Kansas, ABD
Boyutu : 58,5 cm x 46 cm
Amerikalı izlenimci ressam Mary Cassatt, Pensilvanya’da doğdu. 7 yaşındayken ailesiyle birlikte Almanya’ya taşındı, 4 yıl içinde hem Fransızca hem de Almanca öğrendi. Küçücük yaşında Avrupa kültüründen etkilenmişti. Ressam olmaya karar verdi, Paris’te doğmamış olması onun bir izlenimci olmasına engel olamayacaktı. Amerika’daki eğitim ona sığ geldi, 21 yaşında aile baskılarına rağmen Paris’e taşındı. 24 yaşında Salon’a bir resmini kabul ettirdi ama baba korkusundan soyadını değiştirerek sergide yer aldı. Prusya Savaşı sırasında Amerika’ya dönmek zorunda kaldı. Bu dönemde resimlerini satmak için çok uğraştı ama başarılı olamadı, bir de üstüne bir yangında tüm eserleri yandı. Cassatt yine de vazgeçmedi. Paris’e geri döndü, Degas ile ömürlerinin sonuna dek sürecek dostluğu başladı. Salon’un katı kuralları onu da zorlayınca izlenimcilere katıldı. Artık 1890’larda Paris’te ünlü bir ressam olmuştu. Kazandıklarıyla izlenimci diğer ressamlara destek oldu, onların tablolarını satın aldı. Amerikalı koleksiyonerleri izlenimci resimler almaları konusunda yüreklendirdi. Amerika’da kadınlara oy hakkı tanınması konusunda sözcülük yaptı, bu konuda gelir sağlanması için sergiler açtı. Cassatt, bugün ailesinden etkilenerek yaptığı anne-çocuk yağlıboya resimleriyle ünlü. Ama bana göre Cassatt’ın en güzel resimleri pastel boya ile yaptığı portreler. “Tiyatroda” resmindeki çarpıcı teknik, pastel boya ile yaratılabilecek harikaların ispatı gibi. Cassatt ile Degas’ın ortak bir kaderleri vardı, ikisi de hiç evlenmedi ve ressamların başına gelebilecek en korkunç şeyi, körlüğü yaşadılar. Dostluklarının bir aşka döndüğünü hiçbir zaman açıklanmadılar. Ama Cassatt’ın, ikili arasında gidip gelen mektupları yakması bir şeyler gizlemiş olabilecekleri konusunda bir ipucu. Cassatt’ın yakma vukuatı bununla sınırlı değil, elinde bulunan ilk dönem eserlerini de beğenmeyip yakmışlığı vardı. Yaşlılığında, önceden satın aldığı Paris yakınlarındaki şatosuna taşındı. Fransız Devleti’nden onur madalyası almış, çok saygı duyulan ve her daim ziyaret edilen bir ressam olarak 82 yaşında vefat etti.
Ressam : Alfred Sisley (1839-1899)
Resmin Adi : Snow at Louveciennes (1878)
Nerede. : Orsay, Paris, Fransa
Boyutu : 61 cm x 50,5 cm
İngiliz izlenimci ressam Sisley, Paris’te doğdu. İngiltere’ye yaptığı seyahatler dışında hep Fransa’da yaşadı. Fransız vatandaşı olmak istedi ama reddedildi, bu sebeple bu konuya dikkat, Alfred Sisley Fransız ekolündendir ama kesinlikle bir İngilizdir. Babası ipek tüccarıydı, Alfred’in de ticaretle uğraşması için çok uğraştı, hatta eğitimi için onu Londra’ya gönderdi ama mümkün olmadı. Babası için iyi de oldu, çünkü Prusya savaşı sırasında babasının işi batınca, Sisley ona resimlerini satarak destek olacaktı. Sisley, güzel sanatlarda okudu, kısa zamanda Bazille, Monet ve Renoir ile arkadaş oldu, izlenimciliği benimsedi. Diğer izlenimci arkadaşlarından en büyük farkı sadece açıkhavada manzara resimleri yapması ve asla odak olarak bir insan, bir nesne seçmemesiydi. Louveciennes şehrinde bir kış geçirdi ve şehri kaplayan kardan çok etkilendi. Bugün Louveciennes’e ait en güzel resimler Sisley’in yaptıkları. Sisley, henüz 59 yaşındayken, eşinin vefatından birkaç ay sonra vefat etti.
