Avatar
Günde 1 dakika ayırarak, yılda 365 resim tanıyabiliriz :)

Her gün 1 resim seçip, resmin ve ressamın öne çıkan özelliklerini, kendimce burada anlatıyorum.

Oylum Yüksel

http://www.facebook.com/gunde1resim
Posts tagged Albrecht Dürer
Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)
Resmin Adi : Self-Portrait or Portrait of the Artist Holding a Thistle (1493)
Nerede : Louvre, Paris, Fransa
Boyutu : 56 cm x  44 cm
Zamanının 600 yıl ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, beni ressamlar arasında en çok şaşırtanlardan biri. 21. yy’da yaşasaydı, hala ilginç bir sanatçı kabul edilirdi. Düşünün ki o, Michelangelo Sistine Şapel’i, Leonardo Mona Lİsa’yı boyarken, o tutup hiç görmediği bir gergedanın tavsirlerden yola çıkarak gravürünü yapmıştı. Bahsetmiştim, Avrupa Dürer’in gravüründen sonraki 3 yüzyıl boyunca gerganı sadece onun resminde gördü. Bu oto-portresi ise batı resim tarihindeki ilk oto-portre. Ressamların kalabalık komposizyonlarda kendilerini bir şekilde resme dahil etmeleri alışıldık bir şeydi ama oturup da kendini boyayana ilk kez rastlanıyordu. Bu da bir şey mi, hayatını anlatırken özellikle söylemiştim, Dürer dünya tarihinde logo ve ticari markayı ilk kullanan insan. Resim yapmaya o kadar düşkündü ki, ve bu resimleri makul fiyata satarak daha çok insana ulaştırmayı o kadar istiyorduki, taklitçileri çıkmıştı. Çareyi logosunu basmakta ve eğer taklit eden çıkarsa, imparatordan aldığı telif hakkını kullarak ceza çektirmeye bile hazırdı. Dürer, sen ne kadar tuttuğunu koparan, ne kadar dahi bir adammışsın! Dürer’in 22 yaşındayken yaptığı bu oto-portre bir ilk olarak geçiyor ama Dürer’in için ilk değil, o daha 13 yaşındayken karakalem ile oto-portresini yapmıştı bile. Dürer bu resmi yaptığında, babasının başgöz etmesi sonucu evlenmek üzereydi. Resimde tarihin hemen yanında bir not var, burada şöyle diyor : Yukarıdan ne yazıldığıysa, başıma geliyor”. Dürer’in dine, özellikle İsa’ya düşkünlüğünden bahsetmiştim, hatta sırf bu sebeple saçlarını uzatıyor İsa gibi pozlar veriyordu. Bu resimdeki bakışı da biraz şaşkın, henüz aynaya bakarak kendini resmetmeyi tam çözememiş gibi, ya da evleneceği için bu şaşkın halini bilinçli olarak eklemiş de olabilir. Elinde de bir deve dikeni, oldukça esprili. Dürer’in hayatını 29 Mart‘ta Mavi Kuzgun Kanadı resmi eşliğinde anlatmıştım. 7 Haziran‘da “Young Hare”ye ve 17 Ekim‘de The Rhinoceros resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerini tıklayın.  

Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)

Resmin Adi : Self-Portrait or Portrait of the Artist Holding a Thistle (1493)

Nerede : Louvre, Paris, Fransa

Boyutu : 56 cm x  44 cm

Zamanının 600 yıl ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, beni ressamlar arasında en çok şaşırtanlardan biri. 21. yy’da yaşasaydı, hala ilginç bir sanatçı kabul edilirdi. Düşünün ki o, Michelangelo Sistine Şapel’i, Leonardo Mona Lİsa’yı boyarken, o tutup hiç görmediği bir gergedanın tavsirlerden yola çıkarak gravürünü yapmıştı. Bahsetmiştim, Avrupa Dürer’in gravüründen sonraki 3 yüzyıl boyunca gerganı sadece onun resminde gördü. Bu oto-portresi ise batı resim tarihindeki ilk oto-portre. Ressamların kalabalık komposizyonlarda kendilerini bir şekilde resme dahil etmeleri alışıldık bir şeydi ama oturup da kendini boyayana ilk kez rastlanıyordu. Bu da bir şey mi, hayatını anlatırken özellikle söylemiştim, Dürer dünya tarihinde logo ve ticari markayı ilk kullanan insan. Resim yapmaya o kadar düşkündü ki, ve bu resimleri makul fiyata satarak daha çok insana ulaştırmayı o kadar istiyorduki, taklitçileri çıkmıştı. Çareyi logosunu basmakta ve eğer taklit eden çıkarsa, imparatordan aldığı telif hakkını kullarak ceza çektirmeye bile hazırdı. Dürer, sen ne kadar tuttuğunu koparan, ne kadar dahi bir adammışsın! Dürer’in 22 yaşındayken yaptığı bu oto-portre bir ilk olarak geçiyor ama Dürer’in için ilk değil, o daha 13 yaşındayken karakalem ile oto-portresini yapmıştı bile. Dürer bu resmi yaptığında, babasının başgöz etmesi sonucu evlenmek üzereydi. Resimde tarihin hemen yanında bir not var, burada şöyle diyor : Yukarıdan ne yazıldığıysa, başıma geliyor”. Dürer’in dine, özellikle İsa’ya düşkünlüğünden bahsetmiştim, hatta sırf bu sebeple saçlarını uzatıyor İsa gibi pozlar veriyordu. Bu resimdeki bakışı da biraz şaşkın, henüz aynaya bakarak kendini resmetmeyi tam çözememiş gibi, ya da evleneceği için bu şaşkın halini bilinçli olarak eklemiş de olabilir. Elinde de bir deve dikeni, oldukça esprili. Dürer’in hayatını 29 Mart‘ta Mavi Kuzgun Kanadı resmi eşliğinde anlatmıştım. 7 Haziran‘da “Young Hare”ye ve 17 Ekim‘de The Rhinoceros resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerini tıklayın.  

Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)

Resmin Adi : The Rhinoceros (1515)

Nerede : British Museum, Londra, İngiltere

Boyutu : 21,4 cm x  29,8 cm

Dürer, dini içerikli resimleriyle ünlenmiş olsa da, benim için en vazgeçilmez resimleri suluboyaları ve gravürleri. Bu gergedan çizimini biraz garip bulabilirsiniz belki. Ama şundan emin  olun, tüm Avrupa, Dürer bu resmi yaptıktan sonraki 3 yüzyıl boyunca gergedanı bu resimle bildi, tanıdı. Hatta sanat tarihine, en çok ses getiren, kopyalanan hayvan resmi olarak geçti. Dürer bu resmi yaptığında hiç gergedan görmemişti. Sadece yazılı bir tasvirden yola çıktı. Bu sebeple gerçek bir hint gergedanını elbette yansıtmıyor, anatomik olarak bir çok hata içeriyor. Salvador Dali de bir gergedan hayranı olarak, heykelini bile yaptı biliyorsunuz ama Dürer’den tam 415 yıl sonra! Dürer’i, dünyadaki ilk ticari marka olmaya iten sanat hayatını okumadıysanız mutlaka okuyun ve keşfedin isterim. 29 Mart‘ta Dürer’in hayatını, muhteşem Mavi Kuzgun Kanadı resmi eşliğinde anlatmıştım. 7 Haziran‘da ise yine kült bir hayran resmi olan “Young Hare”ye yer vermiştim.

Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)

Resmin Adi : Young Hare (1502)

Nerede : Albertina Museum, Viyana, Avusturya

Boyutu : 25 cm x  22,5 cm

Dürer’in guvas ve suluboya kullanarak, bu kadar keskin bir gerceklik yaratmasi sizce de takdire degmez mi? Bu resmi Mavi Kuzgun’un Kanadi’ndan 10 yil kadar once yapti. Meshur logosu tavsanin hemen altinda duruyor. Dürer’in marka tescil ve resmi logo gibi islerle ugrasip, yarattigi bu olagandisi degere sahip cikmasina sasmamak gerek. Dürer’den bir pazarlama dahisi olarak bahsetmistik hatirlarsaniz, hayatini kisaca hatirlamak isterseniz http://goo.gl/PU3Qn 

Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)

Resmin Adi : Wing of a Roller – Mavi Kuzgunun Kanadı (1512)

Nerede : Albertina Museum, Viyana, Avusturya

Boyutu : 19,6 cm x  20 cm

Alman ressam Dürer, henüz 13 yaşındayken otoportresini yaptı. Babası böylece resme olan ilgisini farkedip onu aile işi kuyumculukta tutmak yerine, bir ressamın yanına çırak verdi. Dürer bugün dini içerikli resimleriyle rönesans akımından sayılsa da, gravürleri, ahşap baskıları ve özellikle suluboya ve karakaleme olan ilgisiyle ünlü. Hatta gergedan ve tavşan resimleri bile, Meryem resimlerinden daha popüler. Beline kadar uzun dalgalı saçları ve güçlü çizimleriyle, 90’larda walkman’inde metal müzik dinlerken defterine korkunç figürler karalayan, otobüslerde gördüğümüz o tuhaf gençlere benziyor. Halbuki Dürer için o muhteşem saçları, otoportrelerinde kendini İsa’ya benzetmesini sağlayacak bir araçtı sadece. Dürer, sanatından para kazanmak, daha çok resim yapmak istedi. Bunun için farkı baskı teknikleri deneyip, fiyatı düşürdü ve bu uğurda Avrupa’da şehir şehir gezerek resimlerini pazarlamaktan çekinmedi. Başardı da, Dürer’in resimleri sadece kiliselerde ve asillerin evinde değil, orta sınıftan resmi seven insaların duvarlarını da süsledi. Hal böyle olunca taklit edildi. Mavi Kuzgunun Kanadı resminin hemen altında göreceğiniz adının başharfleri A ve D’yi logo olarak kullandı. Tarihte ilk ticari marka diyebiliriz. Ama bu logo da kolayca taklit ediliyordu. 1512’’de Roma imparatoru I.Maximillian yeteneğini farkedip onu koruması altına aldı. Bu ilişkiden faydalanan Dürer, imparatorun emri ile resimlerine imtiyaz hakkı aldı, yani ilk telif. Anlayacağınız, Dürer resim yapmaktan kafasını kaldırıp bir kitap yazmaya koyulsaydı, muhtemelen pazarlamanın 4P’sini Philip Kotler’dan önce ortaya atacaktı. Dürer, muhtemelen çok seyahat etmesinin bir sonucu olarak hastalandı ve 57 yaşında doğduğu şehir Nürnberg’de vefat etti. Ölümünden sonra Dürer, daha da kıymete bindi. Hatta Naziler onu en saf Alman ressam ilan edip, bağırlarına bastılar, dergilerinde yayınladılar, halbuki Dürer’in babası Macaristan doğumluydu, ne hoş…