Ressam  : Andre Derain (1880-1954)
Resim  : Big Ben, London (1906)
Nerede  : Musee D'art Moderne, Paris, Fransa
Boyutu : 79 cm x 86 cm
Andre Derain'nın nefes kesici Londra resimlerinden bahsetmiştim. O gerçekten Monet'den sonra Londra'yı en farklı gözle göre ressam. 2012'de hepimiz için griler diyarı Londra'yı bile rengarenk görebilecek güzel gözler diliyorum! Derain'nın hayatını ve çarpıcı portresi “Woman in a Chemise"i 22 Kasım‘da anlatmıştım, hatırlamak isterseniz tıklayın. High-res

Ressam  : Andre Derain (1880-1954)

Resim  : Big Ben, London (1906)

Nerede  : Musee D'art Moderne, Paris, Fransa

Boyutu : 79 cm x 86 cm

Andre Derain'nın nefes kesici Londra resimlerinden bahsetmiştim. O gerçekten Monet'den sonra Londra'yı en farklı gözle göre ressam. 2012'de hepimiz için griler diyarı Londra'yı bile rengarenk görebilecek güzel gözler diliyorum! Derain'nın hayatını ve çarpıcı portresi “Woman in a Chemise"i 22 Kasım‘da anlatmıştım, hatırlamak isterseniz tıklayın.

Ressam : Paul Cezanne (1839-1906 )
Resmin Adi : Turning Road at Montgeroult (1898)
Nerede. : Moma, New York, ABD
Boyutu : 81,3 cm x 65,7
Picasso'nun, Cezanne'dan neden usatsı olarak bahsettiğini, kubizm konusunda ona ilham verdiğiniz ispatı niteliğinde bir köy resmi. Cezanne bir küçük kasaba olan Montgeroult'dan dönmeden önce son olarak bu resmi tamamlamıştı. Bu köydeki evlerin görüntüsü, Cezanne'ın natürmortlarında masadan düşecek gibi görünen meyvelerini hatırlatıyor. Konusu farklı olmasına rağmen, bir bakışta Cezanne'a ait olduğu anlaşılabilecek bir resim bu. Geçimsiz Cezanne'ın zor geçen hayatını Gustave Geffroy portresi eşliğinde 23 Mart‘ta anlatmıştım. 11 Haziran‘da The Bather, 28 Eylül‘de  Pyramid of Skulls ve 4 Kasım‘da The Card Players resmine yer vermiştim, hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Paul Cezanne (1839-1906 )

Resmin Adi : Turning Road at Montgeroult (1898)

Nerede. : Moma, New York, ABD

Boyutu : 81,3 cm x 65,7

Picasso'nun, Cezanne'dan neden usatsı olarak bahsettiğini, kubizm konusunda ona ilham verdiğiniz ispatı niteliğinde bir köy resmi. Cezanne bir küçük kasaba olan Montgeroult'dan dönmeden önce son olarak bu resmi tamamlamıştı. Bu köydeki evlerin görüntüsü, Cezanne'ın natürmortlarında masadan düşecek gibi görünen meyvelerini hatırlatıyor. Konusu farklı olmasına rağmen, bir bakışta Cezanne'a ait olduğu anlaşılabilecek bir resim bu. Geçimsiz Cezanne'ın zor geçen hayatını Gustave Geffroy portresi eşliğinde 23 Mart‘ta anlatmıştım. 11 Haziran‘da The Bather, 28 Eylül‘de  Pyramid of Skulls ve 4 Kasım‘da The Card Players resmine yer vermiştim, hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Frederic Bazille (1841-1870)
Resmin Adi : The Improvised Field Hospital (1865)
Nerede : Orsay, Paris, Fransa
Boyutu : 47 cm x 62 cm
1865 yazında, Monet resim yapmak için Chailly yakınlarındaki Fontainebleau ormanına gitmişti, ısrarla Bazille'i de çağırdı, hem arkadaş olacaklar, birlikte çalışacaklar hem de Bazille'i model olarak kullanacaktı. Ne var ki bu resimde gördüğünüz gibi Monet Bazille'e model oldu. Monet ayağını kırmıştı, birhastanede böyle hareketsiz yatarken Bazille'in resmine konu oldu. Monet'nin bir hastane odasında masum yatışı muazzam bir hatıra olmuş bu ikili için. Monet'nin ayağını rahat ettirebilmek için  altında battaniyelerden yükseklik yapmışlar, iple sarkan testi de belli ki istediğinde ayağını yukarıda tutabilmesi için. Dönemin hastane koşulları pek parlak olmasa da oldukça sevimli. 2 Nisan‘da Bazille'in hayatını “Summer Scene” resmi eşliğinde anlatmıştım. Bir Bazille'in, bir de Modigliani'nin hayatını her hatırlayışımda, hüzünden kalbime ağrılar giriyor. Bahtsız ressam Bazille'den 20 Ağustos'ta ise “Bazille’s Studio” adlı ressam dostlarıyla birlikte vakit geçirdiği stüdyosunun resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.   High-res

Ressam : Frederic Bazille (1841-1870)

Resmin Adi : The Improvised Field Hospital (1865)

Nerede : Orsay, Paris, Fransa

Boyutu : 47 cm x 62 cm

1865 yazında, Monet resim yapmak için Chailly yakınlarındaki Fontainebleau ormanına gitmişti, ısrarla Bazille'i de çağırdı, hem arkadaş olacaklar, birlikte çalışacaklar hem de Bazille'i model olarak kullanacaktı. Ne var ki bu resimde gördüğünüz gibi Monet Bazille'e model oldu. Monet ayağını kırmıştı, birhastanede böyle hareketsiz yatarken Bazille'in resmine konu oldu. Monet'nin bir hastane odasında masum yatışı muazzam bir hatıra olmuş bu ikili için. Monet'nin ayağını rahat ettirebilmek için  altında battaniyelerden yükseklik yapmışlar, iple sarkan testi de belli ki istediğinde ayağını yukarıda tutabilmesi için. Dönemin hastane koşulları pek parlak olmasa da oldukça sevimli. 2 Nisan‘da Bazille'in hayatını “Summer Scene” resmi eşliğinde anlatmıştım. Bir Bazille'in, bir de Modigliani'nin hayatını her hatırlayışımda, hüzünden kalbime ağrılar giriyor. Bahtsız ressam Bazille'den 20 Ağustos'ta ise “Bazille’s Studio” adlı ressam dostlarıyla birlikte vakit geçirdiği stüdyosunun resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  