Ressam : Berthe Morisot (1841-1895)
Resmin Adi : Summer (Young Woman by a Window) (1878)
Nerede : Musee Fabre, Montpillier, Fransa
Boyutu : 76 cm x 61 cm
Morisot, ilk kadın izlenimci ressamdı. Ailesinde başka ressamların da olmasının yardımıyla, ressam olmak istediğini açıkladığında tam destek gördü. Henüz 23 yaşındayken Salon’da resimleri sergilenmeye başladı. İzlenimcilere sırt çevirdiğini bildiğimiz Salon’un, sadece kadın olduğu için politik amaçlı Morisot’u desteklediğinden şüpheleniyorum. Morisot reddedilen izlenimcilerle birlikte sergiye katıldığı 1874 yılına kadar Salon’dan destek gördü. Morisot ve Manet’in tanışması her ikisinin de hayatlarını olumlu etkiledi. Morisot, Manet’yi Monet, Pissarro, Renoir gibi izlenimci arkadaşları ile tanıştıran oldu, resimlerinde modellik yaptı. Morisot ise Manet’in yazar olan kardeşi Eugene ile evlendi, Manet’nin öğrencisi olup resim tekliğini geliştirdi. Morisot’un resimlerinde kullandığı teknik, yağlıboya olmasına rağmen, sanki kuru kalemle çizilmişcesine keskin fırça darbeleri, ayrıştırıcı özelliği oldu. Morisot henüz 54 yaşındayken zatürre sebebiyle hayatını kaybetti. Morisot’un Salon tarafından onaylanan ve sergi için teslim etmesi beklenen resmi ile ilgili ilginç bir hikaye var. Morisot resmi teslim etmeden önce hocası Manet’ye, resimde içine sinmeyen ve beğenmediği yerlerden bahsediyor, Manet ise bunu üstükapalı bir rica algılayıp Morisot’un resmini düzeltiyor, Morisot resmi görünce doğal olarak fenalaşıyor J Bu harika bir hikaye ancak ne sözkonusu resim ne de sonradan resmin Salon’da sergilenip sergilenmediği ile ilgili bilgi bulamadım. Sözkonusu resim 150 yıl kadar önce yapılmış olmasaydı, tekoloji elverir, resmin before-after fotoğraflarına bakar Manet etkisini görebilirdik.
Ressam : Frederic Bazille (1841-1870)
Resmin Adi : Summer Scene (1869)
Nerede : Fogg Art Museum, Massachusetts, ABD
Boyutu : 1,58 m x 1,58 m
Fransız izlenimci ressam Bazille, tüm izlenimcileri bir arada tutacak ve onlara liderlik edecek bir potansiyele sahipti. Fransa’nın güney batı şehri Montpellier’de refah içinde büyüdü, ailesinin arsaları, şarap bağları vardı. Tıp eğitimi almak üzere Paris’e taşındı, doktorluğa öncelik vermesi şartıyla, ailesi hobi olarak resim ile ilgilenmesine izin vermişti. Renoir ve Sisley ile tanışınca izlenimciliği öğrendi ve benimsedi. Tıp sınavında başarılı olamayınca resimle daha çok ilglenmeye başladı. Monet ve Manet de birlikte resim yaptığı arkadaşlarıydı. Bazille hem ailesinden gelen zenginliği, hem de cömert kişilikli olduğundan izlenimcilere resim malzemeleri ve stüdyo sağladı. Bazille, izlenimci akımında resimler yapıyordu, ancak bunlar diğerlerinden gözle görülür şekilde farklıydı. Açıkhavada ama mutlaka insanları çok gerçekçi şekilde odaklayan resimlerdi bunlar. Nitekim Bazille’in