<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0"><channel><atom:link rel="hub" href="http://tumblr.superfeedr.com/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"/><description>Günde 1 dakika ayırarak, yılda 365 resim tanıyabiliriz :)

Her gün 1 resim seçip, resmin ve ressamın öne çıkan özelliklerini, kendimce burada anlatıyorum.

Oylum Yüksel

http://www.facebook.com/gunde1resim</description><title>Günde 1 Resim</title><generator>Tumblr (3.0; @gunde1resim)</generator><link>http://gunde1resim.com/</link><item><title>Ressam : Leonardo da Vinci (1452-1519)
Resmin Adi :...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lzyzxm6h7M1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ressam : Leonardo da Vinci (1452-1519)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Resmin Adi : Lady with an Ermine  (1582-1590)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nerede : Czartoryski Museum, Kraków, Polonya&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Boyutu : 54,8 cm x 40,3 cm&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Karşınızda &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6901308937/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;Mona Lisa&lt;/a&gt;‘nın bu dünyadaki en büyük rakibi; Lady with Ermine. Resimdeki kadın, Cecilia Gallerani. Soylu olmayan bir ailenin, güzel ve eğitimli kızı. Cecilia, küçük yaşta nişanlanıyor ama Milan’ın hükümdarı olan Lodovico Sforza ile tanışınca işler değişiyor. Nişan atılıyor ve Cecilia Lodovico ’nun metresi olarak saraya taşınıyor. Cecilia herhangi bir metres değil, şiirler yazıyor, şarkı söylüyor, enstrüman çalıyor. Bu sebeple de Lodovico’nun gözdesi. Leonardo Milano’da yaşadığından, Lodovico herkes gibi Leonardo’nun da patronu. Cecilia için ne büyük şans ki, Leonardo onun bir portresini yapıyor. Resimde Cecilia sadece 16 yaşında. Leonardo ise 30’lu yaşlarında. Kızın kucağındaki “ermein” denilen hayvan Türkçe’de as ya da kakım olarak bilinen bir gelincik türü. Bu hayvanın diğer gelinciklerden farkı, sadece kışın tüylerinin tamamen beyaza dönmesi.  Bu özelliği ile de saflığı ve temizliği temsil ediyor. Bu hayvan aynı zamanda Lodovico ailesinin de sembolü. Cecilia’nın kucağında bu hayvanı tutması hem onun saflığına, hem de sevgilisi Lodovico’ya olan bağlılığına bir gönderme. Vücudu tıpkı &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6901308937/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;Mona Lisa&lt;/a&gt; gibi sola dönük ama hem hayvanın hem de Cecilia’nın başı tam ters yöne bakıyor. Sanki bir ses gelmiş de ona bakıyorlarmış gibi. Malesef Cecilia’nın şansı hep böyle iyi gitmiyor. 1591’de Lodovico’dan bir oğlu oluyor ama Lodovico onun yerine bir başka soylu kadınla evleniyor. Mecburen bir süre sonra saraydan ayrılıyor. Resmin sol üst köşesinde “La belle ferronnière” ve alt satırda “Leonard Dawinci” yazıyor. Bu yazı Leonardo tarafından yazılmamış. Resim 1798’de Czartoryski ailesi tarafından satın alınıyor ve muhtemelen Polonya’ya getirildiğinde bu not ekleniyor. Resime neden “La belle ferronnière” yazıldığını soracak olursanız, sebebi Leonardo’nun Louvre’da bulunan &lt;a href="http://cartelen.louvre.fr/cartelen/visite?srv=obj_view_obj&amp;objet=cartel_13835_15987_p0003719.001.jpg_obj.html&amp;flag=true" target="_blank"&gt;La belle ferronnière&lt;/a&gt; isimli portresindeki kadına benzetilmesi. Bu nasıl bir cürret inanılır gibi değil. Adam sırf benzetti diye Leonardo’nun resminin üzerine bir yazı yazabiliyor, cahilllik diye buna denir. Resmin arka planında oluşmaya başlayan hasarlar sebebiyle, daha fazla zarar görmemesi için, bir de restorasyon yapılıyor. Kaynaklarda anlatılana göre mavi-gri olan fon, siyah olarak yeniden boyanıyor. Tahminler bu işlemi 1830’larda ünlü ressam &lt;a href="http://gunde1resim.com/tagged/Eugene-Delacroix" target="_blank"&gt;Eugène Delacroix&lt;/a&gt;‘nun yaptığı yönünde. Resimde yapılan incemelerde, Leonardo’nun parmak izine rastlanmış. Bu dönemde yağlı boya İtalya’da yeni yeni kullanılıyordu ve Leonardo bir öncü olarak bu yeni boyayı ilk kullanan ve en iyi şekilde uygulamaya çalışandı. Bu sebeple parmaklarını da kullanıp, boyayı en iyi şekilde uygulamış olmalı. 9 Kasım 2011-5 Şubat 2012 tarihleri arasında Londra’daki National Gallery’de bir Leonardo sergisi düzenlendi. Amaç Leonardo’nun müzelerde bulunan resimlerini bir arada toplamak ve Leonardo’nun büyüleyici yeteneğini tartışmak, yüceltmekti. Sözkonusu sergi ile ilgili tüm tanıtım, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6901308937/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;Mona Lisa&lt;/a&gt; ve Lady with an Ermine resimleri arasındaki rekabet öne sürülerek yapıldı. İki resmi yan yana görenler için tabiki zor bir soruydu. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6901308937/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;Mona Lisa&lt;/a&gt;‘nın gizemli tebessümü ve fondaki manzaranın büyüleyiciliği ortada ama bir taraftan da Cecilia’nın yüzündeki, elindeki kusursuz detaylar, saflık ve temizlik çok göz alıcı. Polonyalı müze yöneticileri, doğal olarak “Lady with an Ermine”in Leonardo’nun en iyi resmi olduğunu ve gelecekte &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6901308937/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;Mona Lisa&lt;/a&gt;‘dan daha ünlü olacağını iddia ediyorlar. Ben “Lady with an Ermine”i gözümle görmedim ama, şuna çok eminim ki, bugün Louvre Müzesi’nde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6901308937/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;Mona Lisa&lt;/a&gt; yerine Lady with an Ermine asılı olsa, o daha ünlü olurdu. Polonyalılar daha 1800’lerde  bile Louvre’da bulunan resmin ismini hiç tereddüt etmeden “Lady with an Ermine” üzerine yazıvermişler, düşünün. Kim daha çok insana ulaşıyorsa, ondaki resim daha ünlü olacaktır, hiç şüphesiz. Leonardo’nun külkedisi gibi başlayan, eşcinselliği sebebiyle karmaşıklayan ilginç hayatını Kayalıklardaki Bakire resmi vesilesiyle &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4923929136/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;25 Nisan&lt;/a&gt;‘da anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6901308937/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;25 Haziran&lt;/a&gt;‘da Mona Lisa’yı, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/9380118405/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;25 Ağustos&lt;/a&gt;‘ta The Last Supper, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/11917592481/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;25 Ekim&lt;/a&gt;‘de oto-portresini, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/14762716011/ressam-leonardo-da-vinci-1452-1519-resmin" target="_blank"&gt;25 Aralık&lt;/a&gt;‘ta ise St. John the Baptist resmini anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  &lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;*** SON ***&lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/18274914631</link><guid>http://gunde1resim.com/post/18274914631</guid><pubDate>Sat, 25 Feb 2012 17:32:08 -0500</pubDate><category>leonardo da vinci</category><category>Lady with an Ermine</category><category>Czartoryski Museum</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>12. ay : Günde 1 Resim'de 366.gün ve Son</title><description>&lt;p&gt;&lt;span&gt;
&lt;p&gt;Boğazım düğüm düğüm&amp;#8230; Normal, değil mi?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;25 Şubat 2011&amp;#8217;de Jacques Louis David&amp;#8217;in The Coronation of Napoleon resmiyle başladığım ve 1 yıl boyunca, her gün bir resim seçip anlatma hayalim, bugün 25 Şubat 2012&amp;#8217;de, yani 366. gününde son buluyor. 366&amp;#160;gün sonra, ilk kez yarın bir resim anlatmayacağım, benim için büyük bir boşluk olacak, kesin.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ne garip, geçtiğimiz 1 yılı düşünüyorum da, &amp;#8220;uyumak&amp;#8221; bile her gün yaptığım bir eylem olmadı ama her gün mutlaka Günde 1 Resim&amp;#8217;de yazdım, bir resme yer verdim. Ne kadar da inatçıymışım, kendime verdiğim bir sözden, hem de hayati olmayan, basit bir sözden, hiçbir şartta dönmemişim. Kendime bu eşsiz hediyeyi verebildim, başardım, çok mutluyum!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Az önce, geçen sene 25 Şubat&amp;#8217;ta yazdığım ilk yazıma baktım da, sırf kısa olsun, öz olsun diye anlatmak isteyip de anlatmadığım ne çok şey bırakmışım. Sonra gün gün ilerledikçe, kendimi sınırlandırmaktan vazgeçip aklımdaki herşeyi yazmaya başlamışım. 25 Şubat&amp;#8217;ta 89 kelimeyle anlatttığımı, 25 Mart&amp;#8217;ta 465 kelimeyle anlatmışım.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu 366&amp;#160;günün, her gününde, evimde, bilgisayarımın başında ve özgür değildim elbette. Kimi zaman sofrada misafir beklerken, kimi zaman hastanede moralim yerlerdeyken, kimi zaman da konserin ortasında zaman yaratıp yazdım, nefes aldım. Yazdıklarımı geriye dönüp okuduğumda bir sürü imla hatası, öznesi yüklemi birbirini tutmayan ve daha fenası virgülle uzayan bitmeyen korkunç cümlelerimi görüyorum. Bu projenin doğası gereği, hataların hepsi öyle kalmalı, onlar o günün o ruh halinin resimleri ve yazıları.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Günde 1 Resim, farkında olmadan, şifreli bir günlük gibi olmuş benim için. 366 resmin her birini nerede, ne koşulda yazdığımı hatırlıyorum. Mesela 21 Mayıs&amp;#8217;ta ne yaptın deseniz hatırlamam ama şimdi Günde 1 Resim&amp;#8217;de 21 Mayıs&amp;#8217;a baktığımda Helena Knoop&amp;#8217;un Despair resmini görüyorum ve hemen hatırlıyorum. O gün Kıyıköy&amp;#8217;de arkadaşlarımızda harika bir gün geçirmiştik. İstanbul&amp;#8217;dan Kıyıköy&amp;#8217;e giderken arabada geçen 2 saat içinde yazmıştım bu resmi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Günde 1 Resim&amp;#8217;i ziyaret eden 22bin&amp;#8217;den fazla insan, 76bin dakika yazdıklarımı okumuş. Günde 1 Resim&amp;#8217;e gelenlerlerin yaklaşık %20si Türkçe bilmiyormuş. Her resim için hazırladığım, ressam, resmin adı, boyut ve nerede içerikli etiket bilgileri evrensel olduğundan her dilden insanın işine yaramış olmalı. Google, bir ressam ya da resmi arayanları 11bin defa Günde 1 Resim&amp;#8217;e yönlendirmiş. 