Avatar
Günde 1 dakika ayırarak, yılda 365 resim tanıyabiliriz :)

Her gün 1 resim seçip, resmin ve ressamın öne çıkan özelliklerini, kendimce burada anlatıyorum.

Oylum Yüksel

http://www.facebook.com/gunde1resim
Posts tagged Metropolitan

Ressam : Georges-Pierre Seurat (1859-1891)

Resmin Adi : Circus Sideshow - Parade de Cirque  (1887-88)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 99,7 cm x 149,9 cm

Seurat, Paris’in banliyö kesiminde kurulan bu gezici sirkten çok etkilenmiş. Hemen hazırlıklarını yapıp, bu sirki nasıl resmedeceğini planlamış, ideal komposizyonu defalarca çalışmış. Bana göre şaheserlerini çok daha önce tamamlamıştı. Ancak onun için bu resmin önemi başka. Bu resim Seurat’a Bağımsızlar Salon’unda sergilenme hakkı getirince, geliştirdiği neo-impressionism tekniğini daha büyük kitlelerle tanıştırma fırsatı bulmuştu. Ne acıdır ki Seurat, impressionism defterini kapatıp yepyeni bir akıma insanları alıştırmaya daha yeni başlamışken sadece 32 yaşında vefat etmişti. Malum Seurat’ın henüz ısınma turlarındayken yaptıkları bile bugün birer şaheser olarak anılıyor. Belki bu bilgisayar ekranında, bu resimlerin birer şahaser olduğu hissi geçmiyordur ama sizi temin ederim, Bathers at Asnieres resmini ilk gördüğümde karşısında çakılıp kalmıştım. Bunu bilen müze yönetimi 2 x 3 metre büyüklüğündeki resmin karşısında kocaman bir koltuk koymuş zaten, gören oturup kalıyor karşısında. Yeni teknik geliştiren, yeni akımlara yol açan her ressama saygımız sonsuz. 26 Şubat‘ta bahsettiğim Bathers at Asnieres resminden bahsetmiştim. 2 Haziran‘da ise bir diğer şaheseri “A Sunday Afternoon on the Island of La Grande Jatte” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam  : Gustave Courbet (1819-1877)

Resim  :  Woman with a Parrot (1866)

Nerede  : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 129,5 x 195,6 cm

İlk bakışta Venüs, Danae benzeri mitolojik bir kadın karakterin, bildiğimiz nü resimlerinden biri gibi gelebilir. Ama dikkat edin, bu bir Courbet; Fransa’dan romantizmi söküp, realizmi yaymaya çalışan adamın resmi. Daha önce mitolojik karakterlerin nü bir resmini yapıp, Salon’dan red alınca, kendi üslubunda, farklılık getirecek bir nü yapmaya karar vermişti. Hem Courbet gerçekçiliğini kemiklerine kadar yansıtmalı, hem de yasaklanacak kadar erotik olmamalıydı. Ve modelini bir koltuğun üzerinde çırıl çıplak yatırmış, elinde bir papağan, neşe içinde yatakta kıvrılmalarını resme aktardı. Modelin yüzüne dikkat edin, apaçık gülümsüyor, bu bir ilk. Yani model, Courbet’ye tarihten bir başka kadını anımsatmak üzere orada poz vermiş değil. Resim modelin resmi, o anın ve neşesinin resmi. Salon da bu ustalığı elbette kabul etti ve resmi sergiledi. Courbet’nin hayranlık uyandıracak şekilde yükselişini ve hiç haketmediği halde, sürgün bir hayatta hastalanıp ölmesini 1 Ocak‘ta “Desparate Man” oto-portresi eşliğinde anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linkine tıklayın. Courbet’den daha fazla resmi bir arada görmek isterseniz de burada.

Ressam : Caravaggio (1571-1610)

Resmin Adi : The Musicians (1595)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 92,1 cm x  118,4 cm

