museo del prado

Showing 4 posts tagged museo del prado

Ressam  : Hieronymus Van Aken “Bosch” ( ? -1516)
Resim  : The Garden of Earthly Delights  (1500-1505)
Nerede  : Museo del Prado, Madrid, İspanya
Boyutu  : 220 cm x 389 cm 
Rönesans döneminde, Michelangelo ve Leonardo gibi dahiler İtalya'da şaheserler yaratmaktayken, Avrupa'nın başka yerlerinde birkaç ressam'da dahiliğin sınırlarını zorluyordu. Bunlardan biri Alman ressam Albrecht Dürer‘di, diğeri de Hollandalı  Bosch! Hollanda'dan böyle tuhaf yeteneklerin çıkmasına aşinayız gerçi, tüm bu ressamlardan 100 yıl kadar önce yaşayan 14.yy'ın dahisi Jan Van Eyck de yağlı boya tekniğini geliştiren, resme ilk imza atan ve ilk kez soylu olmayan insanların resimlerini yapan ilginç bir ressamdı. (Bilinen ilk oto-portreyi yapan Dürer ama Van Eyck'in de oto-portresi olduğu zannedilen bir resim var, bahsetmiştim.) “The Garden of Earthly Delights” yani “Dünyevi Zevklerin Bahçesi” isimli resmiyle beni büyüleyen Bosch'u tek resimle anlatacağımdan, itinayla sona bırakmıştım. Bosch'un doğum tarihi hiçbir yazılı kaynakta yok, tahminler 1450'li yıllarda doğduğu ile ilgili. Hollanda'nın s-Hertogenbosch isimli şehrinde doğup yaşadığı ve Avrupa'da başka şehirlerde de tanındığından ona memleketinin adı ile hitap edilmeye başlanmış. Hatta İspanyollar ona “El Bosco” diyormuş. Bosch'un ailesinde çok ressam olduğu, bu sebeple eğitimini aile içinde aldığı tahmin ediliyor. Bosch ile ilgili bilinen bir başka şey ise ailesinin ve kendisinin, yine s-Hertogenbosch şehrinden çıkan  "Meryem Ana Kardeşlik Örgütü"nün aktif bir üyesi olduğu. Örgütün amacı Meryem Ana'ya karşı hissettikleri hürmetlerini daha fazla kişiye yaymaktı. Bu örgütün Avrupa çapında binlerce üyesi vardı ve bu da sağlam bağlantılar ve birbirini kollayan insanlar grubu demekti.  İspanyollar, kralları Felipe II Bosch'un değerini anlayıp, onun resimlerini aldığı için çok şanslılar, bu sayede bu müthiş resim bugün İspanya'da. Dünyanın sonunun geldiği film sahneleri vardır ya, Sistina Şapel'in yıkıldığı, Adem ile Tanrı'nın ellerinin sonsuza kadar ayrıldığı o dokunaklı sahneler, işte bu resim de bence o sahnelerde yer alması gereken, dünya miraslarından bir tanesi. İlk bakışta resim minyatür benzeri, gerçekçilikten uzak ve teknik olarak zayıf gelebilir. Öyle de, doğruya doğru… Ama asıl olay kompozisyonda. Bosch triptik yani 3 panelden oluşan resimler yapmayı çok seviyormuş. Hikaye anlatmayı sevdiği ortada, dine olan yakınlığından ve bu konudaki düşüncelerini yaymak konusundaki örgütlenmesini de bildiğimizden, bu konu hiç şaşırtıcı değil. Yaratılış (Genesis ) kitabındaki öykü, Adem ve Havva'nın yaratılışı, cennetten kovulmaları Michelangelo da dahil pek çok ressamın sevdiği konulardı.  