Ressam : William-Adolphe Bouguereau (1825-1905)
Resmin Adi : Portrait of Gabrielle Cot (1890)
Nerede : Collection of Fred and Sherry Ross, ABD
Boyutu : 38 cm x 45,5 cm
Frazsız realist ressam William Bouguereau (dilimiz döndüğünce “Bugehu” şeklinde okuyabiliriz), o yıllarda Fransa'nın sahiplendiği akademik sanatı en iyi şekilde temsil edenlerden olmuştur. Monet'ye beceriksiz, Matisse'in yaptığına vahşi hayvanlar diyen dönemin sanat eleştirmenlerine belki de haksızlık yapmamak gerek. Paris'te tüm sanat camiası o dönem Bouguereau'nun resimleriyle dolup taşan Salon'daki resimleri görmeye aşinaydı; pürüzsüz güzellik! Birden yeni akımlara adapte olmak elbette onlar için kolay değildi. üstelik kaderin güzel bir oyunudur; Matisse Bouguereau'nun yetenekli öğrencilerinden biriydi. Bouguereau, genç yaşta ressam olmayı kafasına koymuştu, zaten çok yetenekliydi. Bordeaux'daki güzel sanatlar akademisinde eğitim aldı. Amcası katolik rahipti, gençken Bouguereau'yu dini öyküler konusunda oldukça eğitmişti. Bu da Bouguereau'ya dini hikayeleri gerçekçi bir şekilde çizmez için yeterli alt yapısı sağlamıştı. Çok titiz bir ressamdı, her bir nesneyi tuvale aktarmadan önce defalarda taslağını çiziyor, emin olduktan sonra resme aktarıyordu. Resimlerinde kullandığı imzası dahi, adeta daktilodan çıkmış kadar düzgündü. Çok geçmeden bir birincilik kazandı ve Paris'teki güzel sanatlar akademisinde eğitimine devam etmeye başladı. 25 yaşındayken akademinin en önemli ödülü Prix de Rome'u kazandı. Ödül benzersizdi, Villa Medici'de 1 yıl! Zaten yetenekli olan Bouguereau'ya İtalya mükemmel bir cila oldu. Rönesans'ı öğrendi, Raphael'e hayran kaldı, anatomi, edebiyat gibi konularda da kendini besledi. Paris'e döndüğünde yaptığı tüm resimler Salon'da sergilen, sürekli siparişler alan ünlü ve saygıdeğer bir ressam olmuştu. Ünü Fransa'yı aşıp tüm Avrupa'ya yayıldı. Onur ödülleri aldı. Kazandığı parayla gönlüne göre bir stüdyo kurdu ve üretkenliğini sürdürdü. Akademi Jullian'da ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler verdi. 31 yaşındayken evlendiği ilk eşi vefat etmişti. 22 yıl dul olarak yaşadıktan sonra 71 yaşındayken eski bir öğrencisiyle evlendi. Kadınlar için o dönemde eğitim şartları eşit değildi, bu konuda mücadele verdi ve kadınların da daha fazla olanaklara sahip olarak sanat eğitimi almasında önemli rol üstlendi. Hayatı boyunca 800'den fazla resim yaptı. Dini ve mitolojik konular onun ana konusuydu, ancak sonraları portrelerde ve günlük hayattan çocuk resimleriyle de harikalar yarattı. The Birth of Venus ve Cupid and Psyche dini resimlerine, Nymphs and Satyr mitolojik resimlerine, The difficult Lesson ise bana göre günlük hayattan çocuk resimlerine en güzel örneklerden bazıları. 1850'de yağtığı Dante and Virgil in Hell isimli resmi ise bence erkek bedenini bu güne kadar en kusursuz şekilde sergilemiş olan resimlerden biri. Erkek bedenini resimlerine takıntı edinen ve hatta bu tutkusu yüzünden Profesörü olduğu okuldan atılmış olan Thomas Eakins‘i düşünüyorum da, bu resim karşısında kıskançlıktan tırnaklarını yemiş olmalı. Yüzlerce resim yapmasına rağmen, hiç bıkmamıştı. “Her sabah stüdyoya resim yapacağım için büyük bir çoşkuyla geliyorum. Akşam olunca korkuya kapılıyorum, yarın tekrar resim yapacağımın hayaliyle hayata tutunuyorum” demişti. Gelelim yukarıdaki olağanüsü duruluğuyla nefeslerimizi kesen portreye; Bayan Gabrielle Cot. Gabriel, Bouguereau'nun öğrencilerinden Pierre August Cot'un kızıydı. Bouguereau, Gabriel'i bir resminde kullanmadan önce her zamanki gibi bir ön çalışma yapmak istemişti. Ancak Gabriel'in güzelliğinden o kadar büyülendi ki, kendini kaptırıp itinayla onun sadece güzelliğini değil, kişiliğini de resmine aktardı. Bu portre, Bouguereau'nun bu güne kadar sipariş üzerine yapmadığı tek portre. Ve birçok kişi tarafından, herhangi bir ressam tarafından, herhangi bir dönemde yapılmış en iyi portre olarak anılıyor. Hakları var, bu portre gerçekten insanın kanını donduruyor!  High-res

Ressam : William-Adolphe Bouguereau (1825-1905)

Resmin Adi : Portrait of Gabrielle Cot (1890)

Nerede : Collection of Fred and Sherry Ross, ABD

Boyutu : 38 cm x 45,5 cm

Frazsız realist ressam William Bouguereau (dilimiz döndüğünce “Bugehu” şeklinde okuyabiliriz), o yıllarda Fransa'nın sahiplendiği akademik sanatı en iyi şekilde temsil edenlerden olmuştur. Monet'ye beceriksiz, Matisse'in yaptığına vahşi hayvanlar diyen dönemin sanat eleştirmenlerine belki de haksızlık yapmamak gerek. Paris'te tüm sanat camiası o dönem Bouguereau'nun resimleriyle dolup taşan Salon'daki resimleri görmeye aşinaydı; pürüzsüz güzellik! Birden yeni akımlara adapte olmak elbette onlar için kolay değildi. üstelik kaderin güzel bir oyunudur; Matisse Bouguereau'nun yetenekli öğrencilerinden biriydi. Bouguereau, genç yaşta ressam olmayı kafasına koymuştu, zaten çok yetenekliydi. Bordeaux'daki güzel sanatlar akademisinde eğitim aldı. Amcası katolik rahipti, gençken Bouguereau'yu dini öyküler konusunda oldukça eğitmişti. Bu da Bouguereau'ya dini hikayeleri gerçekçi bir şekilde çizmez için yeterli alt yapısı sağlamıştı. Çok titiz bir ressamdı, her bir nesneyi tuvale aktarmadan önce defalarda taslağını çiziyor, emin olduktan sonra resme aktarıyordu. Resimlerinde kullandığı imzası dahi, adeta daktilodan çıkmış kadar düzgündü. Çok geçmeden bir birincilik kazandı ve Paris'teki güzel sanatlar akademisinde eğitimine devam etmeye başladı. 25 yaşındayken akademinin en önemli ödülü Prix de Rome'u kazandı. Ödül benzersizdi, Villa Medici'de 1 yıl! Zaten yetenekli olan Bouguereau'ya İtalya mükemmel bir cila oldu. Rönesans'ı öğrendi, Raphael'e hayran kaldı, anatomi, edebiyat gibi konularda da kendini besledi. Paris'e döndüğünde yaptığı tüm resimler Salon'da sergilen, sürekli siparişler alan ünlü ve saygıdeğer bir ressam olmuştu. Ünü Fransa'yı aşıp tüm Avrupa'ya yayıldı. Onur ödülleri aldı. Kazandığı parayla gönlüne göre bir stüdyo kurdu ve üretkenliğini sürdürdü. Akademi Jullian'da ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler verdi. 31 yaşındayken evlendiği ilk eşi vefat etmişti. 22 yıl dul olarak yaşadıktan sonra 71 yaşındayken eski bir öğrencisiyle evlendi. Kadınlar için o dönemde eğitim şartları eşit değildi, bu konuda mücadele verdi ve kadınların da daha fazla olanaklara sahip olarak sanat eğitimi almasında önemli rol üstlendi. Hayatı boyunca 800'den fazla resim yaptı. Dini ve mitolojik konular onun ana konusuydu, ancak sonraları portrelerde ve günlük hayattan çocuk resimleriyle de harikalar yarattı. The Birth of Venus ve Cupid and Psyche dini resimlerine, Nymphs and Satyr mitolojik resimlerine, The difficult Lesson ise bana göre günlük hayattan çocuk resimlerine en güzel örneklerden bazıları. 1850'de yağtığı Dante and Virgil in Hell isimli resmi ise bence erkek bedenini bu güne kadar en kusursuz şekilde sergilemiş olan resimlerden biri. Erkek bedenini resimlerine takıntı edinen ve hatta bu tutkusu yüzünden Profesörü olduğu okuldan atılmış olan Thomas Eakins‘i düşünüyorum da, bu resim karşısında kıskançlıktan tırnaklarını yemiş olmalı. Yüzlerce resim yapmasına rağmen, hiç bıkmamıştı. “Her sabah stüdyoya resim yapacağım için büyük bir çoşkuyla geliyorum. Akşam olunca korkuya kapılıyorum, yarın tekrar resim yapacağımın hayaliyle hayata tutunuyorum” demişti. Gelelim yukarıdaki olağanüsü duruluğuyla nefeslerimizi kesen portreye; Bayan Gabrielle Cot. Gabriel, Bouguereau'nun öğrencilerinden Pierre August Cot'un kızıydı. Bouguereau, Gabriel'i bir resminde kullanmadan önce her zamanki gibi bir ön çalışma yapmak istemişti. Ancak Gabriel'in güzelliğinden o kadar büyülendi ki, kendini kaptırıp itinayla onun sadece güzelliğini değil, kişiliğini de resmine aktardı. Bu portre, Bouguereau'nun bu güne kadar sipariş üzerine yapmadığı tek portre. Ve birçok kişi tarafından, herhangi bir ressam tarafından, herhangi bir dönemde yapılmış en iyi portre olarak anılıyor. Hakları var, bu portre gerçekten insanın kanını donduruyor! 

Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
Resmin Adi : San Giorgio Maggiore by Twilight (1908)
Nerede : National Museum Cardiff, Cardiff, Galler
Boyutu : 65,2 cm x  92,4 cm
Monet, Venedik'e ikinci eşi Alice ile birlikte 1908 sonbaharında gitmişti. Her akşam gondolla kanallarda gezinip, manzaranın tadını çıkardılar. Monet, Venedik'i çok sevmişti. Hatta buraya daha gençken, daha arsızken gelmiş olmayı dilemişti. Monet'nin Venedik'te yaptığı muhteşem resimler, O'nun için yeterli değildi, aceleye gelmişti. Monet'ye göre Venedik daha fazlasını hakediyordu. (Venedik resimleri Günde 1 Resim facebook albümünde) Bu resim Venedik'e güney doğudan girerken görünen manzarayı yansıtıyor. Solda heybetli San Giorgio Maggiore Bazilikası, hemen sağda Santa Maria della Salute ve belli belirsiz kubbeleri görünüyor. Tam da akşam basmak üzereyken, alacakaranlık vakti ortaya çıkan bu renkler Monet için mükemmel bir konu olmuş. Monet’nin hayatını “The Water Lily Pond” resmi vesilesiyle30 Mart‘ta anlatmıştım. 13 Haziran‘da “The Houses of Parliement” resmine, 5 Ağustos‘ta “Madame Monet and her Son” resmine, 31 Ağustos‘ta “The Corner of the Apartment” resmine, 26 Eylül‘de devasa “Reflections of Clouds on the Water-Lily Pond” resmine ve 18 Ocak‘ta izlenimciliği başlatan “Impression : Sun Rise" resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)

Resmin Adi : San Giorgio Maggiore by Twilight (1908)

Nerede : National Museum Cardiff, Cardiff, Galler

Boyutu : 65,2 cm x  92,4 cm

Monet, Venedik'e ikinci eşi Alice ile birlikte 1908 sonbaharında gitmişti. Her akşam gondolla kanallarda gezinip, manzaranın tadını çıkardılar. Monet, Venedik'i çok sevmişti. Hatta buraya daha gençken, daha arsızken gelmiş olmayı dilemişti. Monet'nin Venedik'te yaptığı muhteşem resimler, O'nun için yeterli değildi, aceleye gelmişti. Monet'ye göre Venedik daha fazlasını hakediyordu. (Venedik resimleri Günde 1 Resim facebook albümünde) Bu resim Venedik'e güney doğudan girerken görünen manzarayı yansıtıyor. Solda heybetli San Giorgio Maggiore Bazilikası, hemen sağda Santa Maria della Salute ve belli belirsiz kubbeleri görünüyor. Tam da akşam basmak üzereyken, alacakaranlık vakti ortaya çıkan bu renkler Monet için mükemmel bir konu olmuş. Monet’nin hayatını “The Water Lily Pond” resmi vesilesiyle30 Mart‘ta anlatmıştım. 13 Haziran‘da “The Houses of Parliement” resmine, 5 Ağustos‘ta “Madame Monet and her Son” resmine, 31 Ağustos‘ta “The Corner of the Apartment” resmine, 26 Eylül‘de devasa “Reflections of Clouds on the Water-Lily Pond” resmine ve 18 Ocak‘ta izlenimciliği başlatan “Impression : Sun Rise" resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Amedeo Modigliani (1884-1920)
Resmin Adi : Chaim Soutine (1917)
Nerede : National Gallery of Art, Washington, ABD
Boyutu : 91,7 cm x 59.7 cm
Modigliani sadece kadınların portresini yapmıyordu elbette. Soyut dışavurumcu ressam Chaim Soutine ile çok yakın arkadaşlardı. O dönemlerde, kimsenin anlamadığı sanatlarını icra ederken, birbirlerine destek oldular, birbirlerini yüreklendirdiler. Modigliani, Soutine'in bir çok portresini yaptı, hatta hızını alamayıp bir tanesini bir kapının üzerine bile boyadı. Bu kadar sevgi ve hayat dolu olan Modigliani'nin hayatının çok genç ve çok acı sonlanması haksızlık. Hayatının aşkı Jeanne Hebuterne'i konu aldığı portreler, bugün 30 milyon dolara alıcı buluyor. Halbuki onu hayatının son günlerine sürükleyen şey parasızlıktı. Modigliani ve Hebuterne'in insanı “Love Story” kadar üzen hikayelerini  8 Mayıs‘ta “Jeanne Hebuterne with Necklace" resmi eşliğinde anlatmıştım. 24 Haziran‘da "Portrait of Jeanne Hebuterne"  ve 16 Kasım‘da ise "Female Nude” resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın. 

Ressam : Amedeo Modigliani (1884-1920)

Resmin Adi : Chaim Soutine (1917)

Nerede : National Gallery of Art, Washington, ABD

Boyutu : 91,7 cm x 59.7 cm

Modigliani sadece kadınların portresini yapmıyordu elbette. Soyut dışavurumcu ressam Chaim Soutine ile çok yakın arkadaşlardı. O dönemlerde, kimsenin anlamadığı sanatlarını icra ederken, birbirlerine destek oldular, birbirlerini yüreklendirdiler. Modigliani, Soutine'in bir çok portresini yaptı, hatta hızını alamayıp bir tanesini bir kapının üzerine bile boyadı. Bu kadar sevgi ve hayat dolu olan Modigliani'nin hayatının çok genç ve çok acı sonlanması haksızlık. Hayatının aşkı Jeanne Hebuterne'i konu aldığı portreler, bugün 30 milyon dolara alıcı buluyor. Halbuki onu hayatının son günlerine sürükleyen şey parasızlıktı. Modigliani ve Hebuterne'in insanı “Love Story” kadar üzen hikayelerini  8 Mayıs‘ta “Jeanne Hebuterne with Necklace" resmi eşliğinde anlatmıştım. 24 Haziran‘da "Portrait of Jeanne Hebuterne"  ve 16 Kasım‘da ise "Female Nude” resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın. 