Caravaggio 24 yaşındayken, Kardinal Francesco del Monte’nin siparişi üzerine bu resmi yapmıştı. Caravaggio o yıllarda bir melek sayılırdı, kim onun bir katil ve azılı bir kaçak olacağını düşünebilirdi ki! Resmin adı müzisyenler, 3 çocuk müzisyene benziyor ama soldaki kanatlı çocuk melek Cupid değil mi? Cupid’in de müzik aleti çaldığı pek çok resim vardır ama Caravaggio onu başka bir anlam için koymuş. Bakın Cupid’in elinde üzümler, o müzikle pek ilgilenmiyor. Müzik her nasıl insan ruhunu iyi ederse, Cupid’in elindeki üzümler de yani şarap da insanı iyi eder. Resimdeki karakterler uzaklaştıkça gölgeye giriyor, ten renkleri koyuluyor. Caravaggio henüz simsiyah fonlu resimlerine başlamış, ışık oyunlarına başlamamış, tekniği yeni yeni belirginleşiyor. Ama o suratlardaki ifadeler yok mu, Caravaggio’ya ait olduğu işte sadece onlardan  bile belli. 40 yaşına giremeden vefat eden ve tam bir psikopat olarak nitelendirdiğim Caravaggio’nun hayatını “David with the Head of Goliath” resmi vesilesiyle 26 Mart‘ta anlatmıştım. 22 Eylül‘de ise ölümden döndükten sonra yaptığı “Judith Beheading Holofernes” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Gustav Klimt (1862-1918)

Resmin Adi : Mäda Primavesi (1912)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 149,9 cm x 110,5 cm

Gustav Klimt, adeta imzası olan altın motifli resimleriyle ünlendikten sonra da yeni bir şeyler denemekten vazgeçmedi. “The Kiss” resminden 4 yıl sonra yaptığı bu tam boy portrede, altın işlemeler yerini, yumuşak tonlardaki çiçek motiflerine bırakmış. Ama bunun da bir Klimt resmi olduğu ilk görüşte anlaşılıyor. Bu da Gustav Klimt’in benzersiz kadın tasvirlerinin, aslında altın işlemeleri kadar belirleyici bir işaret olduğunun ispatı. Resimdeki genç kız, Mäda Primavesi. Mäda, önde gelen bir finansçı ve bir aktristin kızları. Klimt, Mäda’nın bu resmi dışında başka resim ve karalamalarını yapmış, yüzünü etkileyici bulduğu kesin. Klimt’in hayatından 29 Eylül‘de “The Kiss” resmi eşliğinde bahsetmiştim. 14 Mart‘ta ”Portrait of Adele Bloch-Bauer I”e, 14 Ağustos‘ta “Portrait of a Lady”ye ve 2 Aralık‘ta “Danae” resmine yer vermiştim, hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 

Ressam : Paul Cezanne (1839-1906)

Resmin Adi : The Card Players (1890-1892)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 65,4 x 81,9 cm

İskambil kağıdı oynayanlar, Cezanne’ın 5 resimlik bir serisiydi. Gözleri aşağı düşmüş, tüm konsantrasyonu iskambil kağıdında olan bir grup erkek, ellerinde ağızlarında pipolar. Modelleri köyden bulduğu insanlardı. Şu an  Barnes’da bulunan ilk resimde 5 kişi vardı, yukarıdaki 4’lü ve yanlarında 1 çocuk. Bu ise ikinci resim. Son 3 resimde ise hep 2 kişi vardı. Benim favorim bu, yüz ifadelerini en çok bunda hissedebiliyorum, sanırım ondan. Serinin tüm resimlerini bir arada bu linkte görebilirsiniz. Huysuz Cezanne’ın hayatını ve dramatik, destekçisi Gustave Geffroy portresi eşliğinde 23 Mart‘ta anlatmıştım. 11 Haziran‘da The Bather ve 28 Eylül‘de kafatası piramiti resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Charles Angrand  (1854-1926)
Resmin Adi : Self-Portait (1892)
Nerede. : Metropolitan,New York, ABD
Boyutu : 62,2 cm x 46 cm
Angrand’ın noktacılık tekniğindeki dehasından bahsetmiştim, o sadece tek renk bir boya ile bile çarpıcı resimler yapabiliyordu. Seurat ve Signac’a bayılıyordu, onlarda Angrand’a. Signac bu resim için, “bir başyapıt, ışığın şiiri” demişti. Angrand’ı ve ressam olmak için neler yaptığını hatırlamak isterseniz 20 Mayıs‘ta anlatmıştım.

Ressam : Charles Angrand (1854-1926)

Resmin Adi : Self-Portait (1892)

Nerede. : Metropolitan,New York, ABD

Boyutu : 62,2 cm x 46 cm

Angrand’ın noktacılık tekniğindeki dehasından bahsetmiştim, o sadece tek renk bir boya ile bile çarpıcı resimler yapabiliyordu. Seurat ve Signac’a bayılıyordu, onlarda Angrand’a. Signac bu resim için, “bir başyapıt, ışığın şiiri” demişti. Angrand’ı ve ressam olmak için neler yaptığını hatırlamak isterseniz 20 Mayıs‘ta anlatmıştım.