Ancak dikkatli bakınca göreceğiniz tasvirler, o dönemden kalan tasvirlerle uzaktan yakından ilişkili değil. Bosch, okuduklarını, zihninde apayrı canlandırmış ve çok başka bir dünya yaratmış. 1500'lerde böyle bir hayal dünyası nasıl ortaya çıkmış, anlamak mümkün değil. Sanki uzaylılar kaçırmış ve dünyaya resim yapması için geri bırakmış gibi. Soldaki kompozisyon Cennet'ten, Adem'in Havva ile Tanrı tarafından tanıştırılması. Tanrı Havva'nın elinden tutmuş, onu kutsuyor ve Adem'e takdim ediyor, Adem'e karşı temkinli, parmaklarıyla bir uyarı işareti var. Etraf ilginç hayvanlarla dolu, elmalarla dolu ağaçlar, canlılara hayat veren su ve çeşme. Ortadaki kompozisyon ise Adem ve Havva'nın bir araya gelmesi sonucu dünyanın insanlar tarafından adeta istila edilmesi, dev meyveler, tuhaf hayvanlar, fazlasıyla cinsellik, dünyada var olan zevklerin tamamını sonuna kadar tüketmeleri. Ve en sağda, Cehennem. Kendine hakim olamayan insanların hazin sonu. Bugüne kadar gördüğümüz ilginç tasvirler Cennet'te melekler, Cehennem'de zebaniler iken, Bosch burada Sauron'un hükümdarlığındaki Mordor'u yaratmış gibi. Cehennem yukarıda karanlık başlıyor, zebani kılıklı tuhaf yaratıklar yakıyor, yıkıyor, cehenneme gelenlere korkunç bir karşılama yapıyorlar. Ama aşağıdaki olaylar cehennemin girişinden de beter. Uzay mekiğini andıran bir kadının kaburgaları içinde kumar oynayanlar ve şarap düşkünleri, insanları ezen dev kulaklar. Sahte bir rahibe cezasını fena çekiyor, garip hayvanlar insan gibi iki ayak üzerinde, kıyafet giyinmişler ve ellerinde ateş insanları acı sonu sürüklüyor. Pardon? Bizim hala sürrealizm denince aklımıza Dali geliyor değil mi? Müzikle eğlenenlere ne demeli, hepsi cezasını çekiyor, biri davulun içine hapsolmuş, diğerine fülüt saplamışlar. Kurbağa gibi yeşil bir yaratığın poposunda bir ayna. Mavi dev bir kuş, kral gibi oturmuş, bir bir günahkarları yemekte, altındaki mavi balondan bir bir insanlar çukura düşüyor. Bir günahkara yediği paralar, o çukurun içine dışkı olarak boşalttırılıyor, bir şarapçı ise içtiği şarabı üstlerine kusuyor. Sembolizm mi dediniz? Ve daha neler neler, tek tek bakmak, keşfetmek, şaşırmak serbest… Günümüzde bile biri böyle bir resim yapsa, deli muamelesi yapılır, tıpkı Dali'ye yapılan gibi. Peki bu neyin nesi, bu tuhaf dünyanın ilhamı sadece yaratılış hikayesi olabilir mi? Cevaplamak imkansız, tuhaf olan böylesi bir çılgın resmin, bir kral tarafından beğenilip satın alınmış olması. Yani pek de deli muamelesi yapılmışa benzemiyor. Resmin tadını çıkartmak için Prada müzesindeki sayfadan yakınlaştırarak bakabilirsiniz. Ancak çok detaylı kompozisyon olduğu için bu bile yeterli olmaya bilir. Wikipedia'daki bu resme tıklarsanız, 97mb büyüklüğündeki resmi bilgisayarınıza indirebilirsiniz.  High-res