23bin defa ise siz okuyup, beğenip, tavsiye etmişsiniz. Ne muhteşem bir şey, teşekkürler! &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Günde 1 Resim projem bugün bitiyor ama seçtiğim 366 resim, okumanız ve hatırlamanız için her zaman burada sizi bekleyecek. Amacım, konuşma dilinde ve kişisel düşüncelerimle anlattığım resimleri, günlük hayatın içine sokmak, resimden anlarım-anlamam algısını yıkmaktı. &lt;a href="http://gunde1resim.com/archive" target="_blank"&gt;&lt;a href="http://gunde1resim.com/archive"&gt;http://gunde1resim.com/archive&lt;/a&gt;&lt;/a&gt; &amp;#8216;e tıkladığınızda, karşınıza çıkacak 366 resimden hangisini beğeniyorsanız, o artık sizin de favorilerinizden biri. Hakkında bildiğim ve kayda değer bulduğum herşeyi size anlattım.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;11. ayda bahsetmiştim; en yakın zamanda, daha kolay erişim ve daha sağlıklı bir kaynak olması için bu içeriği bir web sitesi formatında size sunacağım. Sonrasında ise bir kitap olarak basılması için elimden geleni yapacağım.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Gelelim son resme, bu ay sıra Leonardo’da :)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;1. ay dönümünde Michelangelo’dan”Creation of Adam”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;2. ay dönümünde Leonarda’dan “Virgin of the Rock”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;3. ay dönümünde Michelangelo’dan “The Last Judgement”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;4. ay dönümü için Leonardo’dan “Mona Lisa”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;5. ay dönümü için Michelangelo’dan “Prophet Ezekiel”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;6. ay dönümü için Leonardo’dan “The Last Supper”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;7. ay dönümü için Michelangelo’dan “Original Sin and the Banishment from the Garden of Eden”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;8. ay dönümü için ise Leonardo’dan “Self-portrait in red chalk”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;9. ay dönümü için Michelangelo’dan “Delphic Sibyl”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;10. ay dönümü için Leonardo’dan “St. John the Baptist”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;11. ay dönümü için Michelangelo’dan “Creation of the sun, moon and planets”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;12. ay yani son resim için Leonardo&amp;#8217;dan  Lady with an Ermine&amp;#8217;i seçtim. &lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Okuyan, değer veren herkese binlerce kez teşekkürler.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Benim için muhteşem bir serüven oldu!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Sevgilerimle,&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Oylum Yüksel&lt;/p&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/18264177336</link><guid>http://gunde1resim.com/post/18264177336</guid><pubDate>Sat, 25 Feb 2012 14:32:01 -0500</pubDate><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam  : Rembrandt van Rijn (1606-1669)
Resim :...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lzwzc2FkhR1qhxnezo1_500.png"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam  : Rembrandt van Rijn (1606-1669)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Resim : Belshazzar’s Feast (1636-38)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nerede  :  National Gallery, Londra, İngiltere&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Boyutu  : 167,6 cm x 209,2 cm&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Rembrandt’ın devasa ve etkileyici barok ressamlar arasında ben de varım demek için yaptığı resim bu. Rembrandt’ı anlatırken bahsetmiştim, rahat resim yapabilmesi için, para alması gerekirdi. Resim bedava yapılamayacak kadar lükstü başlangıçta. Ancak para karşılığında resim yapması için, oto-portreler dışında da yetenekli olduğunu göstermesi gerekiyordu. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6190832657/ressam-rembrandt-van-rijn-1606-1669-resim" target="_blank"&gt;Artemisia&lt;/a&gt;‘da yaptığı gibi yine etkileyici bir konu seçti; Belşazzar’ın Ziyafeti. Konu bahane, maksat ışık ve gölgelerdeki yeteneğini göstermekti elbette. Daniel Kitabı’nda yer alan hikayeye göre, Babil’in son kralı Belşazzar, büyük, içkili bir ziyafet verir. Kibirden gözü dönmüştür. Babası Nebukadnezar’ın kutsal Kudüs tapınaklarından getirdiği altın, gümüş çanaklarda şarap servis eder, ne büyük saygısızlık. İşte tam o anda duvarda bir el belirir, bir vücuda bağlı olmayan, havada harekete eden bir el duvara bir şeyler yazar. Herkes şoktadır! Rembrandt resmine işte tam bu şok anını yansıtmıştır. Kimse ne yazıldığını anlamaz, kahinler bir şey söyleyemez. O gece Belşazzar ölür, Babil İmparatorluğu’nun sonu gelmiştir, Persler ve Medler toprakları bölerler. MENE, MENE, TEKEL, UPHARSIN, duvara yazılan ve kimsenin çözemediği 4 kelimedir. Anlamını bir tek Daniel çözer; Tanrı krallığını sona erdirdi, tartıldın ve eksin bulundun, krallığın Medlere ve Farslara verildi. Resimde Belşazzar’ı hayretler içinde duvara dönmüş görüyoruz. Babası Nebukadnezar ve annesi de dahil tüm misafirlerle şokta. Resimde yüzü görünen kadın bana &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3602160879/ressam-rembrandt-van-rijn-1606-1669-resim" target="_blank"&gt;Night Watch&lt;/a&gt;‘da nereden çıktığı belli olmayan o küçük kızı anımsatıyor, sizce de andırmıyor mu? Rembrandt’ın ışığı, Belşazzar’ın tüm açgözlülüğünü, üzerindeki mücevherlerden, altın çanaklarına kadar her şeyi görünürde bırakmış. Bugün bu hikayede geçen “duvardaki el yazısı” pek çok kültüre bir deyim olarak girmiş durumda. Talihsiz bir olay karşısında, ya da kötü haber bekleniyorsa kullanılan bir deyim… Duvardaki el yazısına bakın, yarın Günde 1 Resim’de son gün! Rembrandt’ı “Gece Devriyesi - Night Watch” resmi vesilesiyle &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3602160879/ressam-rembrandt-van-rijn-1606-1669-resim" target="_blank"&gt;2 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım. Artemisia resmine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6190832657/ressam-rembrandt-van-rijn-1606-1669-resim" target="_blank"&gt;4 Haziran&lt;/a&gt;‘da, 55 yaş oto-portresine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/8267032845/ressam-rembrandt-van-rijn-1606-1669-resim" target="_blank"&gt;30 Temmuz’&lt;/a&gt;da ve 22 yaş oto-portresine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/13557335881/ressam-rembrandt-van-rijn-1606-1669-resim" target="_blank"&gt;30 Kasım&lt;/a&gt;‘da ve Isaac and Rebecca resmine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/14228506519/ressam-rembrandt-van-rijn-1606-1669-" target="_blank"&gt;14 Aralık&lt;/a&gt;‘ta yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/18202514017</link><guid>http://gunde1resim.com/post/18202514017</guid><pubDate>Fri, 24 Feb 2012 15:24:02 -0500</pubDate><category>Rembrandt van Rijn</category><category>rembrandt</category><category>Belshazzar's Feast</category><category>national gallery</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam  : Pieter Bruegel the Elder ( 1525 -1569)
Resim  : ...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lzv784pBls1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam  : Pieter Bruegel the Elder ( 1525 -1569)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resim  :  The Tower of Babel  (1563)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede  : Kunsthistorisches Museum, Viyana, Avusturya&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu  : 114 cm × 155 cm &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Pieter Bruegel, Rönesans Dönemi’nde Flaman topraklarındaki en önemli ressamlardan biriydi. Henüz birkaç gün önce anlattığım &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/17830467933/ressam-hieronymus-van-aken-bosch-1516" target="_blank"&gt;Bosch&lt;/a&gt;‘tan da anımsarsınız, bu kuzey topraklarının ressamlar üzerinde tuhaf bir etkisi olmalı. Bruegel, Bosch gibi akıl sır ermez kompozisyonlar üretmese de benzerlikleri vardı; tuhaf bir perspektif, insan tasvirinde bir minyatür etkisi ve gerçekçi olmasa da feci şekilde detaycılık. Hiç şüphesiz bir üst jenerasyonu olan Bosch’a O da hayrandı. Bruegel, Antwerp’te ressam Pieter van Aelst’in yanında çalışarak resim yapmayı öğrendi. İtalya ve Fransa’ya gitti. Burada gördüklerinden, hem sanat, hem de mimariden çok etkilendi. Açıkhava resimlerini seviyordu. Bir süre sonra fazlaca köylü kompozisyonlarına yer vermeye başladı. Hatta sırf bu sebepten kendisine “Pleasant Bruegel” yani “Köylü Bruegel” denilmeye başlanmıştı. Asıl soyadı Brueghel’di ama ömrünün son 10 yılında soyadından “h” harfini atarak, kendi tercihi olarak resimlerinin Bruegel olarak imzaladı. Bruegel sadece 44 yaşına kadar yaşadı. Ustası Aelst’in kızıyla evlenmişti ve 2 oğlu oldu. Her iki oğlu da ressam oldu ancak Bruegel vefat ettiğinde oğullarından biri 1, diğeri 5 yaşındaydı, bu sebeple kendisi yetiştirmiş olamaz diye düşünülüyor. Ona “elder” yani büyük olan denilmesi, büyük oğluyla karışmasını engellemek için. Oğullarının soyadlarında “h” harfi olduğu gibi duruyor aslında ama bu karıştırmamak için pek dikkat çekici bir fark değil. Oğullarından biri Pieter Brueghel the Younger, diğeri ise Jan Brueghel the Elder. Küçük oğlu Jan Brueghel’in de bir “the Elder” lakabı var dikkat ettiyseniz, bunun sebebi, onun da oğlunun ressam olması; “Jan Brueghel the Younger”. Şimdi size aileden 4. jenerasyon bir ressam daha çıktığını söylesem gülmezsiniz değil mi :) Abraham Brueghel de Jan Brueghel the Younger’in ressam olan oğluydu. Bu ailede ressamlık geleneği, babadan oğula bir güzel geçmiş ama bana sorarsanız öyle pek de yetenekli oldukları söylenemez. Yine de güzel bir gelenek olmuş diyelim! Bruegel’in Babil Kulesi resmi, neredeyse Babil Kulesi’nin kendisi kadar meşhur. Bu resimde Bruegel’in, insanoğlunun böyle büyük mimariler inşa ederek yaratıcıya kafa tutmakla hata yaptığını, nitekim başarısız olacağının ortada olduğunu, kuleyi daha bitmeden şehrin üzerine yıkılmak üzere resmederek bunu vurguladığını düşünenler var. Bruegel’in anlattığı düşünülen hikaye, zaten Babil Kulesi’nin Tevrat’ta ve Kur’an’da geçen anlamları. Kral Nemrut yüksek Babil Kulesi’ni inşa ettirerek, yaratıcıyı kızdırmıştır. İnsanoğlunun yaratıcıya yaklaşmaya çalışmasının cezası büyük olur, kule yıkılır, insanların dilleri karışır, ortak dil yoktur ve insanlar 72 farklı lisan konuşurlar, artık anlaşamayacaklardır. Bruegel Babil Kulesi’nin hikayesinden etkilenmiş olmalı. Ama bunu gerçekçi bir şekilde ortaya koymayı planlamadığı da ortada. O sadece Roma’da gördüğü Colosseum’dan aldığı ilhamla, Babil Kulesi hikayesini birleştirmiş. Resimdeki manzara ve liman  Antwerp’den. İnşaatta kullanılan araçlar, vinçler de hep Buregel’in yaşadığı dönemden. Dikkat ederseniz sol köşede, kulenin önündeki tepede duran insanlar var, Kral Nemrut ve onun önünde eğilen işçiler. Ben resmin bir şey anlattığından pek emin değilim. Gerçekçi olması, anlatması da gerekmiyor zaten. Devasa Babil Kulesi ve etrafındaki minicik insanlarla çok görkemli görünüyor. Masalsı bir hali var beni içine çeken. Bugün Babil Kulesi dendiğinde gözümüzün önüne gelen harika bir tasvir bu. Henüz 7 katı çıkmış Babil Kulesi’nin bulutlara değdiğini hayal etmiş Bruegel. Bugün Dubai’de 160 katlı Burj Khalifa’nın dikildiğini görse kim bilir ne düşünürdü. Resmin aynı yıl yapılan bir versiyonu daha var. O boyut olarak daha küçük olduğundan “Küçük Kule” olarak geçiyor, renkleri daha karanlık ancak kule 1 kat daha yüksek ve bulutlara daha yakın görünüyor. The “Little” Tower of Babel resmi ise Rotterdam’daki Boijmans Van Beuningen Müzesi’nde.