Ressam : Grant Wood (1891-1942)

Resmin Adi : The Midnight Ride of Paul Revere (1931)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 76,2 cm x 101,6 cm

İşte Wood’un masalsı tekniğinin en güzel örneklerinden biri. “Midnight Ride of Paul Revere” yani Paul Revere’nin meşhur gece yarısı sürüşü. Paul Revere, Amerika devriminin en büyük vatanseverlerinden birisi. Revere, Boston’da İngiliz güçlerinin saldırısını görünce, atına atlayıp Lexington’a kadar sürer ve tüm şehre haber verir. Amacı John Hancock ve Samuel Adams’a haber verip, tutuklanmalarını engellemektir. Sonrasında Lexington’dan birkaç kişi birlikte Concord’a, askeri cephaneye İngilizlerden önce ulaşmayı hedeflerler. Revere de dahil birçok kişi Concord’da yakalanırlar ama yaptıkları işe yaramıştır. Revere bu özelliği ile resimlere, şiirlere konu olmuş bir kahramandır. İşte bu at sürüşü de destansı bir hikaye olmuştur. Wood da bu resimde, Revere’nin Lexington’a gidip tüm ahaliyi uyandırmasını anlatıyor. Resme dikkat edin, Revere’nin atlısının arkasındaki evlerin ışıkları yanmış, insanlar sokağa dökülmüş, henüz önünden geçmediği evlerin ışıkları kapalı. Wood bu resmi “Americam Gothic” resminden 1 yıl sonra yaptı. Elbette değeri o zaman anlaşılmadı, resim çocuksu, açıları yanlış bulundu, kuş bakışı açı tutmuyordu, aynı zamanda bir balık gözü etkisi vardı. Ama bu Wood’un geliştirdiği bir yenilikti. Hala izlemesi çok keyifli, çocuksu ama aynı zamanda masalsı harika bir resim. Grant Wood’u ve Amerika’nın en ünlü resi “American Gothic” resminin hikayesini 23 Mayıs’ta anlatmıştım, hatırlamak isterseniz burada.

Ressam : Edward Hopper (1882-1967)

Resmin Adi : The Lighthouse at Two Lights (1929)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 74,9 cm x 109,9 cm

Bu resim Hopper’ın, Gece Şahinleri’nden 13 yıl kadar önce, Maine’de geçirdiği yaz tatili sırasında yaptığı resimlerinden biri. Resimde anlam arayacak olursanız laf söyleyen çok. Sözümona bu deniz feneri; yalnız bireylerin, endüstriyel toplumdaki değişimle, soğukkanlı yüzleşmelerini sembolize ediyormuş. Peh! Okuyanlar bilir, Hopper’ın özelliği, yalınlıktan hoşlanması ve bunu resimlerine taşımasıydı. Resimleri, bir alt metin içermedi ya da o, anlam içermesinden hoşlanmadı. Hopper’ın resmini yapmaya değer bulduğu bu bu deniz feneri, bizim de karşımıza çıksa, aynı açıdan bir fotoğrafını çekmeyi hayal ederdik muhtemelen. Yalın, tertemiz ve basitliğine rağmen seyretmek isteyeceğiniz bir resim. Hatırlamak isteyenler için Hopper’ın kısaca hayatı burada http://goo.gl/Ra8d0 .

Ressam  : Edouard Manet (1832-1883)

Resim  : The Spanish Singer (1860)

Nerede  : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 147,3 cm x 114,3 cm

Bir görüşte Manet’ye ait olduğunu tahmin edemeyeceğimiz, ilginç bir resim. Resmin üst kısmı barok, alt tarafı pop gibi ;) Bu resim Manet’nin kendini ispat etmesini sağladı ve Paris Salon’da ilk yayınlanan resmi oldu. Manet’yi daha önce anlatmıştım, merak edenler için linki http://goo.gl/mcelW .

Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)

Resmin Adi : The Houses of Parliament (Effect of Fog)
 (1903-04)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 81,3 cm x  92,4 cm

Londra’nın ünlü Parlamento Binası, bir diğer adıyla Westminister Sarayı, Monet’nin 2. Londra seyahatinde adeta saplantısı oldu. Kaldığı odanın penceresinden görünen, Parlamento Binası manzarasını, günün farklı saatlerinde ve hava koşullarında, aynı boyuttaki tuvallere 13 kez resmetti. Bu sisli havada yaptığı versiyonu. Monet’yi 30 Mart’ta anlatmıştım, hatırlamak isteyenler için linki http://goo.gl/9u6vR .