Ressam  : Hieronymus Van Aken “Bosch” ( ? -1516)

Resim  : The Garden of Earthly Delights  (1500-1505)

Nerede  : Museo del Prado, Madrid, İspanya

Boyutu  : 220 cm x 389 cm 

Rönesans döneminde, Michelangelo ve Leonardo gibi dahiler İtalya'da şaheserler yaratmaktayken, Avrupa'nın başka yerlerinde birkaç ressam'da dahiliğin sınırlarını zorluyordu. Bunlardan biri Alman ressam Albrecht Dürer‘di, diğeri de Hollandalı  Bosch! Hollanda'dan böyle tuhaf yeteneklerin çıkmasına aşinayız gerçi, tüm bu ressamlardan 100 yıl kadar önce yaşayan 14.yy'ın dahisi Jan Van Eyck de yağlı boya tekniğini geliştiren, resme ilk imza atan ve ilk kez soylu olmayan insanların resimlerini yapan ilginç bir ressamdı. (Bilinen ilk oto-portreyi yapan Dürer ama Van Eyck'in de oto-portresi olduğu zannedilen bir resim var, bahsetmiştim.) “The Garden of Earthly Delights” yani “Dünyevi Zevklerin Bahçesi” isimli resmiyle beni büyüleyen Bosch'u tek resimle anlatacağımdan, itinayla sona bırakmıştım. Bosch'un doğum tarihi hiçbir yazılı kaynakta yok, tahminler 1450'li yıllarda doğduğu ile ilgili. Hollanda'nın s-Hertogenbosch isimli şehrinde doğup yaşadığı ve Avrupa'da başka şehirlerde de tanındığından ona memleketinin adı ile hitap edilmeye başlanmış. Hatta İspanyollar ona “El Bosco” diyormuş. Bosch'un ailesinde çok ressam olduğu, bu sebeple eğitimini aile içinde aldığı tahmin ediliyor. Bosch ile ilgili bilinen bir başka şey ise ailesinin ve kendisinin, yine s-Hertogenbosch şehrinden çıkan  "Meryem Ana Kardeşlik Örgütü"nün aktif bir üyesi olduğu. Örgütün amacı Meryem Ana'ya karşı hissettikleri hürmetlerini daha fazla kişiye yaymaktı. Bu örgütün Avrupa çapında binlerce üyesi vardı ve bu da sağlam bağlantılar ve birbirini kollayan insanlar grubu demekti.  İspanyollar, kralları Felipe II Bosch'un değerini anlayıp, onun resimlerini aldığı için çok şanslılar, bu sayede bu müthiş resim bugün İspanya'da. Dünyanın sonunun geldiği film sahneleri vardır ya, Sistina Şapel'in yıkıldığı, Adem ile Tanrı'nın ellerinin sonsuza kadar ayrıldığı o dokunaklı sahneler, işte bu resim de bence o sahnelerde yer alması gereken, dünya miraslarından bir tanesi. İlk bakışta resim minyatür benzeri, gerçekçilikten uzak ve teknik olarak zayıf gelebilir. Öyle de, doğruya doğru… Ama asıl olay kompozisyonda. Bosch triptik yani 3 panelden oluşan resimler yapmayı çok seviyormuş. Hikaye anlatmayı sevdiği ortada, dine olan yakınlığından ve bu konudaki düşüncelerini yaymak konusundaki örgütlenmesini de bildiğimizden, bu konu hiç şaşırtıcı değil. Yaratılış (Genesis ) kitabındaki öykü, Adem ve Havva'nın yaratılışı, cennetten kovulmaları Michelangelo da dahil pek çok ressamın sevdiği konulardı.  Ancak dikkatli bakınca göreceğiniz tasvirler, o dönemden kalan tasvirlerle uzaktan yakından ilişkili değil. Bosch, okuduklarını, zihninde apayrı canlandırmış ve çok başka bir dünya yaratmış. 1500'lerde böyle bir hayal dünyası nasıl ortaya çıkmış, anlamak mümkün değil. Sanki uzaylılar kaçırmış ve dünyaya resim yapması için geri bırakmış gibi. Soldaki kompozisyon Cennet'ten, Adem'in Havva ile Tanrı tarafından tanıştırılması. Tanrı Havva'nın elinden tutmuş, onu kutsuyor ve Adem'e takdim ediyor, Adem'e karşı temkinli, parmaklarıyla bir uyarı işareti var. Etraf ilginç hayvanlarla dolu, elmalarla dolu ağaçlar, canlılara hayat veren su ve çeşme. Ortadaki kompozisyon ise Adem ve Havva'nın bir araya gelmesi sonucu dünyanın insanlar tarafından adeta istila edilmesi, dev meyveler, tuhaf hayvanlar, fazlasıyla cinsellik, dünyada var olan zevklerin tamamını sonuna kadar tüketmeleri. Ve en sağda, Cehennem. Kendine hakim olamayan insanların hazin sonu. Bugüne kadar gördüğümüz ilginç tasvirler Cennet'te melekler, Cehennem'de zebaniler iken, Bosch burada Sauron'un hükümdarlığındaki Mordor'u yaratmış gibi. Cehennem yukarıda karanlık başlıyor, zebani kılıklı tuhaf yaratıklar yakıyor, yıkıyor, cehenneme gelenlere korkunç bir karşılama yapıyorlar. Ama aşağıdaki olaylar cehennemin girişinden de beter. Uzay mekiğini andıran bir kadının kaburgaları içinde kumar oynayanlar ve şarap düşkünleri, insanları ezen dev kulaklar. Sahte bir rahibe cezasını fena çekiyor, garip hayvanlar insan gibi iki ayak üzerinde, kıyafet giyinmişler ve ellerinde ateş insanları acı sonu sürüklüyor. Pardon? Bizim hala sürrealizm denince aklımıza Dali geliyor değil mi? Müzikle eğlenenlere ne demeli, hepsi cezasını çekiyor, biri davulun içine hapsolmuş, diğerine fülüt saplamışlar. Kurbağa gibi yeşil bir yaratığın poposunda bir ayna. Mavi dev bir kuş, kral gibi oturmuş, bir bir günahkarları yemekte, altındaki mavi balondan bir bir insanlar çukura düşüyor. Bir günahkara yediği paralar, o çukurun içine dışkı olarak boşalttırılıyor, bir şarapçı ise içtiği şarabı üstlerine kusuyor. Sembolizm mi dediniz? Ve daha neler neler, tek tek bakmak, keşfetmek, şaşırmak serbest… Günümüzde bile biri böyle bir resim yapsa, deli muamelesi yapılır, tıpkı Dali'ye yapılan gibi. Peki bu neyin nesi, bu tuhaf dünyanın ilhamı sadece yaratılış hikayesi olabilir mi? Cevaplamak imkansız, tuhaf olan böylesi bir çılgın resmin, bir kral tarafından beğenilip satın alınmış olması. Yani pek de deli muamelesi yapılmışa benzemiyor. Resmin tadını çıkartmak için Prada müzesindeki sayfadan yakınlaştırarak bakabilirsiniz. Ancak çok detaylı kompozisyon olduğu için bu bile yeterli olmaya bilir. Wikipedia'daki bu resme tıklarsanız, 97mb büyüklüğündeki resmi bilgisayarınıza indirebilirsiniz. 