Ressam : Michelangelo (1475-1564)
Resmin Adi : Creation of the Sun, Moon and plants  (1511)
Nerede : Sistina Şapeli, Vatikan
Boyutu : 4,8 m x 2,3 m
Sistine Şapel tavanındaki yaradılış hikayelerinden biri de bu, güneş, ay ve bitkilerin yaradılışı. Michelangelo, tıpkı “İlk Günah ve Cennetin Bahçesinden Aforoz” resimde iki günü birlieştirdiği gibi, bu resimde de yaradılıştaki 4. ve 5. günleri bir arada anlatıyor.  Sağ taraftaki tanrı, tüm kudreti ve heybetli hayliyle güneş ve ayı birbirinden ayırıyor! Michelangelo'nun tanrı tasvirlerinin benzersiz olduğu söylemiştim, her zaman aksiyon halinde ve yakıp yıkıyor. Aziz ve ulu bir tasvirle bize yukarıdan bakmıyor. Peki sağdaki Tanrı da, en az Jennifer Lopez'inki kadar dikkat çeken poposuyla soldaki kim? O da Tanrı! İşte tam o anda sağ kolunu bitkilere doğru uzatmış, dünyaya sebzeler, meyveler bahşediyor. Michelangelo'dan başka Tanrı'yı bu açıdan çizmeye kim cesaret edebilirdi ki? Bu gerçekçi hikaye anlatma üslubunu, Rönasans gibi Vatikan'ın, din adamlarının baskısı altında hayat bulmaya çalışan bir sanat ortamında, başarabilen bir kahramanım Michealgelo vardı. Leonardo bir hinlik yapıyorsa gizliyordu, ama Michelangelo'nunkiler gün gibi ortadaydı hep. Hem de saygısızlık yapmadan, küstah ve alaycı olmadan, en gerçekçi haliyle Tanrı'yı arkadan bile resmedebilecek bir o vardı. Hayranınım Michelangelo! Günde1Resim'de geçtiğimiz 11 ay içinde sadece çok beğendiğim ressamları anlattım ama bir sıralama yapmam gerekirse tüm zamanlar içinde en hayran kaldığım Michelangelo'ydu. Michelangelo'nun hayatını, 25 Mart’ta “Adem’in Yaradılışı” resmi eşliğinde anlatmıştım. 25 Mayıs’ta  “Son Yargılama”ya, 26 Temmuz’da“Prophet Ezekiel‘e, 25 Eylül’de “Original Sin and the Banishment from the Garden of Eden“a ve 25 Kasım'da Delphic Sibyl‘e yer vermiştir, hatırlamak isterseniz linklere tıklayın.  High-res

Ressam : Michelangelo (1475-1564)

Resmin Adi : Creation of the Sun, Moon and plants  (1511)

Nerede : Sistina Şapeli, Vatikan

Boyutu : 4,8 m x 2,3 m

Sistine Şapel tavanındaki yaradılış hikayelerinden biri de bu, güneş, ay ve bitkilerin yaradılışı. Michelangelo, tıpkı “İlk Günah ve Cennetin Bahçesinden Aforoz” resimde iki günü birlieştirdiği gibi, bu resimde de yaradılıştaki 4. ve 5. günleri bir arada anlatıyor.  Sağ taraftaki tanrı, tüm kudreti ve heybetli hayliyle güneş ve ayı birbirinden ayırıyor! Michelangelo'nun tanrı tasvirlerinin benzersiz olduğu söylemiştim, her zaman aksiyon halinde ve yakıp yıkıyor. Aziz ve ulu bir tasvirle bize yukarıdan bakmıyor. Peki sağdaki Tanrı da, en az Jennifer Lopez'inki kadar dikkat çeken poposuyla soldaki kim? O da Tanrı! İşte tam o anda sağ kolunu bitkilere doğru uzatmış, dünyaya sebzeler, meyveler bahşediyor. Michelangelo'dan başka Tanrı'yı bu açıdan çizmeye kim cesaret edebilirdi ki? Bu gerçekçi hikaye anlatma üslubunu, Rönasans gibi Vatikan'ın, din adamlarının baskısı altında hayat bulmaya çalışan bir sanat ortamında, başarabilen bir kahramanım Michealgelo vardı. Leonardo bir hinlik yapıyorsa gizliyordu, ama Michelangelo'nunkiler gün gibi ortadaydı hep. Hem de saygısızlık yapmadan, küstah ve alaycı olmadan, en gerçekçi haliyle Tanrı'yı arkadan bile resmedebilecek bir o vardı. Hayranınım Michelangelo! Günde1Resim'de geçtiğimiz 11 ay içinde sadece çok beğendiğim ressamları anlattım ama bir sıralama yapmam gerekirse tüm zamanlar içinde en hayran kaldığım Michelangelo'ydu. Michelangelo'nun hayatını, 25 Mart’ta “Adem’in Yaradılışı” resmi eşliğinde anlatmıştım. 25 Mayıs’ta  “Son Yargılama”ya, 26 Temmuz’da“Prophet Ezekiel‘e, 25 Eylül’de “Original Sin and the Banishment from the Garden of Eden“a ve 25 Kasım'da Delphic Sibyl‘e yer vermiştir, hatırlamak isterseniz linklere tıklayın. 

11. ay

Günde 1 Resim’de bugün 335. gün!

Projemi tamamlayıp, hayalimi gerçekleştirmeme sadece 1 ay kaldı. Hastalıkta, çadırda, uçakta, tatilde, konser gürültüsünde, başka kıtada koşuşturmanın ortasında… Her ne ortamda olursam olayım, her gün, o günün ruh haliyle seçtiğim 1 resmi anlatabildim. Tam da kendime söz verdiğim gibi, profesyonel iş hayatından ayrılmam, artık kendime zaman ayırabileceğimin bir garantisiydi, bir şey yapmalıydım. Günde 1 Resim, geriye dönüp baktığımda bunun bir ispatı olsun istemiştim. Oldu, geçtiğimiz 11 ayda kendi kişisel zevkime, resimlere günde en az 1-2 saat ayırmışım. Ne mutlu bana! Gerçekçi olmak gerekirse, başlangıçta bunu gerçekleştirmek o kadar uzak bir ihtimal olarak görünmüştü ki, kendime bol keseden bir söz vermiştim; “365 günü tamamlarsam bu projeyi kitap haline getireceğim!” Buyrun bakalım Oylum Hanım, basın kitabınızı! Bugüne kadar onca uygunsuz ortamda bile yazmayı başarabildiğime göre, son 1 ayda ölmez sağ kalırsam 365 günü tamamlayacağım ortaya çıktı. Kitap nerede basılır, nasıl basılır, bu işe sponsor bulunur mu… Hiç fikrim yok! Bu konuya da biraz zaman ayırmam gerekecek. Kitaptan önce mutlaka yapmam gereken şey ise, bu 365 resmi bir web sitesinde anlatımlarıyla birlikte bir araya toplamak. Tumblr'daki arşiv bölümü elbette çok işe yarıyor. O an ilginizi çeken resme tıklayıp, okurken bağlantıdan bağlantıya gidip vakit geçirebiliyorsunuz. Ancak bu resimler, dönemlerine, akımlarına, ressamlarına göre de listelenebilmeli, ressamların benim gözümden hayatları hemen bir tıkta okunabilmeli. Ansiklopedik, akademik bilgi değil, bana sohbet edecek konu lazım, genel kültür olsun, aklımda kalsın, eğlenceli olsun diyenler için bir kaynak olsun istiyorum. Bu konuda da çalışacağım. Peki, her gün kendi zevkim için ayırdığım bu saatler Günde 1 Resim bitince ne olacak? Farkında olduğunuz gibi, her gün anlattığım resimlere, daha önce yazdıklarımdan bilgi kopyalamıyorum, sadece link veriyorum, anlatacak yeterince ilginç bir şey yoksa, sırf yazmak için yazmıyorum. Sadece akılda kalabilecek, akılda kalsa anlamlı ve keyifli olacak şeyleri anlatıyorum. Bunun da bir ömrü var, zorlayınca benim adıma bu gerçekçilikte kalamaz. Dolayısıyla, Günde 1 Resim'in devam etmesi mümkün değil, bitmeli ki tadında kalsın. Ama bana yeni bir şey lazım, belli oldu ki her gün kendime bir söz verirsem, baya disiplinli davranıyorum, yani bunu sürdürebilirim. Oda belli. Günde1'ci gibi anılmak istemem ama 1 yıl önce gunde1resim.com ile birlikte gunde1fotograf.com alan adını da almıştım bile. Bu sefer başkalarına ait en sevdiklerimi değil, kendi çektiğim fotoğraflardan en sevdiklerimi her gün düzenli olarak yayınlıyor olacağım. Arvişlerde kalmış fotoğraflarım, gün güzüne çıksın, her gün gittiğim bir yeri, çektiğim o fotoğrafı hatırlayayım istiyorum. Bu konuda şimdiden heyecanlanmaya başladım. Umarım onu da beğenir ve böyle ilgiyle takip edersiniz.