Ressam : El Greco (1541-1614)

Resmin Adi : View of Toledo (1596-1600)

Nerede : Metropolitan, New York, Amerika

Boyutu : 121,3 cm x 108,6 cm

Asıl adı Domenikos Theotokopoulos olan Yunan asıllı manyerist ressam, Girit doğlumlu olduğundan Greek-Yunan anlamına gelen El Greco olarak anıldı. Kendi, resimleri her zaman Yunan harflerle ve tam adıyla imzaladı ama herkes onu  El Greco olarak bildi. El Greco, 26 yaşında Venedik’e gelene kadar, klasik Bizans sanat üslubuyla yetişti ve bu konuda usta oldu. Venedik’te Titian’dan dersler aldı ama üslübuna pek etkisi olmadı. Yine de batı sanatıyla, doğu sanatını doğru sentezlemesi ile ünlendi. Resimlerinde en göze çarpan özellik, parlak renklerini özellikle çok koyu renkler arasında kullanarak aşırı bir kontrast yaratmasıydı. 30 yaşındayken Roma’ya gitti. Kendinden pek emin hali, küstahlığa varan El Creco, Michelangelo’cuğumun Sistina Şapel tavanındaki mucizelerini beğenmeyip, Papa’ya yenisini yapmayı önerdi. Michelangelo için “İyi adam ama resim konusunda başarılı değil” dediği söyleniyor J Allahtan bu teklifi kabul edilmedi, biraz da dışlandı ve sonunda İspanya’nın yolunu tuttu. 37 yaşında gittiği İspanya’da önce bir süre Madrid’de krala bağlı çalıştı. Sonrasında ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Toledo’ya yerleşti.  El Greco’un bakire, İsa gibi dini içerikli resimleri çok beğenilse de bana göre çok sıradan. Ancak günümüze ulaşan iki Toledo manzarasından biri olan bu resim, zamanından 300 yıl kadar önce yapılmış, kesinlikle o dönemde benzeri olmayan bir yapıt. Bu özelliği ile El Greco 16. Yüzyılın en inginç ressamlarından biri. Zaten El Greco’nun bu resmi, sonrasında kübistlerden, dışavurumculara kadar pek çok akıma ilham verdi. El Greco 73 yaşındayken Toledo’da vefat etti.

Ressam : Childe Hassam (1859-1935)

Resmin Adi : Broadway and the 42rd Street (1902)

Nerede. : Metropolitan, New York, USA

Boyutu : 66 cm x 55,9 cm

Amerikalılara, Mary Cassatt gibi izlenimci üslubu sevdiren bir diğer Amerikalı ressam da Childe Hassam’dı. Hassam’ın babası iflas edince, okulu bırakıp ailesine destek olması için bir süre muhasebecilik yapması gerekti. Ancak ailesi Hassan’ın yeteneğini farkındaydı ve sanat aşkını kovalaması için onu muaf bıraktılar. Önce bir tahta oymacının yayında çıraklık yaptı, çizim yeteneğini geliştirdi. Bir süre sonra ticari işlerde aranılan bir illüstratör olmuştu. Ancak bunu meslek edinmeyecekti. Boston’da çizim dersleri aldı ve suluboya resim yapmaya başladı. 23 yaşındayken ilk kişisel resim sergisini açtı. Adam akıllı bir eğitim almadığından kendini eksik hissediyordu. Arkadaşının tavsiyesi ile Avrupa’ya seyahat yaptı, resim sanatının parladığı bütün ülkeleri gezdi. İngiltere’de Turner’dan etkilendi. Bu 1 yılda 80’den fazla resim yaptı, döndüğünde 2. kişisel sergisini açtı. Özel derslerle kendini geliştirmeye devam etti. 1890’larda yağlı boya resimler de yapmaya başladı. Yaptığı 2. Paris ziyaretinden sonra, izlenimciliği kendinle bağdaştırdı, Renoir’la tanışmadı ama resimlerini gördüğü anda hayranı olmuştu. Hassan, Cassatt gibi Paris ressamları ile arkadaş olmamıştı. Sadece ziyaretlerinde vizyonunu geliştirerek, kendine izlenimci bir yol çizdi. Amerika’da sevilen ve sürekli siparişler alan bir ressam oldu; bu da üretkenliği getirdi ve hayatı boyunca 3000’den fazla çalışma ortaya koydu. Yaşam boyu başarı ödülüyle onurlandırıldı. Yaşlılığında Kalifornia, Meksika gibi farklı kültürlere seyahatler yapmaya ve kendini geliştirmeye devam etti. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra yaptığı bayrak resimleri en ünlü eserleridir. Bana göre, New York’ta kara kışta yaptığı resimler, sanki Pissarro Manhattan’a gelmiş gibidir ve en etkileyici resimleridir. Hassam, 75 yaşında New Hampton’da ailesiyle yaşadığı evde vefat etti.