Ressam : Francisco Goya (1746-1828)
Resmin Adı : Two Old Men Eating Soup (1819-1823)
Nerede : Museo del Prado, Madrid, İspanya
Boyutu : 49,3 cm x 83,4 cm
Bu resim, Goya'nın 1819-23 yılları arasında evinin duvarlarına boyadığı ve toplam 14 resimden oluşan “Black Paintings” serisinden. Goya bu resimleri yaptığında 73 yaşını geçmişti ve hem sağlığı hem de ruh hali oldukça karanlıktı. Adı üzerinde bunlar kara resimler, komposizyonlar fazlasıyla karanlık. Muhtemelen sağır olmasın da getirdiği hassasiyet ve gözlemle, insanoğlunda tanık olduğu karanlık yönlerini aktarmıştı Goya. Bu seriye ait tüm resimler duvarda olduğundan, ziyarete açık değildi. 1873-74 yıllarında Prado Müzesi tarafından kanvasa aktarıldı. Goya'nın hayatını “Madrid'de 3 Mayıs 1808” resmi eşliğinde 4 Nisan‘da anlatmıştım, hatırlamak isterseniz tıklayın.
Bildiğiniz gibi Günde 1 Resim'de yer yerdiğim tüm resimleri, o gün o an seçip anlatıyorum. O günün ruh haliyle seçtiğim resimler, bir nevi o gün aklımdakileri özetliyor. Bugün Van Depremi'nde 4. gün bitti. Gündemimiz yardım toplamaktan çıktı, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamaması oldu. Bu resmin adı, her ne kadar iki yaşlı adamın çorba içmesini söylüyor olsa da, ben farklı bir şey görüyorum. İki kişiden biri aç; biri daha aç! Bugün @sorumlublog gönüllüleri @denizeslek ve @berkantakarcan Van'da gözleriyle gördüklerini özgürce bize anlattı. Bugün Van'a ulaşmış ve içi yardım malzemesi dolu 80 tır, güvenlik sağlanamadığı için dağıtıma çıkarılamadı, depoda bekletiliyor. Şu an yolda olan ve Van'a ulaşmak üzere olan yardım tırları, güvenle dağıtıma çıkamazsa depoda da yer olmadığı için ihtiyaç sahiplerine ulaşamayacak. Araçla yerinde dağıtım yapılamadığı için, sadece depo kapısında kuyrukta bekleyenler yardıma ulaşabiliyor. Unutmayın engelliler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar bu şartlarda kuyrukta bekleyemez. Kuyrukta bekleyip, yardım alanların ihtiyaç sahibi olup olmadığı doğal olarak saptanamıyor. Şu aşamada hedefimiz yeni yardımlar toplamak değil, Van'a ulaşan yardımın, organize ve güvenli dağıtımını sağlamak olmalı. Deniz ve Berkant gözümüz, kulağımız olmak için oradalar, anlattıklarını duyun! #vandaihtiyacguvenlidagitim High-res