Ressam : Pieter Pauwel Rubens (1577-1640)
Resmin Adi : Family of Jan Brueghel the Elder (1613-15)
Nerede. :  Courtauld Institute of Art, Londra, İngiltere
Boyutu : 124,5 cm x 94,6 cm
Mitolojik ve dini içerikli öykülere düşkünlüğüyle ünlü Flaman ressam Rubens'ten alışılmadık bir portre. Portre, Rubens'in de arkadaşı olan ressam Jan Brueghel ve ailesine ait. Barok tarza belki binlerce bu tarz aile portreleri vardır ama bu resim bir şekilde fazladan ilgi çekiyor. Sanırım kadının çok merkezde olmasını göz ayırt ediyor ki bu o dönem aile için denge açısından oldukça ilginç bir durum. Resimdeki Catherina, Brueghel'in ikinci eşi, kız ve oğlan ise çocukları. Resimde bir diğer ilgimi çeken şey ise Brueghel'in uzakta olduğu ve karısına dokunmadığı halde görüntüde kalan eli. Poz verilerek yapılmış bir portrede, doğal duruşta o el orada olsa bile, ressam onu düzeltir, şuraya koy der… Sonuçta resim fotoğraf gibi anlık bir şey değil, eli o an orada unutuversinler. Kaldı ki bu resmi Rubens 2 yılda tamamlamış. Yani Rubens'in Brueghel'i ailenin dışında bırakmayı kasıtlı olarak yapmış olabileceğini düşünüyorum, bir anlamı olabilir. Ya da resim kadın ve çocuklar olarak yapılıp, Brueghel sonradan eklenmiş olabilir. Bugün bu konuda bir bilgi olabilir mi diye araştırdığımda, aynı konuya takılmış olan The Guardian yazarı Tracy Chevalier sadece bu konuda yazdığı bir makaleye rastladım. O benden daha fazla detaycı çıktı. Çocuklar ve aile elleriyle birbirine kilitlenmiş, erkek çocuk yaşından büyük bakıyor, baba tamamen dışlanmış diyor. Doğru! Eğer Brueghel sonradan resme eklendiyse bu kadının merkezde olmasından, babanın dışta kalmasına herşeyi açıklar. Ama ne kadar sorgulasak da 400 yıl önceki özel hayatı ve gerekçeleri bilmemiz imkansız. Resme, dünyanın en zengin küçük müzelerinden biri olan Courtauld'ın web sitesinden bu linkte tıklayarak bakabilir, resmi yerinde görebilirsiniz.  Rubens’in hayatını favorim “Two Satyrs” resmi eşliğinde 17 Nisan‘da anlatmıştım. “Assumption of the Virgin Mary” resmine 30 Mayıs‘ta, 28 Kasım‘da ise “The Battle of the Amazons" resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.   High-res

Ressam : Pieter Pauwel Rubens (1577-1640)

Resmin Adi : Family of Jan Brueghel the Elder (1613-15)

Nerede. :  Courtauld Institute of Art, Londra, İngiltere

Boyutu : 124,5 cm x 94,6 cm

Mitolojik ve dini içerikli öykülere düşkünlüğüyle ünlü Flaman ressam Rubens'ten alışılmadık bir portre. Portre, Rubens'in de arkadaşı olan ressam Jan Brueghel ve ailesine ait. Barok tarza belki binlerce bu tarz aile portreleri vardır ama bu resim bir şekilde fazladan ilgi çekiyor. Sanırım kadının çok merkezde olmasını göz ayırt ediyor ki bu o dönem aile için denge açısından oldukça ilginç bir durum. Resimdeki Catherina, Brueghel'in ikinci eşi, kız ve oğlan ise çocukları. Resimde bir diğer ilgimi çeken şey ise Brueghel'in uzakta olduğu ve karısına dokunmadığı halde görüntüde kalan eli. Poz verilerek yapılmış bir portrede, doğal duruşta o el orada olsa bile, ressam onu düzeltir, şuraya koy der… Sonuçta resim fotoğraf gibi anlık bir şey değil, eli o an orada unutuversinler. Kaldı ki bu resmi Rubens 2 yılda tamamlamış. Yani Rubens'in Brueghel'i ailenin dışında bırakmayı kasıtlı olarak yapmış olabileceğini düşünüyorum, bir anlamı olabilir. Ya da resim kadın ve çocuklar olarak yapılıp, Brueghel sonradan eklenmiş olabilir. Bugün bu konuda bir bilgi olabilir mi diye araştırdığımda, aynı konuya takılmış olan The Guardian yazarı Tracy Chevalier sadece bu konuda yazdığı bir makaleye rastladım. O benden daha fazla detaycı çıktı. Çocuklar ve aile elleriyle birbirine kilitlenmiş, erkek çocuk yaşından büyük bakıyor, baba tamamen dışlanmış diyor. Doğru! Eğer Brueghel sonradan resme eklendiyse bu kadının merkezde olmasından, babanın dışta kalmasına herşeyi açıklar. Ama ne kadar sorgulasak da 400 yıl önceki özel hayatı ve gerekçeleri bilmemiz imkansız. Resme, dünyanın en zengin küçük müzelerinden biri olan Courtauld'ın web sitesinden bu linkte tıklayarak bakabilir, resmi yerinde görebilirsiniz.  Rubens’in hayatını favorim “Two Satyrs” resmi eşliğinde 17 Nisan‘da anlatmıştım. “Assumption of the Virgin Mary” resmine 30 Mayıs‘ta, 28 Kasım‘da ise “The Battle of the Amazons" resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  