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/18146387941</link><guid>http://gunde1resim.com/post/18146387941</guid><pubDate>Thu, 23 Feb 2012 16:19:16 -0500</pubDate><category>Pieter Bruegel the Elder</category><category>The Tower of Babel</category><category>Kunsthistorisches Museum</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)
Resim :...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lztcfmPY3K1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resim : Self-Portrait with Felt Hat (1888)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede : Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu: 44 cm × 37,5 cm&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Van Gogh, Arles’e gitmeden önce &lt;a href="http://gunde1resim.com/tagged/Georges-Pierre-Seurat" target="_blank"&gt;Seurat&lt;/a&gt;‘la ve onun geliştirdiği noktacılık tekniği ile tanışmıştı, bahsetmiştim. Van Gogh, &lt;a href="http://gunde1resim.com/tagged/Georges-Pierre-Seurat" target="_blank"&gt;Seurat&lt;/a&gt;‘ı anlamaya çalıştığını ancak onu takip etmediğini söylemişti. Van Gogh gibi bir yaratıcının yapacağı anlama şekli, elbette bunu en üstün şekilde sanatına adapte etmek olacaktı. Bu portre böyle ortaya çıktı. &lt;a href="http://gunde1resim.com/tagged/Georges-Pierre-Seurat" target="_blank"&gt;Seurat&lt;/a&gt;‘ın noktacılık tekniği o kadar çok emek istiyordu ki, bir resmi 2 yılda adeta dokur gibi işlediğinden bahsetmiştim,  izlenimcilik ona göre spontane ve özensizdi. Bu, görmeye çok alıştığımız bir oto-portre olduğundan, onu popüler bulabilir ve küçümseyebilirsiniz. Lütfen bu yanılgıya düşmeyin. Şimdi lütfen &lt;a href="http://www.vangoghmuseum.nl/vgm/zoom.jsp?page=2081&amp;lang=en" target="_blank"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayın ve Van Gogh’un bu oto-portresini nasıl dokuduğuna bir bakın. Bu bir şaheser! Van Gogh’un hayatını “Starry Night - Yıldızlı Gece” resmi eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3836941497/ressam-vincent-van-gogh-1853-1890-resim" target="_blank"&gt;13 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım. Almond Blossom’a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6943937807/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;26 Haziran&lt;/a&gt;‘da, Ayçiçekleri’ne &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/8221538574/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;29 Temmuz&lt;/a&gt;‘da, The Courtesan’a  &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/9552249277/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim-the" target="_blank"&gt;29 Ağustos&lt;/a&gt;‘ta, Sarı Ev’e &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/10453107731/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim-the" target="_blank"&gt;20 Eylül&lt;/a&gt;‘de, “Wheatfield with Crows”a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/12211400816/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;1 Kasım&lt;/a&gt;‘da, “Trees and Undergrowth”a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/14828923792/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;26 Aralık&lt;/a&gt;‘ta, “The Bedroom”a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/16236437800/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim-the" target="_blank"&gt;21 Ocak&lt;/a&gt;‘ta ve “The Church in Auvers-sur-Oise”a ise &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/17116800315/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim-the" target="_blank"&gt;5 Şubat&lt;/a&gt;’ta, Cafe Terrace at Night’a ise &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/17625500167/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;14 Şubat&lt;/a&gt;‘ta yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. &lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/18087410398</link><guid>http://gunde1resim.com/post/18087410398</guid><pubDate>Wed, 22 Feb 2012 16:16:33 -0500</pubDate><category>vincent van gogh</category><category>Self-Portrait with Felt Hat</category><category>Van Gogh Museum</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
Resmin Adi :...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lzrposKyuK1qhxnezo1_400.png"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resmin Adi : La cathédrale de Rouen, effet du matin - Rouen Cathedral, morning effect (1893)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede : Orsay, Paris, Fransa&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu : 106,5 cm x 73,2 cm&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Monet, 1892-93 yıllarında Rouen Katedrali’nin 30’dan fazla resmini yapmıştı. 250 tane nilüfer boyayan bir ressam için, bu katedral pek de takıntı sayılmaz. Monet bu resimleri yapabilmek için katedralin karşısında bir oda kiralamış, sokakta kenarda köşede yaptığını düşünmeyin. Bu onun için ciddi bir projeydi. Bir serginin tamamını bu konuya ayırmak istiyordu. Elbette konu olarak bu katedrali seçmiş görünse de, projenin amacı belliydi; ışığın bir resmi nasıl değiştirdiği. Bu farklı mevsimlerde ve günün farklı saatlerinde katedralin büründüğü renklerin bir şöleni. Monet, bu resimleri yaparken, her gün farklı bir ışık, farklı bir renk keşfettiğinden ve bunun onu nasıl şaşırttığından bahsediyor. Her ne kadar amacı tüm ışıkları resmetmek olsa da, her geçen gün bunun imkansız bir proje olduğunu daha çok farkına varmış. Monet bunu kasıtlı olarak mı planlamıştı bilinmez ama izlenimcilere burun kıvıranlar dahi, dini sebepler bu resimleri pek bir sevmişler. Hatta resimlerin 8 tanesi sergi sırasında satılmış.&lt;a href="http://360degres.net/cathedrale%20rouen/cathedralerouen.html" target="_blank"&gt; Rouen Katedrali&lt;/a&gt;‘ni görmek isterseniz 360 derece görüntüsü burada. Serinin resimlerini günün saatine göre görmek isterseniz o da &lt;a href="http://www.learn.columbia.edu/monet/swf/" target="_blank"&gt;burada&lt;/a&gt;.  Monet’nin hayatını “The Water Lily Pond” resmi vesilesiyle&lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4209327877/ressam-claude-oscar-monet-1840-1926-resmin" target="_blank"&gt;30 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6476830749/ressam-claude-oscar-monet-1840-1926-resmin" target="_blank"&gt;13 Haziran&lt;/a&gt;‘da “The Houses of Parliement” resmine, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/8522618528/ressam-claude-oscar-monet-1840-1926-resmin" target="_blank"&gt;5 Ağustos&lt;/a&gt;‘ta “Madame Monet and her Son” resmine, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/9635516761/ressam-claude-oscar-monet-1840-1926-resmin" target="_blank"&gt;31 Ağustos&lt;/a&gt;‘ta “The Corner of the Apartment” resmine, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/10698426422/ressam-claude-oscar-monet-1840-1926-resmin" target="_blank"&gt;26 Eylül&lt;/a&gt;‘de “Reflections of Clouds on the Water-Lily Pond” resmine ve &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/16065985043/ressam-claude-oscar-monet-1840-1926-resmin" target="_blank"&gt;18 Ocak&lt;/a&gt;‘ta “Impression : Sun Rise” resmine ve &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/16571824976/ressam-claude-oscar-monet-1840-1926-resmin" target="_blank"&gt;27 Ocak&lt;/a&gt;‘ta “San Giorgio Maggiore by Twilight” yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/18037886878</link><guid>http://gunde1resim.com/post/18037886878</guid><pubDate>Tue, 21 Feb 2012 19:07:40 -0500</pubDate><category>Claude Monet</category><category>claude oscar monet</category><category>La cathédrale de Rouen effet du matin</category><category>Rouen Cathedral morning effect</category><category>Rouen Cathedral</category><category>orsay</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Caravaggio (1571-1610)
Resmin Adi : The...</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lzpnnsoTj01qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ressam : Caravaggio (1571-1610)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Resmin Adi : The Cardsharps (1595)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nerede : Kimbell Art Museum, Texas, ABD&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Boyutu : 94,2 cm x  130,9 cm&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Caravaggio’nun iskambil kağıtlarını konu ettiği resmi, belki bu konudaki diğer tüm örneklerden daha açık ve net. Bunlar düpedüz hilebazlar. Sağdakinin kağıt çaldığını görüyoruz, soldaki centilmenin de arkasında biri kağıtlara bakıp, sağdakinin kağıt çalması yetmezmiş gibi, bir de tüyo veriyor. O iki parmak havada, belli ki poker oynanıyor ve “arttır” mesajı veriliyor. Solda da bir dolu para sıralanmış. İskambil oynamak zaten matah bulunan bir hobi değildi, üstüne parayla oynamak yani bunu kumara çevirmek, bir de işin içine dört koldan hile katmak.. pes! Hilebazlıklarıyla masum gençleri kandıranlar, ileride kanun kaçağı bir katil olacağından habersiz olan Caravaggio’yu, 23 yaşındayken rahatsız etmiş olmalı. Nitekim bu resim Caravaggio’nun kardinal tarafından keşfedilmesini ve bundan sonra yapacağı muhteşem resimlerin başlangıcı olmuştu. Caravaggio’nun enteresan hayatını “David with the Head of Goliath” resmi eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4104498686/ressam-caravaggio-1571-1610-resmin-adi-david" target="_blank"&gt;26 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/10528226012/ressam-caravaggio-1571-1610-resmin-adi" target="_blank"&gt;22 Eylül&lt;/a&gt;‘de “Judith Beheading Holofernes” resmine, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/15786828985/ressam-caravaggio-1571-1610-resmin-adi-the" target="_blank"&gt;13 Ocak&lt;/a&gt;‘ta ise The Musicians resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  &lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17968209173</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17968209173</guid><pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:28:40 -0500</pubDate><category>Caravaggio</category><category>the cardsharps</category><category>kimbell art museum</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Francisco Goya (1746-1828)