resimleri 23 yaşından itibaren Salon’da yer buldu, Salon da onu farklı görüyordu anlaşılan. Fransa-Prusya savaşı çıktığında, o arkadaşları gibi Paris’i terketmedi, askerlikte tecrübesi olmamasına rağmen kendini bir alayın başında komutan buldu ve daha ilk muhabaresinde iki kez kurşunlanıp hayatını kaybetti, 29 yaşındaydı. Keike Bazille de Turner’ı falan incelemeye Londra’ya gitmiş olsaydı ölmeseydi. Hiç evlenmedi, hatta bir kadınla ilişkisinden de bahsedilmedi. Eşcinsel olduğu; ancak yaşadığı dönemde dünyanın fazlasıyla sığ görüşlü oluşundan bunu resmi bir şekilde açıklamadığı düşünülüyor. Summer Scene – Yaz Sahnesi resminde, nehir kenarında dinlenen 8 erkek ve mayoları içindeki estetik görünümleri bana göre gayet resmi bir açıklama :)
Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
Resmin Adi : The Water Lily Pond (1889)
Nerede : Orsay, Paris, Fransa
Boyutu : 89 cm x 93 cm
Mone, Mone, Mone… Yaptıklarının hatırına, ismini doğru telafuz ederek başlayayım lafa. İzlenimcilerin babası Monet, Paris’te doğdu, liman şehri La Havre’de büyüdü. Annesinin şarkıcı olması ona ilham verdi, sanatçı olmak istiyordu, babası gibi bakkal değil. Annesi ölüp de o Paris’e teyzesinin yanına taşınana kadar, sadece karikatür ve çizimlerini satmaktan bir sürü para biriktirmişti. Parisli ressamlar Louvre’da David’in resimlerini kopyalarken, o David’in öğrencisinden dersler almıştı, açıkhavada özgün resim yapmak istiyordu. 1861’de 7 yıllık sözleşme ile askere alındı. 1 yıl geçmeden biraz hastalanmasının etkisi, biraz da teyzesinin yardımıyla terhis oldu. Bir daha da ordu işlerinin, resimle arasına girmesine izin vermeyecekti. (1. Dünya Savaşı sırasında dibinde bomba patlarken bile resim yaptı.) Pissarro, Renoir, Sisley ve Bazille onun kırlarda birlikte resim yaptığı arkadaşlarıydı. 1865’te gelecekteki karısı Camille ile tanıştı. Camille ona modellik yapmıştı ve o resim Salon tarafından beğenilip sergilendi, büyük başarıydı amma velakin resmin Monet’nin bildiğimiz tarzı ile alakası yoktu. Zaten bu Salon’un kabul ettiği ilk ve son resmi oldu. O sırada Camille hamile kaldı, Monet’nin babası bu duruma kızdı ve Monet’in ona bile zor yeten harçlığı kesti. Salon’dan da red üstüne red geldi ve 1869’da en sonunda Monet ihtihar etti. Allahtan Seine nehrine atlamıştı ve ölmedi. Prusya savaşı sırasında Londra’daydı, Turner’ı inceledi, vizyon edindi. Fransa’ya döner dönmez de yeni resimler yaptı; bunlardan biri de “İzlenim : Gün Doğumu”ydu. 1973’te, Degas’la birlikte arkadaşlarına önderlik edip, ilk bağımsız serginin açılmasını sağladı. Sergideki resmi “İzlenim : Gün Doğumu” çok yeni bir yaklaşımdı. Klasik yaklaşım, var olanı her an herkesin gördüğü şekilde çizmeye motive ederken; Monet’nin yaklaşımı, gözün o an gördüğüyle, günün sadece o anının yansıttığı ışıkla resim yapmak