Ressam : Paul Signac (1863-1935)
Resmin Adi : Grand Canal - Venise (1905)
Nerede : Toledo Museum of Art, Ohio, ABD
Boyutu : 73,5 cm x 92,1 cm
Paul Signac'ın 1,3 milyon pound'a satılan Süleymaniye resminden 2 yıl önce yaptığı Venedik resmi. Kıskanmamak elde değil, 2 yıl öncesinde daha sabırlı bir ressammış Signac, minik minik işlemiş resmen bu resmi. Keşke bu sabırla yapsaydı Süleymaniye resmini de! Bulduk da beğenmiyoruz gibi olmasın, dünyaca ünlü bir ressamın İstanbul'a gelip resimler yapmış olması zaten büyük bir lütuf ama elimde değil, bu Venedik resmindeki tekniğini çok daha büyüleyici buluyorum. Signac’ın hayatını “Feneon” portresi eşliğinde 28 Mart‘ta kısaca anlatmıştım, 21 Ağustos‘ta bahsettiğim “Süleymaniye” resmine ve 18 Ekim‘de “Sunday” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  High-res

Ressam : Paul Signac (1863-1935)

Resmin Adi : Grand Canal - Venise (1905)

Nerede : Toledo Museum of Art, Ohio, ABD

Boyutu : 73,5 cm x 92,1 cm

Paul Signac'ın 1,3 milyon pound'a satılan Süleymaniye resminden 2 yıl önce yaptığı Venedik resmi. Kıskanmamak elde değil, 2 yıl öncesinde daha sabırlı bir ressammış Signac, minik minik işlemiş resmen bu resmi. Keşke bu sabırla yapsaydı Süleymaniye resmini de! Bulduk da beğenmiyoruz gibi olmasın, dünyaca ünlü bir ressamın İstanbul'a gelip resimler yapmış olması zaten büyük bir lütuf ama elimde değil, bu Venedik resmindeki tekniğini çok daha büyüleyici buluyorum. Signac’ın hayatını “Feneon” portresi eşliğinde 28 Mart‘ta kısaca anlatmıştım, 21 Ağustos‘ta bahsettiğim “Süleymaniye” resmine ve 18 Ekim‘de “Sunday” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 

Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)
Resim : Trees and Undergrowth (1887)
Nerede : Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda
Boyutu: 46,5 cm x 55,5 cm
Dün de bahsettiğim gibi, artık son 2 aya girmem sebebiyle iyice panikledim, en sevdiğim resimler 365 güne sığmalı! Üstelik daha Van Gogh'tan yer vermem gereken daha bir sürü resim var. Bu muhteşem orman resmi, Van Gogh'un Arles öncesi resimlerinden. Bu resim, son 6 yıldır duvarımda asılı, gördüğüm her an bana taze nefes aldırıyor, huzur veriyor. İzlenimciler ve Barbizon  okulu arasında orman resimleri ve özellikle ağaç altındaki çalılıklar önemli bir konuydu. Hatta sadece bu ağaç altındaki çalıkların resimlerini ifade eden, Fransızca özel bir isim bile vardı; sousbois! Van Gogh, fırça darbeleriyle yeşilin her tonunu, sabırla bir nakış gibi işlemiş. Güneşin ormanda yarattığı renk dalgalanmalarını yeşilin tonlarına ek olarak bazen sarı, bazen beyaz ve hatta kırmızı ile yansıtmış. Van Gogh’un hayatını, Yıldızlı Gece resmi eşliğinde 13 Mart‘ta, Theo’nun oğlu için yaptığı Almond Blossom’u 26 Haziran‘da , Ayçiçeklerini 29 Temmuz‘da, The Courtesan’I  29 Ağustos‘ta, Sarı Ev’i 20 Eylül‘de, son resmi olduğunu zannedilen ama aslında son resmi olmayan “Wheatfield with Crows”u 1 Kasım‘da anlatmıştım.  Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayıp ve Van Gogh dünyasında kaybolabilirsiniz. High-res

Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)

Resim : Trees and Undergrowth (1887)

Nerede : Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda

Boyutu: 46,5 cm x 55,5 cm

Dün de bahsettiğim gibi, artık son 2 aya girmem sebebiyle iyice panikledim, en sevdiğim resimler 365 güne sığmalı! Üstelik daha Van Gogh'tan yer vermem gereken daha bir sürü resim var. Bu muhteşem orman resmi, Van Gogh'un Arles öncesi resimlerinden. Bu resim, son 6 yıldır duvarımda asılı, gördüğüm her an bana taze nefes aldırıyor, huzur veriyor. İzlenimciler ve Barbizon  okulu arasında orman resimleri ve özellikle ağaç altındaki çalılıklar önemli bir konuydu. Hatta sadece bu ağaç altındaki çalıkların resimlerini ifade eden, Fransızca özel bir isim bile vardı; sousbois! Van Gogh, fırça darbeleriyle yeşilin her tonunu, sabırla bir nakış gibi işlemiş. Güneşin ormanda yarattığı renk dalgalanmalarını yeşilin tonlarına ek olarak bazen sarı, bazen beyaz ve hatta kırmızı ile yansıtmış. Van Gogh’un hayatını, Yıldızlı Gece resmi eşliğinde 13 Mart‘ta, Theo’nun oğlu için yaptığı Almond Blossom’u 26 Haziran‘da , Ayçiçeklerini 29 Temmuz‘da, The Courtesan’I  29 Ağustos‘ta, Sarı Ev’i 20 Eylül‘de, son resmi olduğunu zannedilen ama aslında son resmi olmayan “Wheatfield with Crows”u 1 Kasım‘da anlatmıştım.  Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayıp ve Van Gogh dünyasında kaybolabilirsiniz.