Resmin Adi : The...</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lznr0ibnrX1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ressam : Francisco Goya (1746-1828)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Resmin Adi : The Clothed Maya (1807-1808)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nerede : Prado Museum, Madrid, İspanya&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Boyutu : 95 cm x 190 cm&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;İspanya’da nü resimlerin yasaklı olmasına ve rütbesi yüksek kişilerin bunları el altından ressamlara yaptırmasına &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6984106386/ressam-diego-velazquez-1599-1660-resim" target="_blank"&gt;Velazquez’in The Rokeby Venus&lt;/a&gt; resminden aşinayız. Goya’yı da kıskacı altına alan İspanya Başbakanı Godoy’du. Godoy önce çıplak bir Maya resmi yaptırdı. Ondan 7-8 yıl sonra da giyinik olanını sipariş etti. Her iki resimde de poz veren Godoy’un uzun yıllar metresi olan Pepita Tudo. Goya bu resimleri yaptığında çoktan sağır olmuş, hatta vertigo hastalığına bile yakalanmıştı. Çıplak Maya ve Giyinik Maya birbirini tamamlayan iki resim. &lt;a href="http://www.museodelprado.es/en/the-collection/online-gallery/on-line-gallery/obra/the-nude-maja/" target="_blank"&gt;Çıplak Maya&lt;/a&gt;‘yı burada görebilirsiniz. Godoy’un eve gelen misafire göre duvardakini giyinik ya da çıplak olanla değiştirdiği ile ilgili bir dedikodu bile var, oldukça mantıklı. Her iki resmi yan yana görmek müthiş bir deneyim. İnsan ister istemez, kıyafetin altında ne olduğu görünce, kolunun  açısından, belinin ölçüsüne bir kontrol yapmaktan kendini alamıyor. Prado Müzesi’nde çekilmiş &lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/34/Las_majas.jpg" target="_blank"&gt;bu fotoğrafta&lt;/a&gt;, her iki resmi yan yana görebilirsiniz.  Goya’nın hayatını The Third of May 1808 resmi eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4336040595/ressam-francisco-goya-1746-1828-resmin-adi" target="_blank"&gt;4 Nisan&lt;/a&gt;‘da anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/11966727829/ressam-francisco-goya-1746-1828-resmin-ad" target="_blank"&gt;26 Ekim&lt;/a&gt;‘de ise Two Old Men Eating Soup isimli karanlık resimleri örnek olan resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. &lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17901577824</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17901577824</guid><pubDate>Sun, 19 Feb 2012 15:45:54 -0500</pubDate><category>francisco goya</category><category>The Clothed Maya</category><category>prado museum</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam  : Hieronymus Van Aken “Bosch” ( ?...</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lzlo2lt6dB1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam  : Hieronymus Van Aken “Bosch” ( ? -1516)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Resim  : The Garden of Earthly Delights &lt;/span&gt;&lt;span&gt; (1500-1505)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede  : Museo del Prado, Madrid, İspanya&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu  : 220 cm x 389 cm &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Rönesans döneminde, Michelangelo ve Leonardo gibi dahiler İtalya’da şaheserler yaratmaktayken, Avrupa’nın başka yerlerinde birkaç ressam’da dahiliğin sınırlarını zorluyordu. Bunlardan biri Alman ressam &lt;a href="http://gunde1resim.com/tagged/Albrecht-D%C3%BCrer" target="_blank"&gt;Albrecht Dürer&lt;/a&gt;‘di, diğeri de Hollandalı  Bosch! Hollanda’dan böyle tuhaf yeteneklerin çıkmasına aşinayız gerçi, tüm bu ressamlardan 100 yıl kadar önce yaşayan 14.yy’ın dahisi &lt;a href="http://gunde1resim.com/tagged/Jan-Van-Eyck" target="_blank"&gt;Jan Van Eyck&lt;/a&gt; de yağlı boya tekniğini geliştiren, resme ilk imza atan ve ilk kez soylu olmayan insanların resimlerini yapan ilginç bir ressamdı. (&lt;a href="http://gunde1resim.com/post/17322946407/ressam-albrecht-durer-1471-1528-resmin-adi" target="_blank"&gt;Bilinen ilk oto-portreyi&lt;/a&gt; yapan Dürer ama &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/7544697772/ressam-jan-van-eyck-1395-1441-resim" target="_blank"&gt;Van Eyck’in de oto-portresi olduğu zannedilen&lt;/a&gt; bir resim var, bahsetmiştim.) “The Garden of Earthly Delights” yani “Dünyevi Zevklerin Bahçesi” isimli resmiyle beni büyüleyen Bosch’u tek resimle anlatacağımdan, itinayla sona bırakmıştım. Bosch’un doğum tarihi hiçbir yazılı kaynakta yok, tahminler 1450’li yıllarda doğduğu ile ilgili. Hollanda’nın s-Hertogenbosch isimli şehrinde doğup yaşadığı ve Avrupa’da başka şehirlerde de tanındığından ona memleketinin adı ile hitap edilmeye başlanmış. Hatta İspanyollar ona “El Bosco” diyormuş. Bosch’un ailesinde çok ressam olduğu, bu sebeple eğitimini aile içinde aldığı tahmin ediliyor. Bosch ile ilgili bilinen bir başka şey ise ailesinin ve kendisinin, yine s-Hertogenbosch şehrinden çıkan  ”Meryem Ana Kardeşlik Örgütü”nün aktif bir üyesi olduğu. Örgütün amacı Meryem Ana’ya karşı hissettikleri hürmetlerini daha fazla kişiye yaymaktı. Bu örgütün Avrupa çapında binlerce üyesi vardı ve bu da sağlam bağlantılar ve birbirini kollayan insanlar grubu demekti.  İspanyollar, kralları Felipe II Bosch’un değerini anlayıp, onun resimlerini aldığı için çok şanslılar, bu sayede bu müthiş resim bugün İspanya’da. Dünyanın sonunun geldiği film sahneleri vardır ya, Sistina Şapel’in yıkıldığı, Adem ile Tanrı’nın ellerinin sonsuza kadar ayrıldığı o dokunaklı sahneler, işte bu resim de bence o sahnelerde yer alması gereken, dünya miraslarından bir tanesi. İlk bakışta resim minyatür benzeri, gerçekçilikten uzak ve teknik olarak zayıf gelebilir. Öyle de, doğruya doğru… Ama asıl olay kompozisyonda. Bosch triptik yani 3 panelden oluşan resimler yapmayı çok seviyormuş. Hikaye anlatmayı sevdiği ortada, dine olan yakınlığından ve bu konudaki düşüncelerini yaymak konusundaki örgütlenmesini de bildiğimizden, bu konu hiç şaşırtıcı değil. Yaratılış (Genesis ) kitabındaki öykü, Adem ve Havva’nın yaratılışı, cennetten kovulmaları Michelangelo da dahil pek çok ressamın sevdiği konulardı.  Ancak dikkatli bakınca göreceğiniz tasvirler, o dönemden kalan tasvirlerle uzaktan yakından ilişkili değil. Bosch, okuduklarını, zihninde apayrı canlandırmış ve çok başka bir dünya yaratmış. 1500’lerde böyle bir hayal dünyası nasıl ortaya çıkmış, anlamak mümkün değil. Sanki uzaylılar kaçırmış ve dünyaya resim yapması için geri bırakmış gibi. Soldaki kompozisyon Cennet’ten, Adem’in Havva ile Tanrı tarafından tanıştırılması. Tanrı Havva’nın elinden tutmuş, onu kutsuyor ve Adem’e takdim ediyor, Adem’e karşı temkinli, parmaklarıyla bir uyarı işareti var. Etraf ilginç hayvanlarla dolu, elmalarla dolu ağaçlar, canlılara hayat veren su ve çeşme. Ortadaki kompozisyon ise Adem ve Havva’nın bir araya gelmesi sonucu dünyanın insanlar tarafından adeta istila edilmesi, dev meyveler, tuhaf hayvanlar, fazlasıyla cinsellik, dünyada var olan zevklerin tamamını sonuna kadar tüketmeleri. Ve en sağda, Cehennem. Kendine hakim olamayan insanların hazin sonu. Bugüne kadar gördüğümüz ilginç tasvirler Cennet’te melekler, Cehennem’de zebaniler iken, Bosch burada Sauron’un hükümdarlığındaki Mordor’u yaratmış gibi. Cehennem yukarıda karanlık başlıyor, zebani kılıklı tuhaf yaratıklar yakıyor, yıkıyor, cehenneme gelenlere korkunç bir karşılama yapıyorlar. Ama aşağıdaki olaylar cehennemin girişinden de beter. Uzay mekiğini andıran bir kadının kaburgaları içinde kumar oynayanlar ve şarap düşkünleri, insanları ezen dev kulaklar. Sahte bir rahibe cezasını fena çekiyor, garip hayvanlar insan gibi iki ayak üzerinde, kıyafet giyinmişler ve ellerinde ateş insanları acı sonu sürüklüyor. Pardon? Bizim hala sürrealizm denince aklımıza Dali geliyor değil mi? Müzikle eğlenenlere ne demeli, hepsi cezasını çekiyor, biri davulun içine hapsolmuş, diğerine fülüt saplamışlar. Kurbağa gibi yeşil bir yaratığın poposunda bir ayna. Mavi dev bir kuş, kral gibi oturmuş, bir bir günahkarları yemekte, altındaki mavi balondan bir bir insanlar çukura düşüyor. Bir günahkara yediği paralar, o çukurun içine dışkı olarak boşalttırılıyor, bir şarapçı ise içtiği şarabı üstlerine kusuyor. Sembolizm mi dediniz? Ve daha neler neler, tek tek bakmak, keşfetmek, şaşırmak serbest… Günümüzde bile biri böyle bir resim yapsa, deli muamelesi yapılır, tıpkı Dali’ye yapılan gibi. Peki bu neyin nesi, bu tuhaf dünyanın ilhamı sadece yaratılış hikayesi olabilir mi? Cevaplamak imkansız, tuhaf olan böylesi bir çılgın resmin, bir kral tarafından beğenilip satın alınmış olması. Yani pek de deli muamelesi yapılmışa benzemiyor. Resmin tadını çıkartmak için Prada müzesindeki &lt;a href="http://www.museodelprado.es/coleccion/galeria-on-line/galeria-on-line/zoom/2/obra/el-jardin-de-las-delicias-o-la-pintura-del-madrono/oimg/0/" target="_blank"&gt;sayfadan&lt;/a&gt; yakınlaştırarak bakabilirsiniz. Ancak çok detaylı kompozisyon olduğu için bu bile yeterli olmaya bilir. Wikipedia’daki &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:The_Garden_of_Earthly_Delights_by_Bosch_High_Resolution.jpg" target="_blank"&gt;bu resme tıklarsanız&lt;/a&gt;, 97mb büyüklüğündeki resmi bilgisayarınıza indirebilirsiniz. &lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17830467933</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17830467933</guid><pubDate>Sat, 18 Feb 2012 12:47:00 -0500</pubDate><category>Hieronymus Bosch</category><category>Bosch</category><category>Hieronymus Van Aken Bosch</category><category>Museo del Prado</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam  : Johannes Vermeer (1632-1675)