Gelelim 11.ay resmine, bu ay sıra Michelangelo’da biliyorsunuz :)

1. ay dönümünde Michelangelo’dan”Creation of Adam”

2. ay dönümünde Leonarda’dan “Virgin of the Rock”

3. ay dönümünde Michelangelo’dan “The Last Judgement”

4. ay dönümü için Leonardo’dan “Mona Lisa”

5. ay dönümü için Michelangelo’dan “Prophet Ezekiel”

6. ay dönümü için Leonardo’dan “The Last Supper”

7. ay dönümü için Michelangelo’dan “Original Sin and the Banishment from the Garden of Eden”

8. ay dönümü için ise Leonardo’dan “Self-portrait in red chalk”

9. ay dönümü için Michelangelo’dan “Delphic Sibyl”

10. ay dönümü için Leonardo’dan “St. John the Baptist”

11. ay dönümü için Michelangelo'dan “Creation of the sun, moon and planets"i seçtim. 

Okuyan, değer veren herkese teşekkürler.

Sevgilerimle,

Oylum Yüksel

Ressam : Frida Kahlo (1907-1954)
Resmin Adi : The Suicide of Dorothy Hale (1938-39)
Nerede. : Phoenix Art Museum, Phoenix, ABD
Boyutu : 60,4 cm x 48,6 cm
Arkadaşı Dorothy Hale'in intiharı, o dönemde Rivera ile evliliği çankantılı olan Frida'yı derinden etkilemişti. Ve belki kendi aklından da geçen intihar düşüncelelerini aktarmak için bu resmi kullandı. Dorothy Hale, dillere destan güzelliği olan bir kadındı. Zengin eşi sayesinde sosyeteye girmişti ancak onun amacı aktrist olmaktı. Amma velakin çok veteneksiz olduğu söyleniyor, ve de bahtsız. Kocasını bir trafik kazasında kaybettikten sonra hem maddi hem de manevi olarak çöktü. Üzerine birkaç başarısı ilişki onu bitirdi. İntihar ettiği gece, en sevdiği arkadaşlarını evine çağırdı, uzun bir yolculuğa çıkacağını, bundan önce vedalaşmak istediği söyledi. Evdeki güzel sohbetten sonra, yine arkadaşlarıyla Oscar Wilde'ın oyununa gitti. Aktrist olamamıştı belki ama izlemek de harikaydı onun için belli ki. Arkadaşları geceye partide devam ederken, o gece 1 gibi evine döndü. Tüm yakınlarına tek tek mektup yazdı, avukatına vasiyetini yazdı. İtinayla ve kararlılıkla o geceye hazırlandı resmen. Sonrasında ise Hampshire House'un 16. katında bulunan dairesinin camından kendini aşağı bıraktı. Üzerinde en sevdiği elbisesi vardı. Oyun yazarı, Vanity Fair'in yayıncısı aynı zamanda kongre üyesi olan Clare Boothe Luce, Dorothy'nin çok yakın arkadaşıydı. Arkadaşı olduğunu bildiği Frida'dan Dorothy'yi anmak için bir resim yapmasını istedi, Luce bu resmi Dorothy'nin annesine hediye edip, taziyelerini sunacaktı, kızını Frida'nın resminde ölümsüzleştirmiş olacaktı. Frida zevkle işi kabul etti, dedim ya o dönem  kendi kafası da karışık olduğundan aklında bir sürü fikir vardı. Frida, Luce'ye “ex-voto” tarzında yapacağını söyledi, bunun Frida'nın istediği şekilde yapılacak güzel bir portre olacağını düşünen Luce anlamadan tamam dedi. Halbuki “ex-voto” standart bir resim tarzı değildi, ölüm-kaza gibi olay anlarını tüm çıplaklığı ile anlatmak, altına bu konuda bir de yazı yazmaktı. Luce resmi görünce elbette çıldırdı. Dorothy'nin annesine, kızının an be an düşüşünü gösteren, yerde kanlar içinde yatan halini nasıl gösterecekti. Resmin altında şöyle yazıyordu: “21 Ekim 1938'de New York'ta sabah saat 6'da, Dorothy Hale kendini Hampshire House'daki dairesinin pencereden atlayarak intihar etmiştir. Bu resim onun anısına Frida Kahlo tarafından yapılmıştır”. Frida'ya bakın siz, resmi yaptıran Luce'den bahsetmemiş bile, sanatçı egosu… Luce önce resmi yakıp yırtmak istedi, sakinleştikten sonra düzeltme ise yaptırır: “Bu resim Clare Boothe Luce tarafından, Dorothy'nin annesi için, Frida Kahlo'ya yaptırılmıştır”. Luce, resmi yine de korkunç bulur, Dorothy'nin annesine veremez, arkadaşı Frank Crowninshield'e verir. Frank vefat ettikten sonra, resim bir süre ortalıkta görünmez. Bir gün Phoenix Müzesi'nin kapısında beliriverir. Müze elbette o gün bugün resme gözü gibi bakıyor. Resimdeki üç boyut etkisi çok etkili. Dorothy'nin atladığı, düşmekte olduğu ve düştüğü 3 hali de görünüyor. Yerde yatan hali, resmin neredeyse önünde gibi. Çerçeveyi boyaması ve çerçevede kanın izlerinin aşağıdan yukarı yayılma hissi tam Frida'ya yakışır fikirler. Çılgın kadın Frida'nın hayatını 13 Nisan‘da “The two Fridas" resmi eşliğinde anlatmıştım. Onu resme başlatan, ilk otoportresini ise 30 Haziran'da anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  High-res

Ressam : Frida Kahlo (1907-1954)

Resmin Adi : The Suicide of Dorothy Hale (1938-39)

Nerede. : Phoenix Art Museum, Phoenix, ABD

Boyutu : 60,4 cm x 48,6 cm

Arkadaşı Dorothy Hale'in intiharı, o dönemde Rivera ile evliliği çankantılı olan Frida'yı derinden etkilemişti. Ve belki kendi aklından da geçen intihar düşüncelelerini aktarmak için bu resmi kullandı. Dorothy Hale, dillere destan güzelliği olan bir kadındı. Zengin eşi sayesinde sosyeteye girmişti ancak onun amacı aktrist olmaktı. Amma velakin çok veteneksiz olduğu söyleniyor, ve de bahtsız. Kocasını bir trafik kazasında kaybettikten sonra hem maddi hem de manevi olarak çöktü. Üzerine birkaç başarısı ilişki onu bitirdi. İntihar ettiği gece, en sevdiği arkadaşlarını evine çağırdı, uzun bir yolculuğa çıkacağını, bundan önce vedalaşmak istediği söyledi. Evdeki güzel sohbetten sonra, yine arkadaşlarıyla Oscar Wilde'ın oyununa gitti. Aktrist olamamıştı belki ama izlemek de harikaydı onun için belli ki. Arkadaşları geceye partide devam ederken, o gece 1 gibi evine döndü. Tüm yakınlarına tek tek mektup yazdı, avukatına vasiyetini yazdı. İtinayla ve kararlılıkla o geceye hazırlandı resmen. Sonrasında ise Hampshire House'un 16. katında bulunan dairesinin camından kendini aşağı bıraktı. Üzerinde en sevdiği elbisesi vardı. Oyun yazarı, Vanity Fair'in yayıncısı aynı zamanda kongre üyesi olan Clare Boothe Luce, Dorothy'nin çok yakın arkadaşıydı. Arkadaşı olduğunu bildiği Frida'dan Dorothy'yi anmak için bir resim yapmasını istedi, Luce bu resmi Dorothy'nin annesine hediye edip, taziyelerini sunacaktı, kızını Frida'nın resminde ölümsüzleştirmiş olacaktı. Frida zevkle işi kabul etti, dedim ya o dönem  kendi kafası da karışık olduğundan aklında bir sürü fikir vardı. Frida, Luce'ye “ex-voto” tarzında yapacağını söyledi, bunun Frida'nın istediği şekilde yapılacak güzel bir portre olacağını düşünen Luce anlamadan tamam dedi. Halbuki “ex-voto” standart bir resim tarzı değildi, ölüm-kaza gibi olay anlarını tüm çıplaklığı ile anlatmak, altına bu konuda bir de yazı yazmaktı. Luce resmi görünce elbette çıldırdı. Dorothy'nin annesine, kızının an be an düşüşünü gösteren, yerde kanlar içinde yatan halini nasıl gösterecekti. Resmin altında şöyle yazıyordu: “21 Ekim 1938'de New York'ta sabah saat 6'da, Dorothy Hale kendini Hampshire House'daki dairesinin pencereden atlayarak intihar etmiştir. Bu resim onun anısına Frida Kahlo tarafından yapılmıştır”. Frida'ya bakın siz, resmi yaptıran Luce'den bahsetmemiş bile, sanatçı egosu… Luce önce resmi yakıp yırtmak istedi, sakinleştikten sonra düzeltme ise yaptırır: “Bu resim Clare Boothe Luce tarafından, Dorothy'nin annesi için, Frida Kahlo'ya yaptırılmıştır”. Luce, resmi yine de korkunç bulur, Dorothy'nin annesine veremez, arkadaşı Frank Crowninshield'e verir. Frank vefat ettikten sonra, resim bir süre ortalıkta görünmez. Bir gün Phoenix Müzesi'nin kapısında beliriverir. Müze elbette o gün bugün resme gözü gibi bakıyor. Resimdeki üç boyut etkisi çok etkili. Dorothy'nin atladığı, düşmekte olduğu ve düştüğü 3 hali de görünüyor. Yerde yatan hali, resmin neredeyse önünde gibi. Çerçeveyi boyaması ve çerçevede kanın izlerinin aşağıdan yukarı yayılma hissi tam Frida'ya yakışır fikirler. Çılgın kadın Frida'nın hayatını 13 Nisan‘da “The two Fridas" resmi eşliğinde anlatmıştım. Onu resme başlatan, ilk otoportresini ise 30 Haziran'da anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 