Ressam : Leonardo da Vinci (1452-1519)
Resmin Adi : St. John the Baptist (158)
Nerede : Louvre, Paris, Fransa
Boyutu : 69 cm x 57 cm
St.John (Aziz Yahya) portresi, Mona Lisa kadar ünlü olmasa da, Leonardo'nun bir o kadar çarpıcı olan portresidir. St.John'un yüzündeki gülümse, Mona Lisa'ya göre biraz daha belirgin. Leonardo'nun bu el yukarıda cenneti işaret eden St.John resmi ilk değil, bunu kullanmayı seviyor. Vaftiz edilin ve cennette yerinizi hazırlayın mesajı. Bu ifadeyi çok sevdiğim vintage Amerikan ilanlarına benzetiyorum. Coca Cola içerseniz yaşayacağınız mutluluğu işaret eden ev kadını gibi… Resim tahta üzerinde boyalı ve cilalı olduğundan oldukça karanlık kalmış günümüzde. St.John sağ eliyle yukarı işaret ederken, sol eliyle de kendine dayayıp yukarı tuttuğu kırmızı bir haç var. Bu kırmızı haç, mesajı güçlendirmek için sonradan bir başka ressam tarafından eklenmiş diye düşünülüyor. Bu linke tıklayarak resmi daha detaylı görebilir, alttaki seçenekleri kullanarak kızılötesi ışınla ve x-ray ile resimde neler olduğunu görebilirsiniz. Hatta yine sol altta “color” yazan bar üzerinde ilerlerseniz resmin altındakileri yavaş yavaş belirginleştirip, neler olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz. Leonardo'nun bıraktığı izlerden resimde en çok sağ el ve ağızla uğraştığını göreceksiniz. X-ray resimde, St.John'un işaret ettiği, bir taç altında tersten yazılmış RC harflerini görünce, bunun Leonardo'nun sakladığı bir mesaj olduğunu sanıp heyecanlanmayın. Resim  17. yüzyılda İngiliz Kraliyet Koleksiyonu'na (British Royal Collection) aitmiş, RC harfleri sadece x-ray'de görülebilecek bir damga sadece. Leonardo’nun hayatını Kayalıklardaki Bakire resmi vesilesiyle 25 Nisan‘da anlatmıştım. 25 Haziran‘da Mona Lisa’yı, 25 Ağustos‘ta The Last Supper, 25 Ekim‘de ise kırmızı tebeşirle yaptığı oto-portresini anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  

Ressam : Leonardo da Vinci (1452-1519)

Resmin Adi : St. John the Baptist (158)

Nerede : Louvre, Paris, Fransa

Boyutu : 69 cm x 57 cm

St.John (Aziz Yahya) portresi, Mona Lisa kadar ünlü olmasa da, Leonardo'nun bir o kadar çarpıcı olan portresidir. St.John'un yüzündeki gülümse, Mona Lisa'ya göre biraz daha belirgin. Leonardo'nun bu el yukarıda cenneti işaret eden St.John resmi ilk değil, bunu kullanmayı seviyor. Vaftiz edilin ve cennette yerinizi hazırlayın mesajı. Bu ifadeyi çok sevdiğim vintage Amerikan ilanlarına benzetiyorum. Coca Cola içerseniz yaşayacağınız mutluluğu işaret eden ev kadını gibi… Resim tahta üzerinde boyalı ve cilalı olduğundan oldukça karanlık kalmış günümüzde. St.John sağ eliyle yukarı işaret ederken, sol eliyle de kendine dayayıp yukarı tuttuğu kırmızı bir haç var. Bu kırmızı haç, mesajı güçlendirmek için sonradan bir başka ressam tarafından eklenmiş diye düşünülüyor. Bu linke tıklayarak resmi daha detaylı görebilir, alttaki seçenekleri kullanarak kızılötesi ışınla ve x-ray ile resimde neler olduğunu görebilirsiniz. Hatta yine sol altta “color” yazan bar üzerinde ilerlerseniz resmin altındakileri yavaş yavaş belirginleştirip, neler olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz. Leonardo'nun bıraktığı izlerden resimde en çok sağ el ve ağızla uğraştığını göreceksiniz. X-ray resimde, St.John'un işaret ettiği, bir taç altında tersten yazılmış RC harflerini görünce, bunun Leonardo'nun sakladığı bir mesaj olduğunu sanıp heyecanlanmayın. Resim  17. yüzyılda İngiliz Kraliyet Koleksiyonu'na (British Royal Collection) aitmiş, RC harfleri sadece x-ray'de görülebilecek bir damga sadece. Leonardo’nun hayatını Kayalıklardaki Bakire resmi vesilesiyle 25 Nisan‘da anlatmıştım. 25 Haziran‘da Mona Lisa’yı, 25 Ağustos‘ta The Last Supper, 25 Ekim‘de ise kırmızı tebeşirle yaptığı oto-portresini anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  

10. ay

Günde 1 Resim’de bugün 304. gün!

Hedefe ulaşmaya sadece 2 ay kaldı. Artık gerçekten paniklemeye başladım, ya sevdiğim her resmi buraya, 365 güne sığdıramazsam! Hala anlatmadığım ve sona sakladığım bir sürü resmi var. Yavaş yavaş o gün aklıma gelen resmi anlatmaktan vazgeçip, bu 365 güne sığdıramazsam çok üzüleceğim resimleri listeleyip, o listeye göre ilerlemem lazım.

Bu ay sıra Leonardo'da biliyorsunuz :)

1. ay dönümünde Michelangelo’dan”Creation of Adam”

2. ay dönümünde Leonarda’dan “Virgin of the Rock”

3. ay dönümünde Michelangelo’dan “The Last Judgement”

4. ay dönümü için Leonardo’dan “Mona Lisa”

5. ay dönümü için Michelangelo’dan “Prophet Ezekiel”

6. ay dönümü için Leonardo’dan “The Last Supper”

7. ay dönümü için Michelangelo’dan “Original Sin and the Banishment from the Garden of Eden”

8. ay dönümü için ise Leonardo’dan “Self-portrait in red chalk”

9. ay dönümü için Michelangelo’dan “Delphic Sibyl”

10. ay dönümü için Leonardo'dan “St. John the Baptist” i seçtim.