Resim  : The...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lzk8bmqKET1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam  : Johannes Vermeer (1632-1675)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resim  : The Allegory of Painting - The Art of Painting (1668)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede  : Kunsthistorisches Museum, Vienna, Avusturya&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu  : 120 cm x 100 cm &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Vermeer’in, Delft şehrinde ressamlar kurulunda yöneticilik yaptığından bahsetmiştim. Bu göreve tam 3 kez seçilmişti. Ressamlar ona ve sanatına saygı duyuyordu belli ki. Vermeer de resim sanatına olan inancını ve saygısını olabilecek en doğru yoldan anlatmış, resimde konu olarak bir ressamı resim yaparken tasvir etmiş. Resimdeki kadın Clio, yani Yunan mitolojisinde ilham perisi. Bu ilham perisi, ressama poz vermiş, ressam da aldığı ilhamla detayları bir bir resmine işliyor. Vermeer, resimdeki ressamı onurlandırırken, bir taraftan da kendi ressamlığını konuşturuyor. Yine camdan gelen bir ışık, ilham perisini ve odayı mükemmel şekilde aydınlatıyor. Duvardaki ise Hollanda haritası.  Vermeer’in hayatını “İnci Küpeli Kız” eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3720467066/ressam-johannes-vermeer-1632-1674-resim" target="_blank"&gt;8 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım, “The Milkmaid” resminden &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6154104043/ressam-johannes-vermeer-1632-1674-resim" target="_blank"&gt;3 Haziran&lt;/a&gt;‘da, The Little Street resimden &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/10846766369/ressam-johannes" target="_blank"&gt;30 Eylül&lt;/a&gt;‘de ve View on Delf resminden ise &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/13221966101/ressam-johannes" target="_blank"&gt;23 Kasım&lt;/a&gt;‘da bahsetmiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17788227754</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17788227754</guid><pubDate>Fri, 17 Feb 2012 18:09:22 -0500</pubDate><category>Johannes Vermeer</category><category>The Allegory of Painting</category><category>The Art of Painting</category><category>Kunsthistorisches Museum</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam  : Edouard Vuillard (1868-1940)Resim :   Jeanne...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lzi7t1mHuC1qhxnezo1_500.png"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;Ressam  : &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Edouard Vuillard (1868-1940)&lt;/span&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;span&gt;Resim :  &lt;/span&gt; &lt;span&gt;Jeanne Lanvin&lt;/span&gt;&lt;span&gt; (1933)&lt;/span&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;span&gt;Nerede  :  Orsay, Paris, Fransa&lt;/span&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;span&gt;Boyutu  : &lt;/span&gt;&lt;span&gt;124,5 cm x 136,5 cm&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Vuillard, kendisini Nabiler Grubu* ressamlarından biri olarak o kadar net tanıtmıştı ki, tüm resim tarihi gözünün gördüğünüyle Vuillard’ı anlatmak yerine, O’nu Nabiler Grubu’nda sıkıştırdı bıraktı. Halbuki O, izlenimci dahilerden biriydi. Üstelik nasıl nilüfer konusunda Monet, balerin konusunda Degas üstadsa, o da iç mekan tasvirinde en iyiysiydi. Bu sebeple bir ilki gerçekleştirip Vuillard’ı anlatmaya “Fransız izlenimci ressam” tanımıyla başlamak istiyorum. Vuillard 10 yaşındayken, ailecek Paris’e taşındılar. Henüz 6 yıl geçmişti ki babası vefat etti. Okulu burslu olarak okudu. Annesiyle birbirlerine kenetlendiler. Annesi korse dikiyordu, bu sebeple Vuillard kumaşları, renkleri çok iyi tanıdı.  Sanat çevresinden iyi arkadaşlıklar edindi. Bu onun resim konusundaki yeteneğini de ortaya çıkarmasını sağladı. Bir ressamın stüdyosunda çalışarak kendini geliştirdi. 4. denemesinde Güzel Sanatlar Akademisi’ne kabul edildi. 1890’da Pierre Bonnard ve &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Paul Serusier ile tanıştı ve birlikte Nabiler akımına kendilerini kaptırdılar. *Nabiler akımı, ilhamını Gauguin’den alıyordu. Ancak Gauguin o yıllarda Tahiti’de harikalar yaratırken, bu grup tüpten çıkan ana renklere, gerçekçilikten çok uzak tasvirlere ve perspektif içermeyen komposizyonlara takılıp kalmıştı. Bugüne kadar Nabiler grubundan sadece &lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;a href="http://gunde1resim.com/post/5214657939/ressam-felix-vallotton-1865-1925-resmin-adi" target="_blank"&gt;Félix Vallotton&lt;/a&gt;‘a yer vermiştim, o da perspektif konusundaki farklı yaklaşımını, bana göre en başarılı şekilde yansıtan ve gerçekten yeni bir şeyler sunan bir ressam olduğundan. Nitekim, Vuillard da içindeki yeteneği farkındaydı ve 1900’lerden itibaren, renklerini yumuşattı ve gittikçe fotoğraf kadar detay içeren ama net olmayan kompozisyonlara yöneldi. İç dekorasyon konusuna çok ilgiliydi, duvar kağıtları, objeler, duvardaki resimler, danteller her şey onun için önemli ve olmazsa olmaz detaylardı. Hatta şöyle söylemişti : “Ben portre yapmam, odaların içinde insanların resmini yaparım”. Vuillard’ın &lt;a href="http://www.musee-orsay.fr/en/collections/index-of-works/resultat-collection.html?no_cache=1&amp;zoom=1&amp;tx_damzoom_pi1%5Bzoom%5D=0&amp;tx_damzoom_pi1%5BxmlId%5D=025643&amp;tx_damzoom_pi1%5Bback%5D=en%2Fcollections%2Findex-of-works%2Fresultat-collection.html%3Fno_cache%3D1%26zsz%3D9" target="_blank"&gt;1890’da yaptığı bu resme&lt;/a&gt; bir bakın, şimdi bir de &lt;a href="http://www.musee-orsay.fr/en/collections/index-of-works/notice.html?no_cache=1&amp;zoom=1&amp;tx_damzoom_pi1%5Bzoom%5D=0&amp;tx_damzoom_pi1%5BxmlId%5D=008062&amp;tx_damzoom_pi1%5Bback%5D=%2Fen%2Fcollections%2Findex-of-works%2Fnotice.html%3Fno_cache%3D1%26nnumid%3D008062%26cHash%3D7dff9fa4e0" target="_blank"&gt;1932’de yaptığı bu resme&lt;/a&gt; bakın. Bu adamı sadece 20’li yaşlarda bir grup arkadaşla biz Nabiciyiz dedi diye Nabilerden ilan edemezsiniz. Nabilermiş, izlenimciymiş farkeder mi diyeceksiniz. Kategorize etmek konuşurken pek mühim değil belki ama bugün izlenimcilik bu popüler ve sevilen bir akımken, Vuillard’ın da izlenimci adledilip, daha çok insana ulaşmasını, daha çok insan tarafından tanınmasını dilerdim. Gelelim yukarıdaki portreye, evet bugün bir moda devi olan Lanvin’in kurucusu &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Jeanne Lanvin. Jeanne, Vuillard’a  çalışma masasında poz vermiş. Bu resim yapıldığında Lanvin, çoktan bir moda devi olmuştu, sadece giyimde değil, parfümleriyle de en önemli lüks markalardan biriydi. Bu resim, belki o günlerden kalan fotoğraflardan bile daha iyi bir tasvir. Taslakları, kumaş örnekleri, en sevdiği heykeli, kitapları, dağınıklığı ve düzeniyle, ama en önemlisi zarafetiyle efsane Lanvin karşımızda. Eğer Vuillard’ı sevdiyseniz size bir &lt;/span&gt;sürprizim var. “Mme. Gillou chez elle” isimli  &lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/c/c0/Mme_Gillou_chez_elle_%28L%27Accord_parfait%29_by_Edouard_Vuillard.jpg" target="_blank"&gt;diğer favorim&lt;/a&gt; olan muhteşem resmini yakından görmek isterseniz doğru İzmir’e. Arkas Koleksiyonu’nun Post-Empresyonizm isimli sergisinde sadece Vuillard değil, Renoir, Vallotton, Toulouse-Lautrec, Derain, Van Dongen gibi benim de hayranı olduğum ve defalarca resimlerine ver verdiğim ustaların da resimlerini görebileceğiz. 31 Mart’ta sergi bitiyor, bu sebeple bir an önce program yapmak ve sergi saatleri, adres, telefon konusunda bilgi edinmek isterseniz &lt;a href="http://www.arkassanatmerkezi.com/" target="_blank"&gt;burada&lt;/a&gt;. &lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17725187778</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17725187778</guid><pubDate>Thu, 16 Feb 2012 16:03:00 -0500</pubDate><category>Edouard Vuillard</category><category>Jeanne Lanvin</category><category>orsay</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)
Resmin...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lzgjtyeLti1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resmin Adı : Jeanne Samary - La Reverie (1877)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede : The Pushkin Museum of Fine Arts, Moskova, Rusya&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu : 56 cm x 46 cm&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Renoir, Fransız aktrist Jeane Samary’nin birden fazla portresini yapmıştı. Ama bu en özeli, hatta Renoir’in en dokunaklı portresi bu bence. Yağlı boyayı adeta pastel boya kullanır gibi kesik kesik kullanmış ve sadece gözlerde fazladan bir keskinlik, tilt-shift etkisi. İnsanı içine çekiyor. Renoir ile Samary’nin bir aşk yaşadığı ile ilgili dedikodular var.  Nitekim böyle bir portrenin aşık olmadan yapılamayacağını düşünüyorum. Ancak Samary, Renoir ile 3 yıl kadar çalıştıktan sonra, Renoir’ı yeterince iyi bulmadığını ve akademik yönü güçlü başka ressamlarda çalışacağını söylemiş. Affınıza sığınarak Samary’ye “sen ne anlarsın” diye seslenmek istiyorum, sonuç olarak Samary’nin Renoir’ı beğenmeyip, 1880’de yaptırdığı portre &lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/71/Jeanne_Samary_portrait_by_Louise_Abb%C3%A9ma.jpg/420px-Jeanne_Samary_portrait_by_Louise_Abb%C3%A9ma.jpg" target="_blank"&gt;bu&lt;/a&gt;. Bu durum Renoir’ı fazlasıyla kırmış olmalı. “&lt;a href="http://gunde1resim.com/post/12429743916/ressam-pierre-auguste-renoir-1841-1919-resmin" target="_blank"&gt;Luncheon of the Boating Party&lt;/a&gt;” resmini anlatırken bahsetmiştim, Renoir solda kucağında köpeğiyle oynayan Aline ile 1890’da evlenmişti. Bu resimde sağda, siyah eldivenler içindeki elini yüzüne götürmüş olan kadın ise Samary. Renoir normalde başrol verdiği bu kadından ister istemez uzaklaştığı belli oluyor. Samary’nin 1880’de poz verdiği tam boy portresine ve bir de aynı yıl Luncheon of the Boating Party’de 13 kişiden biri olarak dahil olduğu resimlere tekrar bakın. Bugün hangisi bir şaheser kabul ediliyor?  