üzerineydi. Resmi görenlerin genel kanısı resmin tamalanmamış ve beceriksizlik olduğu yönündeydi. “İzlenim” lafı tam da isabet olmuştu, gerçeği boyayamayanlar izlenimlerini boyardı ancak, insanlar “izlenimciler” lafını hakaret niteliğinde kullanmaya başladılar. Monet ve arkadaşları başarısız oldu, resim satamadılar ama ne yapmak istediklerini bulmuşlardı. Monet aralıksız resim yapmayı sürdürdü, izlenimci arkadaşları arasında inanılmaz bir saygınlığı vardı. Yakışıklı ve giyimine özen gösteren biriydi. Konuşmasını ve ikna etmesini iyi beceriyordu, izlenimciliği başkalarına en iyi o anlatabildiği, soruları en net o cevaplayabildiği için izlenimciler arasında hep en önde oldu. 1876’da zengin çift Ernest ve Alice’den sipariş gelene kadar işler çok kötüydü. İki aile dost oldu. Ama çok geçmeden Ernest battı ve ailesini terk edip kaçtı. Monet işleri toparlayacağım derken daha da borçlanmıştı. Camille ve Monet, Alice’in evine taşındılar, fakirlikten güçleri birleştirmek zorunda kaldılar. Camille 1879’da vefat edince, Alice evdeki tek kadın oldu, Monet rahat resim yapabilsin diye eve çeki düzen verdi, çocukları büyüttü. (Alice ve Monet ancak Ernest’in ölümüyle, 1892’de evlendiler. ) 1883’te Giverny’deki meşhur eve taşıdılar. Monet önce 25 kadar ot yığını resmi yaptı, her biri günün ayrı saatlerinde… Bu Montmartre’ın aynı açıdan 15 resmini yapan Pissarro için bile fazlaydı, kendini tekrar ediyorsun diye kızdı Monet’ye. Pissarro ölmeseydi ve Monet’nin nilüferlerin 250 kadar resmini yaptığını görse, muhtemelen Monet’nin delirdiğini düşünürdü. Monet, savaş sonrasında hayatın düzelmesi ile birlikte ilişkilerini kullanarak bazı girişimlerde bulundu. Nülüferlerini 4-5 metrelik dev tablolara boyadı ve müzelerde bunlar için oval odalar yaptırmayı başardı, fakat geç kalmıştı. Fransızlar izlenimciliğe hazır mı diye düşünürken, modern sanat kavramı çoktan gelişmişti ve izlenimcilik demode bile kalmıştı. 1926’da Monet 86 yaşındayken vefat etti. Yaşamı boyunca, izlenimci arkadaşları dışında, sanatının takdir edildiğine malesef şahit olamadı. Neyseki bugün “İzlenimcilik” akımı ve onun nilüferleri yeterince takdir topluyor. Benim Monet’ye olan hayranlığımın ispatı ise (umarım kendisi de böyle algılamıştır), Da Vinci’nin bebek İsa’sı üzerindeki hareye ve Michelangelo’nun Adem’inin eline ne kadar dokunmak istediysem, bu resimdeki nifülerlere de aynı kendini bilmez heyecanla dokunmak istemiş olmam. Nitekim biri Şiştina Şapeli’nin tavanında olduğundan, diğerinde ise Kraliçe’nin katı güvenliğine yakalandığımdan hayalim gerçek olamadı. Ama Orsay’daki güvenlik boşluğundan arsızca faydalanıp, nazikçe ama çok nazikçe bu resimde sağ altta görünen nilüfere dokundum, Monet’nin fırçalarını hayatım boyunca hatırlamak üzere hissettim. Bunu hakettiğime inandım, zarar da vermedim, yemin ederim.