Günde 1 Resim’de gezerken, ana sayfadan arşive -archive’a tıklayıp, o an ilginizi çeken resme tıklayıp, onu okumayı ihmal etmeyin. http://gunde1resim.com/archive

Okuyan, bu projeye değer veren herkese bir kez daha teşekkürler!

Sevgilerimle,

Oylum Yüksel

Ressam : John Atkinson Grimshaw (1836-1893)
Resmin Adi : The Old Hall Under Moonlight (1882)
Nerede : Özel Koleksiyon
Boyutu : 49,5 cm x 39 cm
Dün Millet'in şaşırtıcı resminden bahsettiğimden beri, bende uyandırdığı fosfor etkisinden olacak, bugün aklım Grimshaw'daydı.  Grimshaw'un resimlerinin tamamı bir bütünlük içinde, hepsi en ince detayına kadar gerçekçi, ve hepsi renklerin etkisiyle büyüleyici. Bu siteden bir kerede tüm resimlerini bir arada görebilirsiniz, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bu ay ışığı resmi de özel koleksiyonda, yani zengin ama sahip olduğu paraları hakkıyla harcamayı becerebilen birinde yani. Grimshaw'un hayatını Blackman Street, London resmi eşliğinde 20 Nisan‘da anlatmıştım. Millet'in dünkü şaşırtıcı tarzı gibi, Grimshaw'un da şaşırtıcı ama yine büyüleyici bir resmi olan Snowbound'a 18 Ağustos‘ta, perili Spirit of the Night resmine ise 12 Ekim‘de yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  High-res

Ressam : John Atkinson Grimshaw (1836-1893)

Resmin Adi : The Old Hall Under Moonlight (1882)

Nerede : Özel Koleksiyon

Boyutu : 49,5 cm x 39 cm

Dün Millet'in şaşırtıcı resminden bahsettiğimden beri, bende uyandırdığı fosfor etkisinden olacak, bugün aklım Grimshaw'daydı.  Grimshaw'un resimlerinin tamamı bir bütünlük içinde, hepsi en ince detayına kadar gerçekçi, ve hepsi renklerin etkisiyle büyüleyici. Bu siteden bir kerede tüm resimlerini bir arada görebilirsiniz, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bu ay ışığı resmi de özel koleksiyonda, yani zengin ama sahip olduğu paraları hakkıyla harcamayı becerebilen birinde yani. Grimshaw'un hayatını Blackman Street, London resmi eşliğinde 20 Nisan‘da anlatmıştım. Millet'in dünkü şaşırtıcı tarzı gibi, Grimshaw'un da şaşırtıcı ama yine büyüleyici bir resmi olan Snowbound'a 18 Ağustos‘ta, perili Spirit of the Night resmine ise 12 Ekim‘de yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 

Ressam : Jean-François Millet (1814-1875)
Resmin Adi :Bird’s-Nesters - Hunting Birds at Night (1874)
Nerede : Philadephia Museum of Art, Philadelphia, ABD
Boyutu : 73,7 cm x 92,7 cm
Fransız realizm ustasından, ilk bakışta oldukça çizgisi dışında görünen bir resim. Bu resim Millet'in son yaptığı resimdi. O kırsal yaşamı konu eden, köylülerin dokunaklı portrelerini içeren resimleriyle ünlüyken, vefatına yakın, sanat perdesini neden böyle ilginç bir resimle kapadığı merak konusu elbette. Bu resimde kırsal hayatın ta kendisi aslında. Ve Millet'in bizzat şahit olduğu bir sahne olmasa da ona çocukluğunda anlatılmış ve  derinden etkileyen bir hikaye olduğu ortada. Vahşi güvercinleri yakalamak için köylüler geceleri toplaşır, bulundukları ağacın yanında birden ateş yakarak güvercinleri kör ederlermiş, böylece yere düşen kuşları bir bir toplarlarmış. Biraz vahşi, biraz köy hayatının gerçekleri ama oldukça ilginç bir sahne. Millet de bu zihninde canlandırdığı bu olayı, oldukça çarpıcı şekilde resmine aktarmış. Resimdeki ateş bir taraftan cehennemi andırıyor, bir taraftan da ışığın gece karanlığında yarattığı fosfor etkisi cinler periler dans ediyor gibi bir his veriyor.  Millet’İ 24 Mayıs‘ta  ünlü resmi Haystacks: Autumn eşliğinde anlatmıştım. 3 Ağustos’ta ise bir diğer önemli resmi The Sower'dan bahsetmiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Jean-François Millet (1814-1875)

Resmin Adi :Bird’s-Nesters - Hunting Birds at Night (1874)