Renoir’in hayatından bahsederken, sadece bir 10 yıl kadar izlenimci üslupta resim yaptığını, ancak izlenimcilikte de dahil olmak istemediği kurallar çıkınca (Renoir’e göre), kendine başka bir yön çizmişti. Bu saygı duyulacak bir karar olmakla beraber beni her zaman şaşırtmıştı. Bilmiyoruz ki, belki de bu kadın, yani Samary, onun için gerçekten özeldi, çok incinmişti ve sadece onun akademik ressamları kendisinin üstünde tutması, bir çeşit hırsa sebep olmuştu. Ancak laf aramızda, Renoir’ın izlenimcilik sonrası yaptığı resimler, bana göre oldukça başarısız… Hele o &lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/35/Pierre_Auguste_Renoir_Les_baigneuses.jpg" target="_blank"&gt;nüler&lt;/a&gt; benim hep gözümü tırmalamıştır. Renoir’ın hayatını Dance at Le Moulin de la Galette resmi eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3805190306/ressam-pierre-auguste-renoir-1841-1919-resmin" target="_blank"&gt;12 Mart&lt;/a&gt;‘ta kısaca anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/12429743916/ressam-pierre-auguste-renoir-1841-1919-resmin" target="_blank"&gt;6 Kasım&lt;/a&gt;‘da Luncheon of the Boating Party, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/14083901084/ressam-pierre-auguste-renoir-1841-1919-resmin" target="_blank"&gt;11 Aralık&lt;/a&gt;‘ta The Theather Box ve 17 Ocak’ta ise &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/16023818495/ressam-pierre-auguste-renoir-1841-1919-resmin" target="_blank"&gt;Two Sisters&lt;/a&gt; resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17679517585</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17679517585</guid><pubDate>Wed, 15 Feb 2012 18:27:34 -0500</pubDate><category>pierre auguste renoir</category><category>Jeanne Samary</category><category>The Pushkin Museum of Fine Arts</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)
Resim : Cafe...</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lzent7tMul1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resim : Cafe Terrace at Night (1888)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede : Kröller-Müller Museum, Otterlo, Hollanda&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu: 80,7 cm × 65,3 cm&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İşte Van Gogh’u gece resimlerine ve özellikle yıldızları resmetmeye motive eden Cafe Terrace. Van Gogh ilk kez bu resimde yıldızlara yer vermişti, sonrası biliyorsunuz adeta bir patlama yaşadığı “Starry Night”a kadar gitti. Van Gogh bu resmi yapmaya, bu cafeyi gece gördüğünde karar vermiş. Renklerinden çok etkilendiği için, resmi gözünün gördüğü şekilde, az ışık altında gece yapmaya karar vermiş. Normalde yapılan elbette gündüz gözü bir güzel taslağını çizip, geceden kalanlarla gün ışığında rahat rahat boyamaktır. Van Gogh mektubunda bu resimden şöyle bahsediyor; “Şu bir gerçek ki, gece ışığında yeşil yerine mavi görebilirim, lilayı mor seçebilirim. Ama beyaz ışıktan, mum ışığına geçtiğin zaman en zengin sarıları ve turuncuları yakalayabiliyorsun.” Bu resmi bahsettiği şekilde bir mum ışığında, gözünün o an gördüğü ve onu etkileyen renklerle resmetmiş. Zaten olay da bu değil mi, bu bir fotoğraf değil ki, olay bir saniye deklanşöre basmaktan ibaret değil. Bir ressamın gördüğü bir şeyi resmetmek için ne kadar motive olması gerektiğini düşünün. Bu cafe, o gece o saatlerde, işte tam da Van Gogh’un resmettiği şekilde görünüyordu.  O yüzden bu kadar muhteşem ve etkileyici. Terasın alt kısmı sapsarı, gözyüzü mavi, arnavut kaldırımları lilaya çalıyor, sağda yemyeşil bir ağaç. Bugün bu cafe elbette bir Van Gogh Cafe’ye dönüştürülmüş durumda, bu durumu turistik ve itici bulmuyorum. Ben de Arles’e kadar gitsem, bu cafenin artık bugün bir bakkal olmasındansa cafe olarak kalmasını ve Van Gıgh ile dolup taşmasını tercih ederdim, bir güzel de kahvemi içerdim. Cafe bugün nasıl görünüyor derseniz, &lt;a href="http://www.tripbase.com/blog/wp-content/uploads/2011/09/Cafe-Terrace-Real.jpg" target="_blank"&gt;burada&lt;/a&gt;.  Van Gogh’un hayatını “Starry Night - Yıldızlı Gece” resmi eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3836941497/ressam-vincent-van-gogh-1853-1890-resim" target="_blank"&gt;13 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım. Almond Blossom’a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6943937807/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;26 Haziran&lt;/a&gt;‘da, Ayçiçekleri’ne &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/8221538574/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;29 Temmuz&lt;/a&gt;‘da, The Courtesan’a  &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/9552249277/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim-the" target="_blank"&gt;29 Ağustos&lt;/a&gt;‘ta, Sarı Ev’e &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/10453107731/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim-the" target="_blank"&gt;20 Eylül&lt;/a&gt;‘de, “Wheatfield with Crows”a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/12211400816/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;1 Kasım&lt;/a&gt;‘da, “Trees and Undergrowth”a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/14828923792/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim" target="_blank"&gt;26 Aralık&lt;/a&gt;‘ta, “The Bedroom”a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/16236437800/ressam-vincent-van-gogh-1854-1890-resim-the" target="_blank"&gt;21 Ocak&lt;/a&gt;‘ta ve “The Church in Auvers-sur-Oise”a ise 5 Şubat’ta  yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. &lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17625500167</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17625500167</guid><pubDate>Tue, 14 Feb 2012 17:58:18 -0500</pubDate><category>vincent van gogh</category><category>Cafe Terrace at Night</category><category>Kröller-Müller Museum</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Kees van Dongen (1877-1968)
Resmin Adi :...</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lzcw13WX5b1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Ressam : Kees van Dongen (1877-1968)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Resmin Adi : Woman in Black Hat (1908)&lt;br/&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Nerede : Hermitage Museum, St. Petersburg, Rusya&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Boyutu : 100 cm x 81,5 cm&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Hollandalı fovizm ustasından, bir muhteşem kadın portresi daha. &lt;/span&gt;Kees van Dongen’in hayatındaki en önemli dönüm noktası, Paris’e taşınıp, Matisse ile tam adına “fovizm” denecek olaylı resimlerini sergilediği dönemde tanışmasıydı. Fovizm’i damardan alıp, hiç vazgeçmedi ve geride dokunaklı portreler bıraktı. Bu resimlerin her biri adeta fovizm dersi gibi. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/5637881542/ressam-kees-van-dongen-1877-1968-resmin-adi" target="_blank"&gt;19 Mayıs&lt;/a&gt;‘ta The Corn Poppy resmi eşliğinde, hayatını anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/12133846996/ressam-kees-van-dongen-1877-1968-resmin-adi" target="_blank"&gt;30 Ekim&lt;/a&gt;‘de ise Picasso’nun başına bela olan eski sevgilisi Fernande Olivier’in portresine yer vermiştim. Hatta hızımı alamayıp, Fernande Olivier’in hayatını da anlatmıştım.  Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.&lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17577251389</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17577251389</guid><pubDate>Mon, 13 Feb 2012 19:00:39 -0500</pubDate><category>Kees Van Dongen</category><category>woman in black hat</category><category>hermitage</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Jack Vettriano  (1951)
Resmin Adi : The Billy...</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lzazo6J3Y11qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ressam : Jack Vettriano  (1951)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Resmin Adi : The Billy Boys (1994)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nerede : Özel Koleksiyon&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu : 61 cm x 76,2 cm&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bugün Karaköy gittiğim bir kafenin duvarları Vettriano’nun baskılarıyla doluydu. Ne kadar hoş, böyle zevk sahibi insanlar tarafından dekore edilmiş olması. Malum, gördüğüm andan itibaren aklımdaki tek ressam Vettriano oldu, özlemişim. Yaşayan efsane Vettriano’nun, 1994’teki “Chimes at Midnight” sergisinde en çok ses getiren resmiydi “The Billy Boys”. Bu resim bazı kültürlerde fazlasıyla “eşcinsel”, bazı kültürlerde ise fazlasıyla “sert erkek” olarak algılanıyor. Vettriano’nun İskoç olduğunu düşünürsek, bunun bir grup “sert erkek” olması daha muhtemel. Bende yarattığı his ise, Rezervuar Köpekleri filminden bir kare. Film kahvaltıya başlıyor biliyorsunuz. Saki Mr.White, Mr. Orange, Mr.Pink ve Mr.Brown o kahvaltı sahnesinden önce planları konuşmak üzere sabahlamışlar, gün ağırınca da kahvaltı için bir kafenin yolunu tutmuşlar gibi. Tabi önemli olan, bu resmi satınalan kişinin, her gün bu resmi görürken neler hissettiği. Vettriano’nun her ne kadar 2 milyon TL gibi uçuk bir fiyata satılan resmi olsa da, normalde resimlerinin fiyatları 10-110 bin pound arası, yani astronomik değil. Resimlerin sayılı adetteki nadir kopyaları, çerçeveletmek üzere hazırlanan iyi kalite baskıları ve hatta kartpostalları da imzalı, onaylı şekilde 3 pound’dan başlayan fiyatlarda satışa sunuluyor. Vettriano sadece yeteneğiyle değil, aynı zamanda sahip olduğu pazarlama dehası sayesinde, bugün sanatını takdir eden herkesi bir gün resimlerinden birini satın alabilecek bir müşteri grubuna dahil ediyor. Bugün ben dahil, Vettriano seven pek çok kişi bir gün resimlerinden birine sahip olmayı hayal edebiliyoruz. Vettriano’nun hayatını “Night Calls” eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/5613099150/ressam-jack-vettriano-1951-resmin-adi-night" target="_blank"&gt;18 Mayıs&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/7777887734/ressam-jack-vettriano-1951-resmin-adi-the" target="_blank"&gt;18 Temmuz&lt;/a&gt;‘da yaklaşık 2 milyon’a satıldığını söylediğim ünlü “Signing Butler” resminine, &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/10172911771/ressam-jack-vettriano-1951-resmin-adi" target="_blank"&gt;13 Eylül&lt;/a&gt;‘de “Sunshine and Champagne” resmine ve &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/13425115538/ressam-jack-vettriano-1951-resmin-adi-jive" target="_blank"&gt;27 Kasım&lt;/a&gt;‘da Jive  resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17517740612</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17517740612</guid><pubDate>Sun, 12 Feb 2012 18:24:06 -0500</pubDate><category>Jack Vettriano</category><category>the billy boys</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Sandro Botticelli (1445-1510)