Ressam : Franz Stuck (1863-1928)
Resmin Adi : Mary with a red Hat (1902)
Nerede : Özel Koleksiyon
Boyutu : 31 cm x 29 cm
Franz Stuck gibi çizgisi çok belli bir ustayı bile ara sıra yoldan çıkaran, Frida'nınkiler gibi capcanlı resimler yapmaya iten bir şeyler olabilir, mesela çok sevdiği ailesi. Resimlerinde, izlenimcilik, kübizm ya da sembolizm gibi gerçekçilik içermeyen akımlar üzerinde çalışmış ressamların, aslında gerçekçi resim çizmede de ne kadar başarılı olduklarını, sadece tercih etmediklerini bize hatırlatmaları çok hoşuma gidiyor. Stuck’ın hayatını “The Guardians of Paradise” resmi eşliğinde 27 Mayıs‘ta anlatmıştım. 26 Ağustos‘ta “The Sin”, 10 Kasım‘da ise “Salome" resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Franz Stuck (1863-1928)

Resmin Adi : Mary with a red Hat (1902)

Nerede : Özel Koleksiyon

Boyutu : 31 cm x 29 cm

Franz Stuck gibi çizgisi çok belli bir ustayı bile ara sıra yoldan çıkaran, Frida'nınkiler gibi capcanlı resimler yapmaya iten bir şeyler olabilir, mesela çok sevdiği ailesi. Resimlerinde, izlenimcilik, kübizm ya da sembolizm gibi gerçekçilik içermeyen akımlar üzerinde çalışmış ressamların, aslında gerçekçi resim çizmede de ne kadar başarılı olduklarını, sadece tercih etmediklerini bize hatırlatmaları çok hoşuma gidiyor. Stuck’ın hayatını “The Guardians of Paradise” resmi eşliğinde 27 Mayıs‘ta anlatmıştım. 26 Ağustos‘ta “The Sin”, 10 Kasım‘da ise “Salome" resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Franz Stuck (1863-1928)
Resmin Adi : Salome (1906)
Nerede : Stadtische Galerie im Lenbachhaus, Münih, Almanya
Boyutu : 115,5 cm x 62,5 cm
İyi bir Stuck resmi görmek için illa Münih'e gitmek gerekiyor sanırım! Bir başka deyişle Münih'e gitme fırsatınız olursa en az bir Stuck görmeden dönmeyin! Femme Fatale yani baştan çıkaran, birlikte oldun mu başını büyük dertlere sokacak ünlü kadınlardan biri de Salome'du. Salome mitolojide Herodias'ın kızıdır. Kral Hirodes, kardeşinin karısı olan Herodias ile evlenir. Aziz Yahya, bu evliliğin geçersiz olduğunu söyler ve evliliği lanetler. Bu bilge adamdan gelen sözler çifti rahatsız eder. Hirodes Yahya'yı (John the Baptist) zindana kapattırır, Herodias ise Yahya'nın idam edilmesini ister. Salome ise tüm bu olaylar arasında, Kral Hirodes'in ona karşı ilgisinden rahatsızdır. Salome cinsel istismara uğrayan zavallı bir kız mıydı yoksa bir femme fatale miydi bilinmez! Ama bu Salome karakteri İncil'de yer bulmuştur ve cinsel anlamda aşırıya kaçan danslarından söz edilmiştir. Oscar Wilde ise Salome karakterinden bir oyun bile yazmıştır. Stuck'ın Salome yorumu da fazlasıyla baştan çıkarıcı görünüyor. Stuck'tan “The Guardians of Paradise” resmi vesilesiyle 27 Mayıs‘ta bahsetmiştim. 26 Ağustos'ta ise “The Sin” resmine yer vermiştim. Franz Stuck'ın resimlerine aşina değilseniz mutlaka linklere tıklayın ve bahsettiğim diğer resimlerini de görün isterim.     High-res

Ressam : Franz Stuck (1863-1928)

Resmin Adi : Salome (1906)

Nerede : Stadtische Galerie im Lenbachhaus, Münih, Almanya

Boyutu : 115,5 cm x 62,5 cm

İyi bir Stuck resmi görmek için illa Münih'e gitmek gerekiyor sanırım! Bir başka deyişle Münih'e gitme fırsatınız olursa en az bir Stuck görmeden dönmeyin! Femme Fatale yani baştan çıkaran, birlikte oldun mu başını büyük dertlere sokacak ünlü kadınlardan biri de Salome'du. Salome mitolojide Herodias'ın kızıdır. Kral Hirodes, kardeşinin karısı olan Herodias ile evlenir. Aziz Yahya, bu evliliğin geçersiz olduğunu söyler ve evliliği lanetler. Bu bilge adamdan gelen sözler çifti rahatsız eder. Hirodes Yahya'yı (John the Baptist) zindana kapattırır, Herodias ise Yahya'nın idam edilmesini ister. Salome ise tüm bu olaylar arasında, Kral Hirodes'in ona karşı ilgisinden rahatsızdır. Salome cinsel istismara uğrayan zavallı bir kız mıydı yoksa bir femme fatale miydi bilinmez! Ama bu Salome karakteri İncil'de yer bulmuştur ve cinsel anlamda aşırıya kaçan danslarından söz edilmiştir. Oscar Wilde ise Salome karakterinden bir oyun bile yazmıştır. Stuck'ın Salome yorumu da fazlasıyla baştan çıkarıcı görünüyor. Stuck'tan “The Guardians of Paradise” resmi vesilesiyle 27 Mayıs‘ta bahsetmiştim. 26 Ağustos'ta ise “The Sin” resmine yer vermiştim. Franz Stuck'ın resimlerine aşina değilseniz mutlaka linklere tıklayın ve bahsettiğim diğer resimlerini de görün isterim.    

Ressam : Antonio Mancini (1852-1930)
Resmin Adi : Il Saltimbanco (1879)
Nerede. : Philadelphia Museum of Art, Philadelphia, ABD
Boyutu : 203,8 cm x 110,8 cm
İtalyan dahi Mancini'nin hastalanmadan önce yaptığı resimlerden biri bu. Bu resme bakınca,  ona bu dönemlerde neden “yaşayan en yetenekli ressam” olarak anıldığını anlıyorum. Saltimbanco ismi bizim meşhur Cirque du Soleil gösterilerinden aşina olduğumuz bir isim. Saltimbanco, İtalyanca “saltare in banco” yani bankın üzerinden atlayan anlamına geliyor. Mancini Napoli'de olduğu dönemde, fakir, küçük çocukların, sirklerde, sokak eğlencelerinde çalıştığına şahitlik etmiş ve bu konudan çok etkilenmiş. Resimde çocuğun ait olmadığı bir ortamda, kendini rahat hissetmediği gösteri kıyafetleri içinde, kendini koruyan, ellerini kavuşturmuş halini görüyoruz. Elinde de bir tavuskuşu tüyü, yaptığı akrobatik hareketlerden çarpılmış, çizilmiş bacaklarıyla, hüzünlü bir duruşu var.  Resmin sahibi Philadelphia müzesi, elleri göğsünde kavuşmuş bu duruşun, İsa'ya bir gönderme olduğunu düşünüyor. Tıpkı onun gibi acı geçen, bir küçük insan Saltimbanco. Mancini'nin hayatını muhteşem “Restling” resmi eşliğinde 1 Haziran‘da anlatmıştım. 4 Ağustos'ta ilginç oto-portresine, 8 Eylül'de ise “Portrait of a Child" resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  High-res