Nerede : Philadephia Museum of Art, Philadelphia, ABD

Boyutu : 73,7 cm x 92,7 cm

Fransız realizm ustasından, ilk bakışta oldukça çizgisi dışında görünen bir resim. Bu resim Millet'in son yaptığı resimdi. O kırsal yaşamı konu eden, köylülerin dokunaklı portrelerini içeren resimleriyle ünlüyken, vefatına yakın, sanat perdesini neden böyle ilginç bir resimle kapadığı merak konusu elbette. Bu resimde kırsal hayatın ta kendisi aslında. Ve Millet'in bizzat şahit olduğu bir sahne olmasa da ona çocukluğunda anlatılmış ve  derinden etkileyen bir hikaye olduğu ortada. Vahşi güvercinleri yakalamak için köylüler geceleri toplaşır, bulundukları ağacın yanında birden ateş yakarak güvercinleri kör ederlermiş, böylece yere düşen kuşları bir bir toplarlarmış. Biraz vahşi, biraz köy hayatının gerçekleri ama oldukça ilginç bir sahne. Millet de bu zihninde canlandırdığı bu olayı, oldukça çarpıcı şekilde resmine aktarmış. Resimdeki ateş bir taraftan cehennemi andırıyor, bir taraftan da ışığın gece karanlığında yarattığı fosfor etkisi cinler periler dans ediyor gibi bir his veriyor.  Millet’İ 24 Mayıs‘ta  ünlü resmi Haystacks: Autumn eşliğinde anlatmıştım. 3 Ağustos’ta ise bir diğer önemli resmi The Sower'dan bahsetmiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Rene Magritte (1898-1967)
Resmin Adi : The Blank Cheque - Horse Riding  (1965)
Nerede : National Gallery of Art, Washington, USA
Boyutu : 81 cm x 64 cm
Belçikalı sürrealist ressam, bir taraftan gerçeküstü resimler yapıp bir taraftan da gerçekçiliği sorgulamaya bayılıyordu. Pipo resminden bahsetmiştim, bir piponun kocaman resmini yapıp altına da “bu bir pipo değildir” yazmıştı. Resimdeki piponun içine tütün koyup içemiyorsanız, bu bir pipo olamaz diyordu, gerçekçiliğe bu derece takıp bir sürrealistti o. Bu resme saatler bakmak mümkün. İnsan psikolojisinin resim hali gibi bir şey! Bir kadın atın üzerinde, sık ağaçlı bir ormandan geçiyor, ama gözümüz görmemesi gereken bir şeyi görüyor, ağacın arkasındaki kadın ağacın üzerinde, yine de ilk bakışta, ağacın arkasında kalan yeri sağ ve sol göz birbirine yardım edip tamamlamış gibi. Bu resim ile ilgili bir blog yazısı var, resimde ilginizi çeken ve detaylı görmek isteyeceğimiz her yeri adeta tez yazar gibi fotoğraflarla anlatmış. Magritte’in hayatını “The Son of Man” resmi eşliğinde 8 Nisan‘da anlatmıştım. Diğer ünlü melon şapkalı resimlerinden “La Golconde"ye 22 Haziran‘da ve The Mysteries of the Horizon’a 11 Ağustos‘ta yer vermiştim. Gizemli resmi "Homesickness"ı ise 13 Ekim‘de anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Rene Magritte (1898-1967)

Resmin Adi : The Blank Cheque - Horse Riding  (1965)

Nerede : National Gallery of Art, Washington, USA

Boyutu : 81 cm x 64 cm

Belçikalı sürrealist ressam, bir taraftan gerçeküstü resimler yapıp bir taraftan da gerçekçiliği sorgulamaya bayılıyordu. Pipo resminden bahsetmiştim, bir piponun kocaman resmini yapıp altına da “bu bir pipo değildir” yazmıştı. Resimdeki piponun içine tütün koyup içemiyorsanız, bu bir pipo olamaz diyordu, gerçekçiliğe bu derece takıp bir sürrealistti o. Bu resme saatler bakmak mümkün. İnsan psikolojisinin resim hali gibi bir şey! Bir kadın atın üzerinde, sık ağaçlı bir ormandan geçiyor, ama gözümüz görmemesi gereken bir şeyi görüyor, ağacın arkasındaki kadın ağacın üzerinde, yine de ilk bakışta, ağacın arkasında kalan yeri sağ ve sol göz birbirine yardım edip tamamlamış gibi. Bu resim ile ilgili bir blog yazısı var, resimde ilginizi çeken ve detaylı görmek isteyeceğimiz her yeri adeta tez yazar gibi fotoğraflarla anlatmış. Magritte’in hayatını “The Son of Man” resmi eşliğinde 8 Nisan‘da anlatmıştım. Diğer ünlü melon şapkalı resimlerinden “La Golconde"ye 22 Haziran‘da ve The Mysteries of the Horizon’a 11 Ağustos‘ta yer vermiştim. Gizemli resmi "Homesickness"ı ise 13 Ekim‘de anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Otto Dix (1891-1969)
Resmin Adi : Three Prostitutes on the Street (1925)
Nerede : Özel Koleksiyon
Boyutu : 95 cm x 100 cm
Bu resim Alman dışavurumcu Dix'in renkleri yumuşak, kontrası diğerlerine göre pek az olan nadir resimlerden biri. Daha çok bir afiş gibi görünüyor, yumuşak tonda bir dışavurum stiline az rastlanır, o yüzden bu resmi çok seviyorum. Resmin adı; sokakta 3 fahişe olarak biliniyor. Aslında sadece 2 kadın fahişe, gece müşteri arayan, sokakta aranan kadınlar. Diğeri ise yaşlıca, sokaktan geçmekte. Diğer iki kadını görünce burnunu havaya dikmiş, pek bi emin kendinden, bir an önce kocasına evine gitmek ister bir hali var. Belli ki diğerlerini küçümsüyor. Belki de sırf bu tavrı yüzünden o da damgayı yemiş resmin adında! Fahişe olan 2 kadından biri biraz özlemle bakmış, diğeri biraz hayretle.  Otto Dix gerçekten ilgisini çekmeyen, nadide olmayan karakterlerin resmini yapmazdı biliyoruz. O ahlak ve ahlaksızlığa olan tavırları burada bir arada sorgulamış. 12 Haziran‘da Otto Dix'in hayatını, avukat Dr.Fritz Glaser portresi eşliğinde anlatmıştım. 30 Ağustos'ta ise gazeteci Sylvia'nın portresini anlatmıştım, hikayesi pek bir güzeldi. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Otto Dix (1891-1969)

Resmin Adi : Three Prostitutes on the Street (1925)