Resmin Adi : La...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lz8vlmjudy1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Ressam : Sandro Botticelli (1445-1510)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Resmin Adi : La Primavera - Spring (1477-1482)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Nerede : Uffizi, Floransa, İtalya&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Boyutu : 203 cm x 314 m&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Botticelli, yani Rönesans’ın persfektif ve anatomi konusunda sınıfta kalmış, ama aynı zamanda her tür güzelliği (bir kadın veya bir çiçek), inanılmaz detaylı ve zarif resmedebilen abisi. Botticelli bu resmi kuzen Medici’nin (Pierfrancesco) siparişiyle yapmıştı. Her zamanki gibi güzellik ve zarafet konusundaki takıntısını özene bezene bu resme işledi. Resimde yaklaşık 170 çeşit çiçek var, toplamda 500’e yakın çiçek incelikle resme yerleştirilmiş. Resim baharı anlatıyor ve resimdeki her bir karakter Botticelli’nin eklediği detaylar sayesinde belirgin. Merkezde Venüs, malum denizde veya yatakta olmadığından giyinik. Venüs’ün etrafında, ağaçların arasında görünen gökyüzüne dikkat edin. Onu iki kanatlı bir tak gibi sarıyor. Venüs’ün hemen üzerinde Eros, okunu 3 güzel tanrıçaya doğrultmuş. Bu tanrıçalar neşeyi, çiçeklenmeyi ve zarafeti temsil ediyor. En soldaki Merkür, ticaretin tanrısı; tanrıların habercisi olan. Onu ayağındaki kanatlı ayakkabılarından tanıyoruz. En sağdaki &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;mavi tenli Zephyrus, rüzgar tanrısı Anemo’inin batı rüzgarları sorumlusu, baharda üflediği meltemle yazı hissettiren. Zephyrus’un geliş sebebi belli, mitolojiye göre gökyüzünden Flora için geliyor. Sırtından yakaladığı, paniklemiş olan kadın Flora, Zephyrus’un üflemesiyle hamile kalıyor ve bir anda güzeller güzeli Spring’e dönüşüyor. Yani o sağdaki yan yana iki kadın aynı kişiler, hamile kalmasıyla birlikte yaşadığı dönüşümü gösteriyor. Bu resim Rönesans döneminin en ünlü resimlerinden biri olmasıyla beraber, hakkında en çok konuşulan, sırrı çözülmeye çalışılan resimlerden de biri. Ne sırrıysa o, anlayabilmiş değilim. Mitolojik karakterler bir arada, bahar ayına bir gönderme var, acaba cinselliği mi anlatıyor, gizemi nedir, neden vs vs… Bazen insanların sırf boş vakit değerlendirmek için soru ürettiğini düşünüyorum. Resmin adı da bahar, anlattığı da bahar işte, niye gizem arıyorsunuz? Tanrıçalar bir arada, çiçeklerle birlikte baharın gelişi kutluyor. Herkes aşka gelmiş, ticaret tanrısı Merkür bile dalından meyve yiyiyor, keyfine diyecek yok. Biraz çirkince olan Flora, hamile kalıp güzeller güzeli Spring’e dönüşüyor. Bence tüm Botticelli resimlerindeki ortak gizem, bir Rönesans dahisinin nasıl olup da perspektif konusunda bu kadar başarısız olup, yine de resimlerinde ön planda tuttuğu güzelliğin, eksiklerinin farkedilmesine izin vermeyecek kadar üstün gelmesidir. Baksanıza, resimde neredeyse kimsenin ayağı yere adam akıllı basmıyor, ormanda değil havada dizili gibiler. Ama ilk bakışta biz bunu görüyor muyuz ya da umurumuzda mı tabi ki hayır! Botticelli’nin hayatını ve &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Venus and Mars resmini &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4001312389/ressam-sandro-botticelli-1445-1510-resmin" target="_blank"&gt;21 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6048205739/ressam-sandro-botticelli-1445-1510-resmin" target="_blank"&gt;31 Mayıs&lt;/a&gt;‘ta &lt;/span&gt;&lt;span&gt;The Birth of Venus’ü anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/9465101863/ressam-sandro-botticelli-1445-1510-resmin" target="_blank"&gt;27 Ağustos&lt;/a&gt;‘ta ise &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Fortitude&lt;/span&gt;&lt;span&gt; resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17441643776</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17441643776</guid><pubDate>Sat, 11 Feb 2012 15:00:58 -0500</pubDate><category>Sandro Botticelli</category><category>la primavera</category><category>spring</category><category>Uffizi</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Rene Magritte (1898-1967)
Resmin Adi : The...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lz6vaxwTHA1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ressam : Rene Magritte (1898-1967)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Resmin Adi : The Human Condition  (1933)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nerede : National Gallery of Art, Washington, USA&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Boyutu : 100 cm x 81 cm&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ne demiştik, bir şeyin ilkini yapan, öncüsü olana saygımız sonsuz!  Bundan 15 sene kadar önce, bir sergide orta sınıf bir ressamı dahi ilan etmiştim. Resme 3 boyut vermek üzere, kanvasın çakılı olduğu tahta kısmı, göründüğü şekilde resmin üzerinde boyamış ve bir illüzyon yaratmıştı. Tabi o dönemde ben Rene Magritte’in adını bile duymamıştım. Meğer o ressam da bir Magritte hayranıymış. Magritte’in bu resimde yaptığı şey de her zamanki gibi zihinlerimize oynamak, bizi eğlendirmek. İtiraf edin, resme bakında ilk çerçevedeki resmi gerçek manzaraya benzetmiş mi onu kontrol etmek oluyor. Nasıl da kandık :) Her ikisi de Magritte’in elinden çıkmış tek seferde çıkmış bir bütün değil mi sanki… Şövalenin ayakları, pencerenin hemen önünde, üzerine duran kasnağa gerçek hissi vermek için sağda bir güzel bahsettiğim tahta kısmı boyamış, bir de solda azıcık perdenin üstüne taşırmış. Resimlerinde elmayla yüzünü saklamaya meraklı olan Magritte, bu resimde de manzaradaki ağacı, şövaledeki resim ile gizlemiş.  Magritte’in hayatını, anlattıklarını  “The Son of Man” resmi eşliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4437866876/ressam-rene-magritte-1898-1967-resmin-adi" target="_blank"&gt;8 Nisan&lt;/a&gt;‘da anlatmıştım.  “La Golconde”ye &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6801766713/ressam-rene-magritte-1898-1967-resmin-adi-la" target="_blank"&gt;22 Haziran&lt;/a&gt;‘da, The Mysteries of the Horizon’a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/8770007298/ressam-rene-magritte-1898-1967-resmin-adi" target="_blank"&gt;11 Ağustos&lt;/a&gt;‘ta, “Homesickness”a &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/11398615510/ressam-rene-magritte-1898-1967-resmin-adi" target="_blank"&gt;13 Ekim&lt;/a&gt;‘de ve Horse Riding’e 22 Aralık’ta yer vermiştim. Bu müthiş adamı keşfetmek isterseniz tarih linklerine tıklayın. &lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17378110245</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17378110245</guid><pubDate>Fri, 10 Feb 2012 12:59:21 -0500</pubDate><category>rene magritte</category><category>The Human Condition</category><category>national gallery of art</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)
Resmin Adi :...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lz4yddJjWY1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Resmin Adi : Self-Portrait or Portrait of the Artist Holding a Thistle (1493)&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nerede : Louvre, Paris, Fransa&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Boyutu : 56 cm x  44 cm&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Zamanının 600 yıl ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, beni ressamlar arasında en çok şaşırtanlardan biri. 21. yy’da yaşasaydı, hala ilginç bir sanatçı kabul edilirdi. Düşünün ki o, Michelangelo Sistine Şapel’i, Leonardo Mona Lİsa’yı boyarken, o tutup hiç görmediği bir gergedanın tavsirlerden yola çıkarak gravürünü yapmıştı. Bahsetmiştim, Avrupa Dürer’in gravüründen sonraki 3 yüzyıl boyunca gerganı sadece onun resminde gördü. Bu oto-portresi ise batı resim tarihindeki ilk oto-portre. Ressamların kalabalık komposizyonlarda kendilerini bir şekilde resme dahil etmeleri alışıldık bir şeydi ama oturup da kendini boyayana ilk kez rastlanıyordu. Bu da bir şey mi, hayatını anlatırken özellikle söylemiştim, Dürer dünya tarihinde logo ve ticari markayı ilk kullanan insan. Resim yapmaya o kadar düşkündü ki, ve bu resimleri makul fiyata satarak daha çok insana ulaştırmayı o kadar istiyorduki, taklitçileri çıkmıştı. Çareyi logosunu basmakta ve eğer taklit eden çıkarsa, imparatordan aldığı telif hakkını kullarak ceza çektirmeye bile hazırdı. Dürer, sen ne kadar tuttuğunu koparan, ne kadar dahi bir adammışsın! Dürer’in 22 yaşındayken yaptığı bu oto-portre bir ilk olarak geçiyor ama Dürer’in için ilk değil, o daha 13 yaşındayken karakalem ile oto-portresini yapmıştı bile. Dürer bu resmi yaptığında, babasının başgöz etmesi sonucu evlenmek üzereydi. Resimde tarihin hemen yanında bir not var, burada şöyle diyor : Yukarıdan ne yazıldığıysa, başıma geliyor”. Dürer’in dine, özellikle İsa’ya düşkünlüğünden bahsetmiştim, hatta sırf bu sebeple saçlarını uzatıyor İsa gibi pozlar veriyordu. Bu resimdeki bakışı da biraz şaşkın, henüz aynaya bakarak kendini resmetmeyi tam çözememiş gibi, ya da evleneceği için bu şaşkın halini bilinçli olarak eklemiş de olabilir. Elinde de bir deve dikeni, oldukça esprili. Dürer’in hayatını &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4181237591/ressam-albrecht-durer-1471-1528-resmin-adi" target="_blank"&gt;29 Mart&lt;/a&gt;‘ta Mavi Kuzgun Kanadı resmi eşliğinde anlatmıştım. &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6269716260/ressam-albrecht-durer-1471-1528-resmin-adi" target="_blank"&gt;7 Haziran&lt;/a&gt;‘da “Young Hare”ye ve &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/11579705898/ressam-albrecht-durer-1471-1528-resmin-adi" target="_blank"&gt;17 Ekim&lt;/a&gt;‘de The Rhinoceros resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerini tıklayın.  &lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17322946407</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17322946407</guid><pubDate>Thu, 09 Feb 2012 12:10:25 -0500</pubDate><category>Albrecht Dürer</category><category>self-portrait</category><category>Portrait of the Artist Holding a Thistle</category><category>louvre</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam  : Salvador Dali (1904-1989)