Ressam : Francisco Goya (1746-1828)

Resmin Adı : Two Old Men Eating Soup (1819-1823)

Nerede : Museo del Prado, Madrid, İspanya

Boyutu : 49,3 cm x 83,4 cm

Bu resim, Goya'nın 1819-23 yılları arasında evinin duvarlarına boyadığı ve toplam 14 resimden oluşan “Black Paintings” serisinden. Goya bu resimleri yaptığında 73 yaşını geçmişti ve hem sağlığı hem de ruh hali oldukça karanlıktı. Adı üzerinde bunlar kara resimler, komposizyonlar fazlasıyla karanlık. Muhtemelen sağır olmasın da getirdiği hassasiyet ve gözlemle, insanoğlunda tanık olduğu karanlık yönlerini aktarmıştı Goya. Bu seriye ait tüm resimler duvarda olduğundan, ziyarete açık değildi. 1873-74 yıllarında Prado Müzesi tarafından kanvasa aktarıldı. Goya'nın hayatını “Madrid'de 3 Mayıs 1808” resmi eşliğinde 4 Nisan‘da anlatmıştım, hatırlamak isterseniz tıklayın.

Bildiğiniz gibi Günde 1 Resim'de yer yerdiğim tüm resimleri, o gün o an seçip anlatıyorum. O günün ruh haliyle seçtiğim resimler, bir nevi o gün aklımdakileri özetliyor. Bugün Van Depremi'nde 4. gün bitti. Gündemimiz yardım toplamaktan çıktı, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamaması oldu. Bu resmin adı, her ne kadar iki yaşlı adamın çorba içmesini söylüyor olsa da, ben farklı bir şey görüyorum. İki kişiden biri aç; biri daha aç! Bugün @sorumlublog gönüllüleri @denizeslek ve @berkantakarcan Van'da gözleriyle gördüklerini özgürce bize anlattı. Bugün Van'a ulaşmış ve içi yardım malzemesi dolu 80 tır, güvenlik sağlanamadığı için dağıtıma çıkarılamadı, depoda bekletiliyor. Şu an yolda olan ve Van'a ulaşmak üzere olan yardım tırları, güvenle dağıtıma çıkamazsa depoda da yer olmadığı için ihtiyaç sahiplerine ulaşamayacak. Araçla yerinde dağıtım yapılamadığı için, sadece depo kapısında kuyrukta bekleyenler yardıma ulaşabiliyor. Unutmayın engelliler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar bu şartlarda kuyrukta bekleyemez. Kuyrukta bekleyip, yardım alanların ihtiyaç sahibi olup olmadığı doğal olarak saptanamıyor. Şu aşamada hedefimiz yeni yardımlar toplamak değil, Van'a ulaşan yardımın, organize ve güvenli dağıtımını sağlamak olmalı. Deniz ve Berkant gözümüz, kulağımız olmak için oradalar, anlattıklarını duyun! #vandaihtiyacguvenlidagitim