Nerede : Özel Koleksiyon

Boyutu : 95 cm x 100 cm

Bu resim Alman dışavurumcu Dix'in renkleri yumuşak, kontrası diğerlerine göre pek az olan nadir resimlerden biri. Daha çok bir afiş gibi görünüyor, yumuşak tonda bir dışavurum stiline az rastlanır, o yüzden bu resmi çok seviyorum. Resmin adı; sokakta 3 fahişe olarak biliniyor. Aslında sadece 2 kadın fahişe, gece müşteri arayan, sokakta aranan kadınlar. Diğeri ise yaşlıca, sokaktan geçmekte. Diğer iki kadını görünce burnunu havaya dikmiş, pek bi emin kendinden, bir an önce kocasına evine gitmek ister bir hali var. Belli ki diğerlerini küçümsüyor. Belki de sırf bu tavrı yüzünden o da damgayı yemiş resmin adında! Fahişe olan 2 kadından biri biraz özlemle bakmış, diğeri biraz hayretle.  Otto Dix gerçekten ilgisini çekmeyen, nadide olmayan karakterlerin resmini yapmazdı biliyoruz. O ahlak ve ahlaksızlığa olan tavırları burada bir arada sorgulamış. 12 Haziran‘da Otto Dix'in hayatını, avukat Dr.Fritz Glaser portresi eşliğinde anlatmıştım. 30 Ağustos'ta ise gazeteci Sylvia'nın portresini anlatmıştım, hikayesi pek bir güzeldi. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam  : Salvador Dali (1904-1989)
Resim  : Portrait of my Dead Brother (1963)
Nerede  :  The Salvador Dalİ Museum, Florida, ABD
Boyutu  : 175 cm x  175 cm
Dali'yi aşina olduğumuzdan farklı bir resim yapmaya iten, hiç tanışmadığı abisiydi. Okuyanlar hatırlar, Dali doğduğunda ondan 2 yaş büyük olan ve aynı isimde olan abisi yeni vefat etmişti. Dali, bu aynı isimde ve varolmayan abinin fotoğraflarını görerek, hakkında anlatılanları dinleyerek kafası karışık büyüdü. Woddy Allen'ın son filmi Midnight in Paris filminde de karikatürize ettiği gibi Dali, her ortamda adını yüksek sesle bağırarak, kimliğini ortaya koyma çabasından hiç vazgeçmeden yaşadı.  Bu resim abisinin portresi. Sağ köşedeki uzaylı formundaki varlıklara bir bakın, dikkatli bakıp forma gözünüz alışında resmin bir çok yerinde göreceksiniz, hatta ağız, burun, gözler hepsi el ele, kol kola oturan o varlıklardan oluşuyor. Kanatlarını açmış siyah bir kuş ise sol taraftan kafası boyunca uzanıyor. Kuşun tam da gaga yerinde gerçek bir gaga ve bir tek göz.. Peki ya soldaki gruba ne demeli, 3'ü o garip varlıklardan ama bir de Jules Breton resimlerinden fırmamış bir köylü aile. Dali'den ilk anlattığım resim 28 Şubat‘ta yer verdiğim “Belleğin Azmi” olmuştu. Dali’nin hayatını hayat arkadaşı Gala'nın portresi eşliğinde 17 Eylül‘de, bir diğer aşkı Picasso portresini ise 21 Ekim‘de anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  High-res

Ressam  : Salvador Dali (1904-1989)

Resim  : Portrait of my Dead Brother (1963)

Nerede  :  The Salvador Dalİ Museum, Florida, ABD

Boyutu  : 175 cm x  175 cm

Dali'yi aşina olduğumuzdan farklı bir resim yapmaya iten, hiç tanışmadığı abisiydi. Okuyanlar hatırlar, Dali doğduğunda ondan 2 yaş büyük olan ve aynı isimde olan abisi yeni vefat etmişti. Dali, bu aynı isimde ve varolmayan abinin fotoğraflarını görerek, hakkında anlatılanları dinleyerek kafası karışık büyüdü. Woddy Allen'ın son filmi Midnight in Paris filminde de karikatürize ettiği gibi Dali, her ortamda adını yüksek sesle bağırarak, kimliğini ortaya koyma çabasından hiç vazgeçmeden yaşadı.  Bu resim abisinin portresi. Sağ köşedeki uzaylı formundaki varlıklara bir bakın, dikkatli bakıp forma gözünüz alışında resmin bir çok yerinde göreceksiniz, hatta ağız, burun, gözler hepsi el ele, kol kola oturan o varlıklardan oluşuyor. Kanatlarını açmış siyah bir kuş ise sol taraftan kafası boyunca uzanıyor. Kuşun tam da gaga yerinde gerçek bir gaga ve bir tek göz.. Peki ya soldaki gruba ne demeli, 3'ü o garip varlıklardan ama bir de Jules Breton resimlerinden fırmamış bir köylü aile. Dali'den ilk anlattığım resim 28 Şubat‘ta yer verdiğim “Belleğin Azmi” olmuştu. Dali’nin hayatını hayat arkadaşı Gala'nın portresi eşliğinde 17 Eylül‘de, bir diğer aşkı Picasso portresini ise 21 Ekim‘de anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 

Van'da acil ihtiyaçlar belli oldu! Yeni yıl hediyesi vermeye hazır mısınız?

Herkese merhaba!

Van'daki deprem sonrası, ortak noktası sadece vicdan olan ve birbirini tanımayan binlerce insan bir araya gelip organize olduk, gıda, kışlık giyecek gibi en temel ihtiyaçları çok kısa sürelerde toplayıp gönderiverdik. Daha depremin ilk gecesi Van şehrine girişte yardım tırlarının yarattığı kilometrelerce trafik vardı! Kendi kendine zor günde organize olabilen, muhteşem bir millet olduğumuzu gösterdik. Sonra endişe ettik, kolilerin üstüne bir de para yardımı yaptık. Ya kazak-battaniye eksik değilse, çadır mı alınır benim gönderdiğim parayla, işe yaradı mı, ihtiyaç sahibini buldu mu… En hızlı şekilde yardım etmemiz ne kadar insaniyse, gözümüzle görmediğimiz yardım için endişelenmemiz de o kadar insaniydi. Depremin sonrası, Gunde1resim'de bilgi vermiştim, hatırlarsınız. Sorumlu Blog'dan arkadaşlarımız en çok hasar alan Erciş'e gitmiş, orada, o şartlarla 1 hafta yaşamıştı, TV'de, Twitter'da konuşmakta ve gördüklerini anlatmakta özgür insanlar olarak “aslında” nedir ihtiyaç bir bir söylemişlerdi. Sadece gitmek, o an olanları aktarmak yeterli değildi elbette. Daha önemli bir ihtiyacı zamanı geldiğinde nasıl karşılayabiliriz diye gerekli kontakları kurdular. Neredeyse 2 ay geçti ama Sorumlu Blog'da arka planda çalışmalar hiç bitmedi.