Resim  : Atomic...</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lz35xtUz3i1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam  : Salvador Dali (1904-1989)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resim  : Atomic Leda - Leda Atomica (1949)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede  : Fundacion Gala-Salvador Dali, Figueras, İspanya&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu  : 61 cm x  46 cm&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Dali’nin Hiroşima’ya atılan atom bombası sonrası sanatında ve sanata yaklaşımında değişiklikler olduğundan bahsetmiştim. Dali, resimlerinin modern çağın ispat ettiği yeni kuramları içermesi gerektiği, ancak bu şekilde güncelliğini koruyabileceği ile ilgili bir fikre kapılmıştı. Resimdeki kadını tanımışsınızdır, Dali’nin biricik eşi Gala, resme adını veren Leda karakteri olarak poz veriyor. Leda, mitolojide Sparta tanrıçası olarak geçiyor. Zeus ise Leda’ya hayran. Leda bir başkasıyla evlendiği gece, Zeus kuğu biçimde Leda’ın odasına sızıyor, onunla birlikte oluyor. Ve tabiki hiçbir şeyden haberi olmayan kocası da. Efsaneye göre, bu iki birleşmeden iki ikiz yumurta oluşuyor, Zeus’un genlerini alan çocuklar, her iki ikizden birer tanesi, ölümsüz çocuklar olarak doğuyor; Pollux ve Helen. Resimdeki kuğu ve yumurtalar neyin nesi derseniz, sebebi bu hikayeye bir gönderme.  Resimdeki yerleşimi ise Dali, altın oranı göz önünde bulundurarak itinayla yapıyo. Dikkat ederseniz reismdeki öğeler bir beşgene tam olarak olarak oturuyor. Ve gelelim resmin en önemli özelliğine, hiçbir şey ama hiçbir şey birbirine dokunmuyor. İŞte Dali’nin atom fiziğine yaptığı gönderme ve bu bilginin sanatına konu oluşu. Dali yaptığı açıklamada da altını özellikle çiziyor : “kuğu, Leda’ya dokunmuyor, Leda kaideye dokunmuyor, kaide zemine dokunmuyor, zemin deniz dokunmuyor…” Dali’ye bu fikri veren atom fiziği, “nothing touches” teorisi, yani hiçbir şey birbirine dokunmaz. Anlamı şu, her ne kadar cisimler birbirine dokunuyor gürünse de aslında atomları asla birbirine dokunmaz, atomları birbirine dokunmayan da dokunmuş sayılmaz. İki farklı cismin atomlarında bulunan protonlar arasındaki uzaklık, proporsiyonunu göz önünde bulundurarak düşündüğümüzde, dünyanın güneşe olan uzaklığından daha fazladır. İşte tüm bunlar sevgili Dali’nin ilgisini çekmiş, iyiki de çekmiş, böyle izlemesi, keşfetmesi keyifli resimler bırakmış bize. Dali’den ilk kez &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3565346776/ressam-salvador-dali-1904-1989-resim-the" target="_blank"&gt;28 Şubat&lt;/a&gt;‘ta “Belleğin Azmi” resmi vesilesiyle bahsetmiştim. Projemin ilk günleri olduğu için çok kısa yazmak için kendimi fazlasıyla zorluyordum. Hoş, Mart itibariyle kendimi zorlamadan anlatmaya değer bulduğum ne varsa yazmaya başladım. Dali’nin hayatını da &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/10331538803/ressam-salvador-dali-1904-1989-resim" target="_blank"&gt;17 Eylül&lt;/a&gt;‘de Gala’nın portresi eşliğinde anlattım. Picasso portresine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/11742918015/ressam-salvador-dali-1904-1989-resim-the" target="_blank"&gt;21 Ekim&lt;/a&gt;‘de ve doğduğundan beri en büyük problemi olan abisi “Dali”nin portresine ise &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/14531933616/ressam-salvador-dali-1904-1989-resim" target="_blank"&gt;20 Aralık&lt;/a&gt;‘ta yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.    &lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17270362086</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17270362086</guid><pubDate>Wed, 08 Feb 2012 12:58:41 -0500</pubDate><category>salvador dali</category><category>atomic leda</category><category>leda atomica</category><category>Fundacion Gala-Salvador Dali</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item><item><title>Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 )
Resmin Adi :...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lz1ikrTOxu1qhxnezo1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 )&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resmin Adi : Garçon à la pipe (1905)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nerede. : Özel Koleksiyon&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Boyutu : 100 cm x 81,3 cm&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Resim Picasso’nun “gül dönemi”nden. Ne anladık, hiçbir şey! Siz benim resimleri böyle anlatmadığımı zaten biliyorsunuz. Barcelona’daki Picasso Müzesi’ni 3 kez baştan aşağı ziyaret etmiş biri olarak size yorumumu söylemiştim. Herşey 1907’de Picasso’nun Les “Demoiselles d’Avignon” resmini yapıp kübizmi damarlarına sokunca başladı. Sonra Picasso da kendini durduramadı, vefat ettiğinde 20bine yakın eser bırakmıştı hatırlarsanız. 1907’den önce yaptıkları ise benim için mavi, gül falan değil, iki gruba ayrılıyor. Okulun zoruyla yaptığı beceriksiz akademik resimler ve 1900’lerden itibaren yolunu bulmaya çalışırken yaptığı benzersiz resimler. Garçon à la pipe bu benzersiz resimlerden biri. Kübizmi patlatmasına birkaç yıl kala yaptığı eşsiz resimlerden biri. Resimdeki çocuğun kimliği belirsiz, sadece tahminler var. Ancak Picasso çocuktan, bir sürü insanın girip çıktığı stüdyosunda, saatler geçiren, sıkılmadan kendisini izleyen ve resmi gerçekten çok seven biri olduğunu söylüyor. Gerçekten sanatına gönül veren biri olduğunu düşünüyordu ki, bu resimde onu kullanarak jest yapmış. Tabi o dönemlerde, Picasso mu çocuğa jest yaptı, yoksa çocuk günlerce Picasso’ya poz vererek mi jest yapmış oldu bilinmez. Resmi tamamlaması 1 ay sürmüş, ve en son sürpriz olarak çocuğun kafasına çiçekten bir taç ekleyivermiş. Resmin asıl ilginç tarafı, desenlerle boyalı bir duvar önünde çocuğun duruşu elbette. Duvardaki çiçek boyaları çocuğun etrafında melek kanatları gibi açılmış. Duvar arkada bir fon olmak yerine ana konuya katılıyor. Bir de üzerine çiçekten taç, feninen bir his vermiş. Yine de masum ve melek yönü ağır basıyor sanırım. Resim 1950’de 30bin dolara satın alınıyor ve 2004’te Barilla Group (evet makarnacı olan) tarafından tam 104 milyona satılıyor. Nasıl? Resim iyi bir yatırım aracı değil mi? Picasso’nun satışa çıkan bir diğer resmi “&lt;a href="http://gunde1resim.com/post/15961088900/ressam-pablo-picasso-1881-1973-resmin-adi" target="_blank"&gt;Nude, Green Leaves and Bust&lt;/a&gt;“ı anlatırken detay vermiştim. Onu okuyanlar merak eder, hemen söyleyeylim, bu resim ise Sotheby’s tarafından satılıyor, Christies değil! 104 milyonun 11 milyonu Sotheby’s in, 93 milyon ise zamanında 30bin dolar koyan John Hay Whitney’in ailesinin. Herald Tribune’ün yayımcısını olan John Hay Whitney, 1982’de vefat ettiği için, kendisi bu parlak yatırımının meyvesini görememiş. Bu resme verilen 104milyon rakamı, enflasyon gözardı edildiğinde, o güne kadar bir resme ödenmiş en yüksek bedeldi. Sonra 2006’da Klimt’in &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3855320162/ressam-gustav-klimt-1862-1918-resmin-adi" target="_blank"&gt;Portrait of Adele Bloch-Bauer I&lt;/a&gt;‘i 135 milyona satılıp 1. oldu. Ardından pek hazetmediğim resimler &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4872079268/ressam-jackson-pollock-1912-1956-resmin-adi" target="_blank"&gt;Pollock&lt;/a&gt;‘un No:5’i 140 milyonla 1., Willem de Kooning’in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Woman_III" target="_blank"&gt;Woman III&lt;/a&gt;‘ü (ıyyk) 137,5 milyonla 2. en pahalıya satılan resim olmuştu. Zaten yeni bir akımın öncüsü olmasına olan saygımdan &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/4872079268/ressam-jackson-pollock-1912-1956-resmin-adi" target="_blank"&gt;Jackson Pollock&lt;/a&gt;‘a Günde 1 Resim’de yer vermiştim ama kendimi Kooning için fena edemedim. Bu ilk iki resim, ve bunlara bu parayı verenlerin damak tadı beni pek bir rahatsız ediyordu. Ancak sadece birkaç ay önce, 2011’in sonunda, neyse ki bir &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/12304971874/ressam-paul-cezanne-1839-1906-resmin-adi-the" target="_blank"&gt;Cezanne&lt;/a&gt;‘ın &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Card_Players" target="_blank"&gt;The Card Player serisinden &lt;/a&gt;bir resim satışa çıktı da 250-300 milyon arası henüz net açıklanmamış bir rakamla, tüm listeyi aşağı çekti. Satılan resim, serinin tamamını gösteren &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Card_Players" target="_blank"&gt;bu linkte&lt;/a&gt; yanında “Qatar” yazan. Bugüne kadar dünyada satılan en pahalı resimleri değerlendirirken, her zaman göz önünde bulundurulması gereken bir konu, o resmin sadece satışa çıkan resimler arasında bir değeri olduğudur. Bunlardan çok daha değerliler zamanında alanların evinde, 7 ceddine yetecek bir sermaye olarak beklemede, ya da en güzeli hepimizin görebilmesi için müzelerde! Picasso’nun hayatını, Las Meninas resmi eşiliğinde &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/3678642412/ressam-pablo-picasso-1881-1973-resim" target="_blank"&gt;6 Mart&lt;/a&gt;‘ta anlatmıştım.  Les Demoiselles d’Avignon resmine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/6561868791/ressam-pablo-picasso-1881-1973-resmin-adi" target="_blank"&gt;15 Haziran&lt;/a&gt;‘da, Guernica resmine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/11838574637/ressam-pablo-picasso-1881-1973-resim" target="_blank"&gt;23 Ekim&lt;/a&gt;‘de, The Wait - Margot resmine &lt;a href="http://gunde1resim.com/post/13929023492/ressam-pablo-picasso-1881-1973-resim" target="_blank"&gt;8 Aralık&lt;/a&gt;‘ta ve Nude, Green Leaves and Bust resmine&lt;a href="http://gunde1resim.com/post/15961088900/ressam-pablo-picasso-1881-1973-resmin-adi" target="_blank"&gt;16 Ocak&lt;/a&gt;‘ta yer vermiştim. Resimleri ve Picasso’yu hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın. &lt;/p&gt;</description><link>http://gunde1resim.com/post/17222292682</link><guid>http://gunde1resim.com/post/17222292682</guid><pubDate>Tue, 07 Feb 2012 15:36:00 -0500</pubDate><category>Pablo Picasso</category><category>Garçon à la pipe</category><category>art</category><category>painting</category><dc:creator>oscary</dc:creator></item></channel></rss>