Ressam : Jean-François Millet (1814-1875)

Resmin Adi : Haystacks: Autumn (1874)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 85,1 cm x 110,2 cm

Fransız realist ressam Millet, Barbizon ekolünün kurucularındandır. Paris’in kuzeyinde bulunan Barbizon’da , 1830-70 yılları arasında bir grup ressam, gerçekçi üslupta, doğa ve manzara resmi yapmıştır. Millet’in Babrizon okuluna ek bir katkısı da, sadece manzara resmi değil, o manzaraların önünde çalışan köylüleri de tasvir etmesi olmuştu. Millet, 20li yaşlarında özel ders alarak resim yapmaya başladı. 23 yaşında hayal ettiği gibi, Paris’te güzel sanatlarda okumaya başlamıştı. Ama 2 sene sonra bursu iptal edildi, yaptığı resimler beğenilmemiş, Salon’da sergilenmemişti.  Gücenmedi, çalışmaya devam etti ve 1 yıl sonra 1840’ta yaptığı bir portre Salon tarafından kabul edildi. Bu portreden sonra, her şey Millet’in istediği gibi gitti. Hayatının sonuna kadar birlikte olacağı Catherine ile evlendi. Salon’da resimleri sergilenen, resim masrafları finanse edilen, sipariş alan bir ressam olmuştu. Barbizon ekolüne katkıda bulundu ve destansı köy serilerini yaptı. 1867’de Fransa’dan onur nişanı aldı, 1970’de ise Salon’a jüri seçildi. Başarılı bir ressamın gelebileceği son noktaya ulaşmıştı. Prusya Savaşı’ndaki zor günlerde, 1948’de Salon’da sergilenmiş çok değerli bir eseri ortadan kaybolmuştu. 1984’te x-ray’de ortaya çıktı ki, 1970’de Millet, kanvası değerlendirmek için, üzerine yeni bir resim yapmıştı. Bu da bir ressam olarak tatmin konusunda zirveye ulaştığının ispatı. Demek ki o resmin, ne Salon’da sergilenmesi, ne çok beğenilmesi umurunda olmadı. Kıtlık zamanı, yeni resim yapmak istediğinde, hiç tereddütsüz ünlü eserinin üzerini boyayıvermişti. Millet, sağlığı elverene kadar, resim yapmaya devam etti.  60 yaşındayken vefat etti. Haystacks yani, ot yığınları resmini, 4 mevsimi tasvir etmesi için aldığı sipariş üzerine, sonbaharı temsilen yaptı. Millet’in resimleri ve köylü kompozisyonları, Van Gogh, Dali, Monet ve Seurat gibi çok önemli birçok ressama ilham verdi.

Ressam : Alphonse Mucha (1860-1939)

Resmin Adi : Poster of Maude Adams as Joan of Arc (1909)

Nerede. : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 208,9 cm x 76,2 cm

Çek ressam Mucha, süslemelerin öne çıktığı Art Nouveau (yeni sanat) akımının en önemli temsilcilerindendir. Çek Cumhuriyeti’nin Moravya şehrinde doğdu. Viyana’da sanhe sanatları ressamı olarak çalıştı. Mucha’ya resimler yaptıran bir Kont, yeteneğinden etkilenip, ona sponsor oldu ve Munich’te güzel sanatlar eğitimi almasını sağladi. Mucha, Paris’e gittiğinde, ünlü tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt için yaptığı poster resimlerle, büyük ilgi topladı. Art Nouveau, onun hayatı görme biçimiydi ve bunun bir moda sanat akımı gibi algılanması onu rahatsız ediyordu. Yine de ticari getirisi o kadar büyük oldu ki, sahne sanatları için posterler hazırlamaya devam etti. Sanatını, daha ulvi bir amaç için kullanma fikri vardı ama bunu uygulamak için uygun zamanı kollamaya niyetliydi. 4 yıl kadar Amerika’da yasadı. Evlendi, 2 çocuğu oldu. Yıllardır hayalini kurduğu şahaserine, Prag’a dönünce başladı; The Slav Epic. Milletinin destanini, en onemli olaylarını canlandırdığı 20 büyük resmi, 18 yılda tamamladı. 2.Dünya Savaşı sırasında, Alman askerleri tarafindan sorgulandı, rencide edildi. Moral ve sağlık açından hem vatanının işgalini hem de sorguda yaşananları kaldiramadı. 79 yaşında akciğer enfeksiyonu sebeiyle vefat etti. Maude Adams portresi, New York’ta bulunduğu dönem yaptığı posterlerden biridir. Maude Adams, Peter Pan rolü ile ünlenmiş, en önemli kadin tiyatroculardan biriydi.