Bugün Van için ne yapmamız gerektiği belli! 2 adet 10bin'er kişilik konteyner kentler kuruluyor. Temel ihtiyaçlar sağlanacak, mütevazi yaşam bir şekilde devam edecek. Ama özellikle çocuk ve kadınlar için temel ihtiyaç denildiğinde adı geçmeyen, ama aslında çok önemli olan eksikler var; kreşler, psikolojik görüşme odaları, eğitim ve etüd merkezleri. Bunlar olmadan hayat devam edemez, etmemeli. Çocuklar eğitime, minikler kreşe gitmeli. Anneler babalar bir uzmanla dertleşebilmeli ki çocuklarını daha iyi edebilsin. Bu konularda hizmet verecek öğretmenler, danışmanlar, psikologlar hazır… Bu merkezlerin nereye kurulacağı da hazır ama içleri boş! Biz şimdi hep birlikte bu eksikleri tamamlayacağız, bu merkezlerin içlerini dolduracağız. 

Bu 4 merkezin çalışır durumda olması için gereken ihtiyaçlar Erciş Sosyal Hizmetler İlçe Müdürü tarafından Sorumlu Blog'a iletildi. Paketlerin içerikleri doğal olarak ağırlıklı kırtasiye ve ofis malzemelerinden oluşuyor. Tek bir firma, bu ihtiyaçların tamamını minimum fiyatlardan hazırlayıp, Van'da ilgili yere teslim etmesi içinde bir paket haline getirdi. Paketin toplam bütçesini toplayan Sorumlu Blog'a e-posta gönderecek, Sorumlu Blog ilgilenen kişiyi hemen paketi hazırlayan firma ile buluşturacak, para firmanın hesabına geçince, paket yüklenip yola çıkacak, nereye nasıl yerleştirildiği fotoğraflarla bize gelecek.

Bizler tek başımıza, aramızda para toplayıp sadece 1 adet paketi alabilirdik. Ama şimdi paylaşma zamanı, hepimizin bir şeyler yapma zamanı çünkü ihtiyaç 1 tane değil. En acil şekilde insanların faydalanabilmeleri için bu 4 paketten 10'ar paket gerekiyor. Örgütlenelim, bir apartmanın bütün komşuları bir araya gelip paket alabilir, bir büyük aile masrafları paylaşabilir, ya da büyük şirketler ihtiyacın bir çoğunu bir kerede karşılayabilir. Bireysel olarak gücümüz yetmez ama bu ihtiyacı duyurursanız, bu yardımı yapabilecek kişileri durumdan haberdar ederseniz de büyük yardım yapmış olacaksınız.

Detaylı bilgiler ve iletişim için lütfen Sorumlu Blog'u ziyaret edin. http://sorumlublog.com/?p=337 

Okuduğunuz ve ilgi gösterdiğiniz için teşekkürler,  

Oylum Yüksel

Ressam  :  Paul Delvaux (1897-1994)
Resim  :  The Viaduct (1963)
Nerede  : Museo Thyssen-Bornemisza, Madrid, İspanya
Boyutu  : 100,3 cm X 130,8 cm
Belçikalı sürrealist ressam Delvaux'nun çıplak kadınlardan sonra bir diğer takıntısı ise trenlerdi. Bu resim, bir önce yer verdiğim “Ayın Evreleri” resmine göre fazlasıyla ayağı yere basar görünüyor. Ama bilirsiniz, ayağı yere basar görünen daha da tehlikelidir. Alacakaranlıkta, yerden yüksekte bulunan raylar üzerinde ilerleyen çok garip bir tren var, viyadük üzerinde tren, resmin adı da bundan geliyor. Tavandan sarkan avize, Delvaux'nun çocukluğunda odasından kalma bir avize, bir anısı olduğu kesin… Yerde, yersiz bir yansıma, mezar taşını andıran bir beton… Tuhaf bir şey var mı şüphesiyle, dikkatli gözlerle bakarken, aynayı farkediyorum. Bugünün “Fringe” hayranlarına Delvaux taa 1963'ten bir sürpriz bırakmış. İşte paralel dünyaya açılan bir pencere, orada dünya biraz daha farklı.. Elektrik yok belli ki, gaz lambası var hala :) Delvaux'nun hayatını ve "Phases of the Moon-Ayın Evreleri" resmi eşliğinde 2 Temmuz‘da anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linkine tıklayın. High-res

Ressam  :  Paul Delvaux (1897-1994)

Resim  :  The Viaduct (1963)

Nerede  : Museo Thyssen-Bornemisza, Madrid, İspanya

Boyutu  : 100,3 cm X 130,8 cm

Belçikalı sürrealist ressam Delvaux'nun çıplak kadınlardan sonra bir diğer takıntısı ise trenlerdi. Bu resim, bir önce yer verdiğim “Ayın Evreleri” resmine göre fazlasıyla ayağı yere basar görünüyor. Ama bilirsiniz, ayağı yere basar görünen daha da tehlikelidir. Alacakaranlıkta, yerden yüksekte bulunan raylar üzerinde ilerleyen çok garip bir tren var, viyadük üzerinde tren, resmin adı da bundan geliyor. Tavandan sarkan avize, Delvaux'nun çocukluğunda odasından kalma bir avize, bir anısı olduğu kesin… Yerde, yersiz bir yansıma, mezar taşını andıran bir beton… Tuhaf bir şey var mı şüphesiyle, dikkatli gözlerle bakarken, aynayı farkediyorum. Bugünün “Fringe” hayranlarına Delvaux taa 1963'ten bir sürpriz bırakmış. İşte paralel dünyaya açılan bir pencere, orada dünya biraz daha farklı.. Elektrik yok belli ki, gaz lambası var hala :) Delvaux'nun hayatını ve "Phases of the Moon-Ayın Evreleri" resmi eşliğinde 2 Temmuz‘da anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linkine tıklayın.