Ressam  : Rembrandt van Rijn (1606-1669)
Resim : Artemisia (1634)
Nerede  :  Museo del Prado, Madrid, İspanya
Boyutu  : 142 cm x 152 cm
Resimlerinde, hayal ettiği ışığı istediği yere inanılmaz bir güzellikle yerleştirme yeteneğine sahip Rembrandt’ı 2 Mart’ta anlatmıştım, hatırlamak isteyenler için http://goo.gl/fJRV0 . Artemisia resmi’nde de ışığın ustası tüm yeteneklerini sergilemiş. Hem de hayatta olmayan, ünlü bir karakteri, hikayesiyle resmederek. Artemisia II Caria, MÖ 392’de Anadolu’ya hükmeden ünlü Persi Mausolus’un eşi ve aynı zamanda kardeşidir. Mausolus hiçbir zaman kral olmamıştır, ancak Karya bölgesini topraklara katıp yönetmesiyle ünlüdür. Bu sapkın ilişkinin bir uzantısı olarak Artemisia, Mausolus öldükten sonra, küllerini bir sıvı ile karıştırıp içmiştir. Bu hikaye Rembrandt’ı da fazlasıyla etkilemiş olacak, Artemisia’yı külleri içmek üzereyken resmetmiştir. Artemisia, Mausolus’un ölümü ardından yönetimi devralmış ve dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen “Halikarnas Mozolesi”ni, Mausolus için tamamlanmıştır. Halikarnas Mozolesi’nin 1500 yıl kadar ayakta kaldığı ve sonraki bir tarihte deprem sebeiyle yıkıldığı tahmin ediliyor. Saint Jean şövalyeleri bölgeye geldiğinde, mozaleden kalan taşları kullanarak, Bodrum Kalesi’ni inşa etmişler. Mozole bugün ayakta olsaydı, belki de turizm zengini bir ülke olurduk. Tuhaf şekilde restore edilen, Bodrum Kalesi ile yeterinde ilgi çekemediğimiz ortada! High-res

Ressam  : Rembrandt van Rijn (1606-1669)

Resim : Artemisia (1634)

Nerede  :  Museo del Prado, Madrid, İspanya

Boyutu  : 142 cm x 152 cm

Resimlerinde, hayal ettiği ışığı istediği yere inanılmaz bir güzellikle yerleştirme yeteneğine sahip Rembrandt’ı 2 Mart’ta anlatmıştım, hatırlamak isteyenler için http://goo.gl/fJRV0 . Artemisia resmi’nde de ışığın ustası tüm yeteneklerini sergilemiş. Hem de hayatta olmayan, ünlü bir karakteri, hikayesiyle resmederek. Artemisia II Caria, MÖ 392’de Anadolu’ya hükmeden ünlü Persi Mausolus’un eşi ve aynı zamanda kardeşidir. Mausolus hiçbir zaman kral olmamıştır, ancak Karya bölgesini topraklara katıp yönetmesiyle ünlüdür. Bu sapkın ilişkinin bir uzantısı olarak Artemisia, Mausolus öldükten sonra, küllerini bir sıvı ile karıştırıp içmiştir. Bu hikaye Rembrandt’ı da fazlasıyla etkilemiş olacak, Artemisia’yı külleri içmek üzereyken resmetmiştir. Artemisia, Mausolus’un ölümü ardından yönetimi devralmış ve dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen “Halikarnas Mozolesi”ni, Mausolus için tamamlanmıştır. Halikarnas Mozolesi’nin 1500 yıl kadar ayakta kaldığı ve sonraki bir tarihte deprem sebeiyle yıkıldığı tahmin ediliyor. Saint Jean şövalyeleri bölgeye geldiğinde, mozaleden kalan taşları kullanarak, Bodrum Kalesi’ni inşa etmişler. Mozole bugün ayakta olsaydı, belki de turizm zengini bir ülke olurduk. Tuhaf şekilde restore edilen, Bodrum Kalesi ile yeterinde ilgi çekemediğimiz ortada!