Ressam : Edgar Degas (1834-1917)
Resmin Adi : A Cotton Office in New Orleans (1896)
Nerede : Museum of Fine Arts, Pau, Fransa
Boyutu : 73cm x 92m
Fransız izlenimci ressam Degas’ın baba tarafı bankacı, anne tarafı ise Amerika’da pamuk tüccarıydı. Aristokrat çağırışımı yapmak isteyen aile fertleri, kendilerine De Gas (dö ga) denmesinden hoşlanırdı. Aile baskısıyla hukuk fakültesine girdi ama okumadı, güzel sanatlar bölümünde eğitim almaya başladı. Louvre ve İtalya müzelerinde rönesans ustalarının resimlerini inceledi, kopyalarını yaptı, tarzını geliştirdi. Degas’ın diğer izlenimcilerden farkı, güvenli bulmadığı gerekçesiyle açıkhavada resim yapmayı reddedip , çoğunlukla sahne sanatlarını resimlerine konu etmiş olmasıdır. Bugün izlenimci uslüpta bir balerin resmi gördüğünüzde bunun Degas’a ait olduğunu iddia edebilirsiniz, %90 onundur. Degas hiç evlenmedi, ya da bir kadınla birlikteliği hiç konuşulmadı, bu sebeple kadın düşmanı olduğu konusunda dedikodular da oldu ama ilginç bir şekilde balerinlere hayranlık duydu, belki de adı konmamış bir fetişistti. Prusya savaşı sırasında askere alındı ama gözleri iyi görmediği için muaf oldu, savaş sonrası New Orleans’e gitti ve amcasının pamuk toptancıları ofisi resmini burada yaptı. Amcasının işi iflasın eşiğindeydi. Resimde önde oturan amcası, pamuğun kalitesine bakıyor, hemen arkadaki sandalyede abisi gazetede iflas haberlerini okuyor, diğer abisi cam kenarında, etrafta çalışanlar… Battık ama hala çalışıyoruz der gibi… Fransa’ya döndüğünde bu fotoğraf kadar parlak resim tarihe geçti, hem Degas’ın hem de izlenimci akımın bir müze tarafından satın alınan ilk resmi oldu. Bugün bu resim Pau şehrinin adeta sembolü. Paris’e döndüğünde üslupları kısıtlayan Salon’a karşı çıktı ve izlenimci arkadaşlarıyla bir olup bağımsız sergilerinin yapılmasında büyük rol oynadı. Aslında onun işleri diğerleri gibi reddedilmiyordu, 6 kez Salon’a kabul edilmişti, normalde asilik yerine üç maymunu oynaması beklenirdi ama Degas inançlarına son derece bağlıydı ve kendi başına gelmese bile herhangi bir sığ görüşün karşısında yer alacak bir karakteri vardı. Degas, aslında heykel alanında büyük yenilik olan, bal mumlu, peruklu, gerçek kumaştan tütü giydirilmiş balerin heykelleri de yaptı. O dönemde çirkinlik üretmekle suçlanan Degas’ın bu heykelleri, tıpkı resimler gibi 10 milyon değerinde alıcı bulabilen eserler oldu. Degas 1908’de tamamen kör oldu, sonrasında da işitme duyusunu kısmen kaybetti. 1. Dünya Savaşı’nı bu duyu eksikliği ile daha huzurlu geçirmiş olabilir.Savaş bitmeden, 83 yaşında vefat etti. Yalnız öldü ama cenazesinde akademisyenler konuşma yaptı, öldüğünde değeri bilinen nadir ressamlardan oldu.
Ressam : Camille Pissarro (1830-1883)
Resmin Adi : The Boulevard Montmartre on a Winter Morning (1897)
Nerede : Metropolitan, New York, ABD
Boyutu : 64,8 cm x 81,3 cm
Fransız ressam Pissarro, izlenimciliği kusursuzca uygulayanlardan ve izlenimcilik çıkışlı diğer akımları da kendini kısıtlamadan deneyen açık görüşlü bir ustadır. Virgin Adaları’nda doğdu, ailesi kuru gıda işindeydi, onu Paris’e yatılı okula gönderdiler, öğretmeni sanata olan yeteneğini keşfetti ve boş zamanlarında resim yapması için teşvik etti. Pissarro resim yapmayı çok sevdi ve okul bittiğinde aile işine dönmeyeceği çok açıktı. Paris’te eğitim aldı, izlenimciliği daha genç yaşında kendi tarzı olarak benimsemişti. Londra’da yaşadığı dönemde, sanat tüccarı tarafından keşfedildi. Paris’te açılan izlenimci sergilerinin tamamında yer aldı. Pissarro saygınlığı ile Cezanne ve Gauguin gibi geçimsiz yeneteklere de abilik yaptı, yol gösterdi. Montmartre Bulvarı’nda 1897’de aynı açıdan yaptığı 14 resim daha vardır, akşamüstü yağmuru, sisli sabah, gece efekti gibi cadde ile adeta aşk yaşamış, tüm hallerini özenle resmetmiştir. Pissarro’nun özellikle manzara resimleri, tuhaf bir şekilde ulaşılabilir görünüyor. Sanki TRT’de Bob’u daha dikkatli seyretseydik biz de yapabilir miydik, ne? Yok canım, o kadar da kolay değil! Resimlerinin bize bu kadar yakın görünmesinin sebebi, Pissarro’nun “doğayı” olması gerektiği gibi “doğal” resmetmesi ve egosunu bastırıp resimlerine uçuk hareketler katmamış olmasıdır. Pissarro’nun çocuklarının tamamı resimle ilgilenmiş, bugün Pissarro ailesinden aynı soyadı taşıyan 9 ressam daha varmış. Söylemiştim, yeteneği insanı komplekse sokmuyor, aksine yüreklendirip ben de denemeliyim dedirtiyor.
Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)
Resmin Adi : Bal du moulin de la Galette - Dance at Le Moulin de la Galette (1876)
Nerede : Orsay Müzesi , Paris, Fransa
Boyutu : 1,31 m x 1,75 m
Fransız ressam Renoir, çocuk yaşta zanaatkâr olup, tabak ve yelpaze boyayarak tekniğini geliştirdi, yeterince para biriktirince de hep hayal ettiği gibi ressamlık eğitimine başladı. Resimlerindeki izlenimci üslup, bulanık ifadeler beğenilmediğinden sergiye kabul edilmeyen işleri oldu, tam da bu dönemde Sisley, Monet gibi akademinin sıkı kurallarına karşı çıkan arkadaşlarıyla çoğunluktan ayrılıp kendi sergilerini açtılar. Renoir diğer impressionist arkadaşlarından farklı olarak, ömrünün sonun kadar değil sadece 10 yıllık bir süreçte izlenimci oldu, çünkü klasik resimin kurallarindan kaçarken kendini izlenimcilik kurallarında buldu, ve kendini bu şekilde kısıtlamayı reddetti. İtalya seyahatinde başyapıtları inceledi, onlardan ilham aldı ve kendini sınırlandırmadan güzeli aramaya devam etti. Kendi keşfi olan resimlerine yerleştirdiği renkli virgüller tekniği ile ışık yansımalarını en güzel şekilde yansıttı. Bal du moulin de la Galette’de, işçi sınıfından insanların dans etmek için buluştukları Montmartre’deki pazar gününü resmetti. Bu resim öncesi yaptığı taslak çalışma, dikkat edin orjinali değil, bugüne kadar dünyada satılan en pahalı 5 resimden biri.
Ressam : Edouard Manet (1832-1883)
Resim : Olympia (1863)
Nerede : Orsay Müzesi , Paris, Fransa
Boyutu : 1,305 m x 1,90 m
Fransız ressam Manet, Rönesans başyapıtlarını yakından inceleme fırsatı bulmuş ve bu başyapıtlardan aldığı ilhamı, günlük hayata adapte eden resimler yaparak gerçekçilik (realism) akımının öncüsü olmuştur. Manet sadece realisim akımının öncülerinden değil, aynı zamanda impressionism akımına geçişte de öncü ve çağdaşlarına ilham vermiş ressamlardandır. Tüm bu özelliklerine rağmen Manet’in Monet ile karıştırılması bana göre oldukça acımasızdır. Tartışmalar yaratan Olympia eseri, modern sanatın başlangıcı kabul edilir.
Olympia’nın başkaldıran özelliği, çıplak kadının bir kusursuz bir tanrıça veya ilham aldığı Venüs yerine, bir hayat kadın olarak, hem de siyahi bir kadından hizmet alırken ve o dönem fahişeliğin sembolü olan siyah kedi ile resmedilmiş olmasıdır. Kadının tamamen çıplak olması yerine, boynunda siyah kolye, saçlarında amber çiçeği, kolunda bilezikler ve tek ayağında terlik olması daha da erotik algılanmış, tüm bu ayrıntıların üstüne sergilediği cürretkar bakış çok ilgi ve tepki çekmiştir. Eleştirmenlerce kadınların bu resimden uzak tutulması gerektiği ile ilgili eleştiriler yazılmış, Olympia’nın sergilendiği Paris Salonu yönetimi, resmi özel bir odaya alınarak, saldırılara karşı kollamak zorunda kalmıştır.