Ressam : Georgia O’Keeffe (1887-1986)

Resmin Adi : Cow’s Skull: Red, White, and Blue (1931)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 101,3 cm x 91,1 cm

O’Keeffe başarılı bir kadın ressam olarak Amerika’da birçok kadına ilham ve cesaret vermesi bir yana, cinsiyetinden bağımsız aynı zamanda Amerikan Modernizim akımının da temel taşlarından biridir. Wisconsin’de doğdu, Virginia, Chicago ve New York’ta resim üzerinde eğitim aldı. Kazandığı ödüllere ve başarısına rağmen, kadın olmasının getirdi önyargıdan kurtulamadı; sınıf arkadaşları bir kadın ressamın ancak  kız okullarında resim öğretmeni olabileceğini söyledi durdu. Chicago’da ticari amaçlı ressam olmayı denedi ama başarılı olamadı ve Texas’taki bir öğretmenlik teklifini, yenilgiyle birlikte kabul etti. Ancak Texas’taki kanyonlar ona ihtiyacı olan ilhamı fazlasıyla verdi. Texas’ta yaptığı resimleri New York’a arkadaşına yolladı ve bu sayede sonradan evleneceği galeri sahibi Alfred Stieglitz ile tanıştı. Stieglitz basit bir resim tüccarı değildi, aynı zamanda değerli bir fotoğrafçı ve Modernizm akımını New York’a tanıtandı. Stieglitz’ın O’Keeffe’e olan ilgisi karısının onu evden atmasına sebep oldu, umursamaz çift birlikte aynı stüdyoda yaşamaya başladılar. Stieglitz O’Keeffe’in sanatsal fotoğraflarını çekti , resimlerini tanıttı ve ünlü olmasını sağladı. O’Keeffe istemediği bir şeyi asla yapmayan inatçı bir kadındı. Bir keresinde bir firma reklamları için onu Hawai’ye ananas resmi yapmak üzere göndermişti, O’Keeffe Hawai’de 9 hafta tatil yaptı, ananas hariç herşeyin de resmini yaptı, borçlu olduğu resimleri ise ancak New York’a dönünce stüdyosunda boyadı. Stieglitz, O’Keeffe’den 23 yaş büyüktü, hastalandığında O’Keeffe’ın ona bakmak istememesi karakterini göz önünde bulundurunca pek şaşırtıcı değil. İlhamını geri kazanmak için kendine yeni bir yaşam aradı, New York ve batı kültürü onu asla tatmin etmiyordu. New Mexico hayatının sonuna kadar yaşayacağı kaçış noktası oldu. O’Keeffe özellikle kadın cinselliğini çağrıştıran çarpıcı çiçek resimleri ile ünlüydü. O’Keeffe bunların cinsellikle ilgili olmadığını söylemiş ama külahıma anlatsın, kadınlarla da ilişki yaşamış ve resim yaparken çırılçıplak soyunan biri için pek inandırıcı değil. İnek Kafatası : Kırmızı, Beyaz ve Mavi resmi, o dönem adeta bir trend olan yüce Amerikan kültürü eserlerine bir göndermedir. Çok bilmiş eleştirmenler, inek kafatasının Amerikalıların güç ve kudretini, boynuzlarını İsa’nın çarmıhına benzetip yine Amerikalıların dinine olan bağlılığını simgelediğini söyledi durdu. Halbuki bu O’Keeffe’in bir şakasıydı, herhangi bir resme bayraktaki 3 rengi boyarsanız, olur size yüce Amerikan kültürü demişti. Bu inek kafatasını ise tesadüfen bulmuştu ve resmini yapmayı çok sevmişti. New Mexico’da neredeyse 100 yaşındayken vefat etti.

Next page Something went wrong, try loading again? Loading more posts