Ressam  :  Diego Velazquez (1599-1660)
Resim  :  Las Meninas – Nedimeler (1656)
Nerede  : Museo del Prado, Madrid, İspanya
Boyutu  : 3,18 m x 2,76 m
İspanyol ressam Velazquez, barok tarzındaki resimleriyle sarayın baş ressamı olarak kraliyet ailesine hizmet verdi. Tıpkı Louis David’in Napolyon  için çalışması gibi, Velazquez de IV.Philip için çalıştı, ancak David’in aksine sadece saray ailesini en güzel halleriyle resmetmedi, kendi gerçekçi bakış açısını da resimlere ekledi. Bu anlamda Velazquez barok resimler yapmasına rağmen, ileriki yüzyıllarda izlenimcilerden kubiklere pek çok ressama ilham verdi.  Las Meninas’ın resim tarihinde çok önemli bir yeri vadır, ilk defa 3 boyutun yansıtıldığı eser olmakla beraber belki de hakkında en çok makale yazılan resimdir ve hala tartışılan özellikleri var. Resimde çoban köpeği ile birlikle 12 karakter bulunmakta. O dönem kralın hayatta kalmış tek çocuğu olan Prenses Margarita hemen ortada, sağında ve solunda nedimeleri.  Solda Velazquez’in resim yaparkenki hali.  Çoban köpeğinin yanında sarayda yaşayan Alman ve İtalyan cüceler,  onların arkasında yaşlı hizmetli ve koruma,  kapıda ise Velazquez’in akrabası olduğu tahmin edilen saray çalışanı vardır. Resimdeki sürpriz, duvardaki aynadan yansıyan solda Kraliçe Mariana ve sağda  Kral VI.Philip.  Resmin Velazquez’i  mi yoksa Prenses Margarita’yı mı baş karakter aldığı, Velazquez’in kral ve kraliçe’nin resimlerini yaptığı sırada kendigörüntüsünü mü resmettiği, resmin bir ayna yansıması olup olmadığı gibi yüzlerce soru sorulmuş, tartışılmıştır. Tüm bu özne sorularına rağmen resmin adının “Nedimeler” olması da ilginçtir. 1957’de Pablo Picasso Las Meninas’ın 58 kubik versiyonunu yaptı. Gerçekliğinden emin olunmasa da, Velazquez’in üzerinde görünen şövalyelik sembolü kırmızı haçı, ölümüne çok üzülen IV. Philip saygısını sunmak üzere bizzat kendi yapmıştır. Velazquez bu ünvanı resmi tamamladıktan 3 yıl sonra almıştı, bu noktada Kral’ın çok sevdiği resme başka birinin el süremeyeceğini düşünürsek, oldukça mantıklı ve anlamlı bir iddia olduğunu varsayabiliriz. High-res

Ressam  :  Diego Velazquez (1599-1660)

Resim  :  Las Meninas – Nedimeler (1656)

Nerede  : Museo del Prado, Madrid, İspanya

Boyutu  : 3,18 m x 2,76 m

İspanyol ressam Velazquez, barok tarzındaki resimleriyle sarayın baş ressamı olarak kraliyet ailesine hizmet verdi. Tıpkı Louis David’in Napolyon  için çalışması gibi, Velazquez de IV.Philip için çalıştı, ancak David’in aksine sadece saray ailesini en güzel halleriyle resmetmedi, kendi gerçekçi bakış açısını da resimlere ekledi. Bu anlamda Velazquez barok resimler yapmasına rağmen, ileriki yüzyıllarda izlenimcilerden kubiklere pek çok ressama ilham verdi.  Las Meninas’ın resim tarihinde çok önemli bir yeri vadır, ilk defa 3 boyutun yansıtıldığı eser olmakla beraber belki de hakkında en çok makale yazılan resimdir ve hala tartışılan özellikleri var. Resimde çoban köpeği ile birlikle 12 karakter bulunmakta. O dönem kralın hayatta kalmış tek çocuğu olan Prenses Margarita hemen ortada, sağında ve solunda nedimeleri.  Solda Velazquez’in resim yaparkenki hali.  Çoban köpeğinin yanında sarayda yaşayan Alman ve İtalyan cüceler,  onların arkasında yaşlı hizmetli ve koruma,  kapıda ise Velazquez’in akrabası olduğu tahmin edilen saray çalışanı vardır. Resimdeki sürpriz, duvardaki aynadan yansıyan solda Kraliçe Mariana ve sağda  Kral VI.Philip.  Resmin Velazquez’i  mi yoksa Prenses Margarita’yı mı baş karakter aldığı, Velazquez’in kral ve kraliçe’nin resimlerini yaptığı sırada kendigörüntüsünü mü resmettiği, resmin bir ayna yansıması olup olmadığı gibi yüzlerce soru sorulmuş, tartışılmıştır. Tüm bu özne sorularına rağmen resmin adının “Nedimeler” olması da ilginçtir. 1957’de Pablo Picasso Las Meninas’ın 58 kubik versiyonunu yaptı. Gerçekliğinden emin olunmasa da, Velazquez’in üzerinde görünen şövalyelik sembolü kırmızı haçı, ölümüne çok üzülen IV. Philip saygısını sunmak üzere bizzat kendi yapmıştır. Velazquez bu ünvanı resmi tamamladıktan 3 yıl sonra almıştı, bu noktada Kral’ın çok sevdiği resme başka birinin el süremeyeceğini düşünürsek, oldukça mantıklı ve anlamlı bir iddia olduğunu varsayabiliriz.