Ressam : Antonio Mancini (1852-1930)

Resmin Adi : Il Saltimbanco (1879)

Nerede. : Philadelphia Museum of Art, Philadelphia, ABD

Boyutu : 203,8 cm x 110,8 cm

İtalyan dahi Mancini'nin hastalanmadan önce yaptığı resimlerden biri bu. Bu resme bakınca,  ona bu dönemlerde neden “yaşayan en yetenekli ressam” olarak anıldığını anlıyorum. Saltimbanco ismi bizim meşhur Cirque du Soleil gösterilerinden aşina olduğumuz bir isim. Saltimbanco, İtalyanca “saltare in banco” yani bankın üzerinden atlayan anlamına geliyor. Mancini Napoli'de olduğu dönemde, fakir, küçük çocukların, sirklerde, sokak eğlencelerinde çalıştığına şahitlik etmiş ve bu konudan çok etkilenmiş. Resimde çocuğun ait olmadığı bir ortamda, kendini rahat hissetmediği gösteri kıyafetleri içinde, kendini koruyan, ellerini kavuşturmuş halini görüyoruz. Elinde de bir tavuskuşu tüyü, yaptığı akrobatik hareketlerden çarpılmış, çizilmiş bacaklarıyla, hüzünlü bir duruşu var.  Resmin sahibi Philadelphia müzesi, elleri göğsünde kavuşmuş bu duruşun, İsa'ya bir gönderme olduğunu düşünüyor. Tıpkı onun gibi acı geçen, bir küçük insan Saltimbanco. Mancini'nin hayatını muhteşem “Restling” resmi eşliğinde 1 Haziran‘da anlatmıştım. 4 Ağustos'ta ilginç oto-portresine, 8 Eylül'de ise “Portrait of a Child" resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 


Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)
Resim : The Bedroom (1888)
Nerede : Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda
Boyutu: 72 cm x 90 cm
Tahmin ediyorum, pek çoğumuzu Van Gogh'la tanıştıran, daha çocuk yaşta onu sevmemizi ve eğlenceli bulmamızı sağlayan bu resimdi. Arles'teki meşhur sarı evinde bulunan yatak odası. Van Gogh resmi yapmadan önce odayı itinayla dekore etmiş. Theo'ya yazdığı mektupta, resmin en önemli özelliğinin renkleri olduğunu söylemiş. Tek tek anlatmış, duvarlar solgun menekşe, yatak ve sandalyeler taze tereyağı renginde, kapılar lila… Bu gördüğünüz resim, Van Gogh'un anlattığı renklere uyacak şekilde düzenlenmiş bir versiyonu, resim orjinalini görebilmemiz için özellikle bunu koydum. Resmin bugünkü  halinde ise renklerde değişim var, araştırmacılar renklerde özellikle kırmızı pigmentin solduğunu söylüyor, işte bu sebeple lila olan kapı mavi, ve diğer renklerde de solgunluk var. Resmin bugünkü halini detaylı bir şekilde görmek isterseniz burada. Araştırmacılar, Van Gogh'un gözünden bir canlandırma yapmak için Arles'teli sarı evin bu odasını yeniden aslına uygun dekore etmişler, bu fotoğrafa bir bakın, bu harika odada kim yaşamak istemez ki! Van Gogh bu resimden itinayla 2 kopya daha yapmış, yani onun da favorilerinden. Yatak odasının pencerelerine dikkat ederseniz yeşil kepenkler kapalı. Duvardaki resimler de yine kendi yaptıklarından. Sağdaki portrelerden biri Paul-Eugene Milliet, diğeri Eugene Boch‘a ait. Tavanı özellikle basıp yapmış, Japon etkisi vermek için. Perspektif ise yine bilinçli olarak biraz garip. Evin sağ tarafı biraz yamukmuş, Van Gog sağ taraftan tavanı göstererek bu durumu da dahil etmiş resmine. Bu yer verdiğim 8. Van Gogh resmi oldu, 25 Şubat gelmeden mutlaka yer vermem gereken 2 resmi daha var. Van Gogh’un hayatını “Yıldızlı Gece” resmi eşliğinde 13 Mart‘ta anlatmıştım. Theo’nun oğlu için yaptığı Almond Blossom’a 26 Haziran‘da, Ayçiçekleri'ne 29 Temmuz‘da, The Courtesan’a  29 Ağustos‘ta, Sarı Ev’e 20 Eylül‘de, “Wheatfield with Crows”a 1 Kasım‘da ve “Trees and Undergrowth"a 26 Aralık'ta vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. Her resimde Van Gogh ile ilgili başka bir şey keşfedeceksiniz.
High-res

Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)

Resim : The Bedroom (1888)

Nerede : Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda

Boyutu: 72 cm x 90 cm

Tahmin ediyorum, pek çoğumuzu Van Gogh'la tanıştıran, daha çocuk yaşta onu sevmemizi ve eğlenceli bulmamızı sağlayan bu resimdi. Arles'teki meşhur sarı evinde bulunan yatak odası. Van Gogh resmi yapmadan önce odayı itinayla dekore etmiş. Theo'ya yazdığı mektupta, resmin en önemli özelliğinin renkleri olduğunu söylemiş. Tek tek anlatmış, duvarlar solgun menekşe, yatak ve sandalyeler taze tereyağı renginde, kapılar lila… Bu gördüğünüz resim, Van Gogh'un anlattığı renklere uyacak şekilde düzenlenmiş bir versiyonu, resim orjinalini görebilmemiz için özellikle bunu koydum. Resmin bugünkü  halinde ise renklerde değişim var, araştırmacılar renklerde özellikle kırmızı pigmentin solduğunu söylüyor, işte bu sebeple lila olan kapı mavi, ve diğer renklerde de solgunluk var. Resmin bugünkü halini detaylı bir şekilde görmek isterseniz burada. Araştırmacılar, Van Gogh'un gözünden bir canlandırma yapmak için Arles'teli sarı evin bu odasını yeniden aslına uygun dekore etmişler, bu fotoğrafa bir bakın, bu harika odada kim yaşamak istemez ki! Van Gogh bu resimden itinayla 2 kopya daha yapmış, yani onun da favorilerinden. Yatak odasının pencerelerine dikkat ederseniz yeşil kepenkler kapalı. Duvardaki resimler de yine kendi yaptıklarından. Sağdaki portrelerden biri Paul-Eugene Milliet, diğeri Eugene Boch‘a ait. Tavanı özellikle basıp yapmış, Japon etkisi vermek için. Perspektif ise yine bilinçli olarak biraz garip. Evin sağ tarafı biraz yamukmuş, Van Gog sağ taraftan tavanı göstererek bu durumu da dahil etmiş resmine. Bu yer verdiğim 8. Van Gogh resmi oldu, 25 Şubat gelmeden mutlaka yer vermem gereken 2 resmi daha var. Van Gogh’un hayatını “Yıldızlı Gece” resmi eşliğinde 13 Mart‘ta anlatmıştım. Theo’nun oğlu için yaptığı Almond Blossom’a 26 Haziran‘da, Ayçiçekleri'ne 29 Temmuz‘da, The Courtesan’a  29 Ağustos‘ta, Sarı Ev’e 20 Eylül‘de, “Wheatfield with Crows”a 1 Kasım‘da ve “Trees and Undergrowth"a 26 Aralık'ta vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. Her resimde Van Gogh ile ilgili başka bir şey keşfedeceksiniz.

Ressam : Marc Chagall (1887-1985)
Resmin Adi : View from a Window - Vitebsk (1908)
Nerede. :  View from a Window , Moskova, Rusya
Boyutu : 49 cm x 36,3 cm
Ailesi, “avukat  ol”, “doktor ol” diye tutturan ressamların bile, bu baskıdan kaçıp, hayalinden vazgeçmeden ressam olması çok ilham vericiyken, bir de Marc Chagall'ı düşünün. Vitebsk'li genç ressam adayı yahudi olduğundan, hem resim okulunun bulunduğu St.Petersburg'da yaşaması, hem de resim okulunda okuması yasaktı. Bu yapılan ayrımcılıklar, bugün herkesin utancı. Marc Chagall'daki azmi düşünün, tüm sisteme karşı gelip, bir yolunu buldu ve çok sevdiği resimden hiç vazgeçmedi. Resimlerinde, bir çocuğun hayal dünyası gibi görünen etkileyici komposizyonları vardı. Ama bu pencereden dışarı bakış da onun sevdiği konulardandı. Chagall’ın meşakatli hayatını ve “Kemancı” adlı “Damdaki Kemancı” müzikaline ilham veren resmini 16 Nisan‘da anlatmıştım. “Birthday” resmine 10 Haziran‘da, “I and the Village” resmine ise 3 Ekim‘de yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  

Ressam : Marc Chagall (1887-1985)

Resmin Adi : View from a Window - Vitebsk (1908)

Nerede. :  View from a Window , Moskova, Rusya

Boyutu : 49 cm x 36,3 cm

Ailesi, “avukat  ol”, “doktor ol” diye tutturan ressamların bile, bu baskıdan kaçıp, hayalinden vazgeçmeden ressam olması çok ilham vericiyken, bir de Marc Chagall'ı düşünün. Vitebsk'li genç ressam adayı yahudi olduğundan, hem resim okulunun bulunduğu St.Petersburg'da yaşaması, hem de resim okulunda okuması yasaktı. Bu yapılan ayrımcılıklar, bugün herkesin utancı. Marc Chagall'daki azmi düşünün, tüm sisteme karşı gelip, bir yolunu buldu ve çok sevdiği resimden hiç vazgeçmedi. Resimlerinde, bir çocuğun hayal dünyası gibi görünen etkileyici komposizyonları vardı. Ama bu pencereden dışarı bakış da onun sevdiği konulardandı. Chagall’ın meşakatli hayatını ve “Kemancı” adlı “Damdaki Kemancı” müzikaline ilham veren resmini 16 Nisan‘da anlatmıştım. “Birthday” resmine 10 Haziran‘da, “I and the Village” resmine ise 3 Ekim‘de yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  

Ressam : Camille Pissarro (1830-1883)
Resmin Adi : Boulevard des Italiens, Morning, Sunlight (1897)
Nerede : National Gallery of Art, Washington ABD
Boyutu : 73,2 cm x 92,1 cm
Pissarro bu yıllarda, Paris'in kalabalık sokaklarını bir pencereden gözetlercesine resmetmeye takıktı. Ardı ardına o kadar çok aynı açıdan resim yapıyordu ki, onu defalarca aynı manzarayı resmetmeye teşvik eden şeyin ışık ve renk olduğunu ispatlarcasına, resimlerine günün saatini ve mevsimi de not olarak ekliyordu. Örneğin bu bulvarın güneşli bir sabah saati. Daha önce Montmartre bulvarında yaptığı resimlere 2 kez yer vermiştim, bu da İtalyan Bulvarı'ndan. Pissarro çevresindekileri yüreklendirici mizacıyla, sadece izlenimcilerin değil, kendi ailesinden 9 ressamın da “babası” olmuştu. Pissarro'nun hayatını “The Boulevard Montmartre on a Winter Morning" resmi eşliğinde 22 Mart‘ta anlatmıştım. 25 Temmuz‘da "The Boulevard Montmartre at Night” ve “Self-portrait” resmine ise 1 Eylül‘de yer vermiştim, hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Camille Pissarro (1830-1883)

Resmin Adi : Boulevard des Italiens, Morning, Sunlight (1897)

Nerede : National Gallery of Art, Washington ABD

Boyutu : 73,2 cm x 92,1 cm

Pissarro bu yıllarda, Paris'in kalabalık sokaklarını bir pencereden gözetlercesine resmetmeye takıktı. Ardı ardına o kadar çok aynı açıdan resim yapıyordu ki, onu defalarca aynı manzarayı resmetmeye teşvik eden şeyin ışık ve renk olduğunu ispatlarcasına, resimlerine günün saatini ve mevsimi de not olarak ekliyordu. Örneğin bu bulvarın güneşli bir sabah saati. Daha önce Montmartre bulvarında yaptığı resimlere 2 kez yer vermiştim, bu da İtalyan Bulvarı'ndan. Pissarro çevresindekileri yüreklendirici mizacıyla, sadece izlenimcilerin değil, kendi ailesinden 9 ressamın da “babası” olmuştu. Pissarro'nun hayatını “The Boulevard Montmartre on a Winter Morning" resmi eşliğinde 22 Mart‘ta anlatmıştım. 25 Temmuz‘da "The Boulevard Montmartre at Night” ve “Self-portrait” resmine ise 1 Eylül‘de yer vermiştim, hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
Resmin Adi : Impression : Sun Rise (İzlenim : Gündoğumu) (1873)
Nerede : Musee Marmottan, Paris, Fransa
Boyutu : 48 cm x  63 cm
İşte o resim, izlenimciliğe adını veren, herşeyi başlatan bu resim! Monet, 1869'da başarısız kariyeri, zorlu özel hayatı, bir de üstüne parasızlık derken kendini Seine nehrine atıp, intihar etmişti. Tam bir çöküş! Anlatmıştım, hatırlarsınız. Ölmeyince şansını zorlamaya karar verdi, savaştan kaçıp Londra'ya gitti, Turner onu büyüledi. Paris'e geri döndüğünde sanat tarihini değiştirecek, Fransa'yı resim sanatında yep yeni bir yere taşıyacak dev adımını attı. Bu resme Impression yani İzlenim adını vermişti. Gözüyle gördüğünü, manzaranın açık havadaki görüntüsünü baz alarak değil de, ışığın ona sunduğu yanılsamayı resimlerine aktarmaya karar vermişti. Resmi görenler şoka girdi, dalga geçti. Aslını beceremediği için -miş gibi yapmış, izlenimini aktarmış dediler. İzlenimci sözü, bir hakaret gibi kullanılmaya başladı. Sonrasını biliyorsunuz, Salon'a kaşı gelen bir grup arkadaş bu tarzda resimler yapmayı sürdürdü, kendi sergilerini açtı ve dünyaya yepyeni bir akım kazandırdı. İlginç bir site buldum, resimdeki ışık ve renkler değiştiğinde yarattığı ilüzyonu anlatıyor. Bu linkte Monet'nin İzlenim resminin ışığıyla oynayabilirsiniz, diğer linkleri de karıştırırsanız, ilginç şeyler var. Monet’nin hayatını “The Water Lily Pond” resmi vesilesiyle30 Mart‘ta anlatmıştım. 13 Haziran‘da “The Houses of Parliement” resmine, 5 Ağustos‘ta “Madame Monet and her Son” resmine, 31 Ağustos‘ta “The Corner of the Apartment” resmine ve 26 Eylül‘de devasa “Reflections of Clouds on the Water-Lily Pond" resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)

Resmin Adi : Impression : Sun Rise (İzlenim : Gündoğumu)
 (1873)

Nerede : Musee Marmottan, Paris, Fransa

Boyutu : 48 cm x  63 cm

İşte o resim, izlenimciliğe adını veren, herşeyi başlatan bu resim! Monet, 1869'da başarısız kariyeri, zorlu özel hayatı, bir de üstüne parasızlık derken kendini Seine nehrine atıp, intihar etmişti. Tam bir çöküş! Anlatmıştım, hatırlarsınız. Ölmeyince şansını zorlamaya karar verdi, savaştan kaçıp Londra'ya gitti, Turner onu büyüledi. Paris'e geri döndüğünde sanat tarihini değiştirecek, Fransa'yı resim sanatında yep yeni bir yere taşıyacak dev adımını attı. Bu resme Impression yani İzlenim adını vermişti. Gözüyle gördüğünü, manzaranın açık havadaki görüntüsünü baz alarak değil de, ışığın ona sunduğu yanılsamayı resimlerine aktarmaya karar vermişti. Resmi görenler şoka girdi, dalga geçti. Aslını beceremediği için -miş gibi yapmış, izlenimini aktarmış dediler. İzlenimci sözü, bir hakaret gibi kullanılmaya başladı. Sonrasını biliyorsunuz, Salon'a kaşı gelen bir grup arkadaş bu tarzda resimler yapmayı sürdürdü, kendi sergilerini açtı ve dünyaya yepyeni bir akım kazandırdı. İlginç bir site buldum, resimdeki ışık ve renkler değiştiğinde yarattığı ilüzyonu anlatıyor. Bu linkte Monet'nin İzlenim resminin ışığıyla oynayabilirsiniz, diğer linkleri de karıştırırsanız, ilginç şeyler var. Monet’nin hayatını “The Water Lily Pond” resmi vesilesiyle30 Mart‘ta anlatmıştım. 13 Haziran‘da “The Houses of Parliement” resmine, 5 Ağustos‘ta “Madame Monet and her Son” resmine, 31 Ağustos‘ta “The Corner of the Apartment” resmine ve 26 Eylül‘de devasa “Reflections of Clouds on the Water-Lily Pond" resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)
Resmin Adı : Two Sisters - On the Terrace (1881)
Nerede : Art Institute of Chicago, Chicago, ABD
Boyutu : 100,5 cm x 81 cm
Renoir'ın terastaki iki kız kardeşi tasvir eden bu çarpıcı resmi bana hep başka bir dönemden gibi geliyor. Halbuki tam da Luncheon of the Boating Party'yi yaptığı yıldan. Renkler çok parlak, yüzler çok keskin. Fondaki manzara fazlasıyla izlenimci olduğundan, kızların tek renk kıyafetleri, yüzleri ve hatta gözleri neredeyse gerçekçi kalmış. Renoir’ın hayatını Dance at Le Moulin de la Galette resmi eşliğinde 12 Mart‘ta kısaca anlatmıştım. 6 Kasım‘da Luncheon of the Boating Party ve 11 Aralık‘ta The Theather Box resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. High-res

Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)

Resmin Adı : Two Sisters - On the Terrace (1881)

Nerede : Art Institute of Chicago, Chicago, ABD

Boyutu : 100,5 cm x 81 cm

Renoir'ın terastaki iki kız kardeşi tasvir eden bu çarpıcı resmi bana hep başka bir dönemden gibi geliyor. Halbuki tam da Luncheon of the Boating Party'yi yaptığı yıldan. Renkler çok parlak, yüzler çok keskin. Fondaki manzara fazlasıyla izlenimci olduğundan, kızların tek renk kıyafetleri, yüzleri ve hatta gözleri neredeyse gerçekçi kalmış. Renoir’ın hayatını Dance at Le Moulin de la Galette resmi eşliğinde 12 Mart‘ta kısaca anlatmıştım. 6 Kasım‘da Luncheon of the Boating Party ve 11 Aralık‘ta The Theather Box resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.

Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 )
Resmin Adi : Nude, Green Leaves and Bust (1932)
Nerede. : Özel Koleksiyon
Boyutu : 164 cm x 132 cm
Son iki gündür Feininger ve Hala Asaf gibi kübizm ile flörtleşen ressamların resimlerine yer verince, kübizmi damardan almak kaçınılmaz oldu. Zaten Picasso'dan en son yer verdiğim resmi de 1901'de, yani kübizmi keşfetmeden önce yaptığı resmiydi, fazlasıyla zamanı gelmişti. Resimdeki kadın Picasso'nun yıllarca sakladığı metresi Marie-Therese Walter. İlişkileri 1927'de başlamıştı ama Picasso onu arkadaşlarından bile gizledi, karısı Olga'ya laf gitmemeliydi. Walter'a feci şekilde düşkündü. İlişkilerinin 4. yılından itibaren de bir seri resmini ve heykelini yapmaya başladı. Resimdeki nü Walter, ve büst de Walter'a ait. Arka fonda mavi perdeler, gizli saklı, yani perdeler arkasındaki ilişkilerini yansıtıyor. Resmin çok romantik kısmı ise büstün arkasına düşen iki farklı gölgede. Dikkat ederseniz gölgelerden biri büstün soluna, diğeri sağına düşmüş. Işık kurallarna aykırı değil mi? Picasso'ya göre Walter'ın nü hali, tüm vücudundan öylesine ışık saçıyor ki, adeta tüm evreni aydınlatıyor. Gövdesinden çıkan ışığın gölgesi sağa, bacaklarından çıkan ışığın gölgesi ise sola vurmuş. Walter için oldukça gurur okşayıcı olmalı! Bu resim koleksiyoner  Frances Lasker Brody tarafından 1936'da satın alınmış ve Brody koleksiyonun bu en değerleri parçasını daima gözlerden uzak tutmuş. Sadece 1 kez, o da Picasso'nun 80. yaşı şerefine sergilenmiş. Brody 2009'da vefat ettiğinde hemen satılmasına karar verilmiş. Resim daha satışa çıkmadan 80 milyon dolar gibi bir para biçilmiş. Resim iki dev açık arttırma firması olan New York'tan Christies ve Londra'dan Sotheby’s arasında konkur konusu olmuş. Açık arttırma yapmaya hak kazanan Christies, resmi 4 Mayıs 2010'da tam 106,5 milyon dolara satmış. Bunun 95 milyon doları resim için, %12lik komisyon tutarı olan 11,5 milyon dolar ise garibim Christies'in masrafları için :) Sonuçta Londra o kadar şanslı bir şehir ki, resim bir koleksiyonerin olmasına rağmen, Tate Modern'e kiralanmış ve görülebilir durumda. Picasso’nun hayatını, eğlenceli Las Meninas resmi eşiliğinde 6 Mart‘ta anlatmıştım.  Les Demoiselles d’Avignon resmine 15 Haziran‘da, Guernica resmine 23 Ekim‘de ve The Wait - Margot resmine 8 Aralık‘ta yer vermiştim. Resimleri ve Picasso’yu hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın.  High-res

Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 )

Resmin Adi : Nude, Green Leaves and Bust (1932)

Nerede. : Özel Koleksiyon

Boyutu : 164 cm x 132 cm

Son iki gündür Feininger ve Hala Asaf gibi kübizm ile flörtleşen ressamların resimlerine yer verince, kübizmi damardan almak kaçınılmaz oldu. Zaten Picasso'dan en son yer verdiğim resmi de 1901'de, yani kübizmi keşfetmeden önce yaptığı resmiydi, fazlasıyla zamanı gelmişti. Resimdeki kadın Picasso'nun yıllarca sakladığı metresi Marie-Therese Walter. İlişkileri 1927'de başlamıştı ama Picasso onu arkadaşlarından bile gizledi, karısı Olga'ya laf gitmemeliydi. Walter'a feci şekilde düşkündü. İlişkilerinin 4. yılından itibaren de bir seri resmini ve heykelini yapmaya başladı. Resimdeki nü Walter, ve büst de Walter'a ait. Arka fonda mavi perdeler, gizli saklı, yani perdeler arkasındaki ilişkilerini yansıtıyor. Resmin çok romantik kısmı ise büstün arkasına düşen iki farklı gölgede. Dikkat ederseniz gölgelerden biri büstün soluna, diğeri sağına düşmüş. Işık kurallarna aykırı değil mi? Picasso'ya göre Walter'ın nü hali, tüm vücudundan öylesine ışık saçıyor ki, adeta tüm evreni aydınlatıyor. Gövdesinden çıkan ışığın gölgesi sağa, bacaklarından çıkan ışığın gölgesi ise sola vurmuş. Walter için oldukça gurur okşayıcı olmalı! Bu resim koleksiyoner  Frances Lasker Brody tarafından 1936'da satın alınmış ve Brody koleksiyonun bu en değerleri parçasını daima gözlerden uzak tutmuş. Sadece 1 kez, o da Picasso'nun 80. yaşı şerefine sergilenmiş. Brody 2009'da vefat ettiğinde hemen satılmasına karar verilmiş. Resim daha satışa çıkmadan 80 milyon dolar gibi bir para biçilmiş. Resim iki dev açık arttırma firması olan New York'tan Christies ve Londra'dan Sotheby’s arasında konkur konusu olmuş. Açık arttırma yapmaya hak kazanan Christies, resmi 4 Mayıs 2010'da tam 106,5 milyon dolara satmış. Bunun 95 milyon doları resim için, %12lik komisyon tutarı olan 11,5 milyon dolar ise garibim Christies'in masrafları için :) Sonuçta Londra o kadar şanslı bir şehir ki, resim bir koleksiyonerin olmasına rağmen, Tate Modern'e kiralanmış ve görülebilir durumda. Picasso’nun hayatını, eğlenceli Las Meninas resmi eşiliğinde 6 Mart‘ta anlatmıştım.  Les Demoiselles d’Avignon resmine 15 Haziran‘da, Guernica resmine 23 Ekim‘de ve The Wait - Margot resmine 8 Aralık‘ta yer vermiştim. Resimleri ve Picasso’yu hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın.